İnkilâpları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnkilâpları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Eylül 2025 Salı

Saltanatın Kaldırılması (Padişahlığın Kaldırılması)

Saltanatın kaldırılması veya padişahlığın kaldırılması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Kasım 1922'de kabul ettiği 308 numaralı "Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin, hukuku hâkimiyet ve hükümraninin mümessili hakikisi olduğuna dair" adlı kararnamesi ile gerçekleşmiştir. Saltanatın kaldırılmasıyla beraber Osmanlı İmparatorluğu resmen sona ermiştir.

VI. Mehmed'in Dolmabahçe Sarayı'ndan ayrılması, 1922

Saltanatın kaldırılmasına doğrudan doğruya yol açan olay, Türk Kurtuluş Savaşı'nın başarı ile sonuçlanmasından sonra toplanması öngörülen barış konferansına Ankara ve İstanbul hükûmetlerinin birlikte davet edilmeleridir.

17 Ekim tarihli bir telgrafla sadrazam Tevfik Paşa barış konferansında ortak bir tavır belirlemek amacıyla Mustafa Kemal'e başvurmuştur. 20 Ekim tarihli, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına hitap eden ikinci bir telgrafta Tevfik Paşa Babıali ile Büyük Millet Meclisi arasında amaç bakımından tam bir birlik olduğunu, Sevr Antlaşmasını iptal ettirmek ve işgalin sonuçlarını ortadan kaldırmak için beraberce mücadele edildiğini belirterek ulusal birliğin önemini vurgulamış ve vatan uğruna kişisel hırslardan vazgeçilmesi gerektiğini belirtmiştir.

28 Ekim'de İtilaf Devletleri İsviçre'nin Lozan kentinde toplanacak olan konferansa İstanbul ve Ankara hükûmetlerini resmen davet etmiştir. Bunun üzerine iki gün sonra toplanan TBMM, İstanbul hükûmetinin tasfiyesine yönelik 82 imzalı karar tasarısını görüşmüşse de aynı gün sonuç alamamış, ancak 1 Kasım tarihli toplantıda Mustafa Kemal'in sert müdahalesi üzerine saltanatın kaldırılmasına karar vermiştir. 

Kararname, ilga hükmünü geriye yürüterek "İstanbul'daki şeklî hükûmetin 16 Mart 1920'de tarihe intikal ettiğini" bildirmiştir. Aynı gün alınan bir başka Meclis kararıyla 1 ve 2 Kasım günleri milli bayram ilan edilmiştir. 

Mustafa Kemal'in ifadesine göre milletvekillerinin birçoğu saltanatın kaldırılması kararına karşı çıkmışlardır. Bakanlar kurulu başkanı Rauf Bey (Orbay) başta karşı çıktığı karara 29 Ekim'de Mustafa Kemal ile görüştükten sonra taraftar olmuştur. Buna karşılık liberal görüşleriyle tanınan Mersin vekili Selahattin Bey (Köseoğlu) sonuna kadar karara muhalif kalmıştır.

Gerek Rauf gerek Selahattin Beyler daha sonra kaleme aldıkları anılarında, cumhuriyete prensip olarak karşı olmadıklarını, ancak padişahlığı kişisel diktatörlük eğilimlerine karşı bir engel olarak gördükleri için kaldırılmasına muhalif olduklarını anlatırlar.

Hıyanet-i Vataniye Kanunu'nda 15 Nisan 1923'te yapılan bir değişiklikle, saltanatın lağvına dair kararnameye karşı sözle ve basın yoluyla muhalefet etmek vatan hainliği kapsamına alınmış ve idamla cezalandırılmıştır.

Kararnamenin ilanından sonra sadrazam Tevfik Paşa başkanlığında 4 Kasım günü son toplantısını yapan Osmanlı hükûmeti istifasını padişaha sunmuştur. 5 Kasım'da Ankara hükûmetinin İstanbul'daki temsilcisi Refet Paşa (Bele) tüm bakanlık danışmanlarını Divanyolu'ndaki Şark Mahfilinde toplayarak her türlü etkinliğe son vermelerini bildirilmiştir. 7 Kasım'da Babıali'deki başbakanlık dairesi devletçe boşaltılmış ve Osmanlı Devleti'nin resmî gazetesi olan Takvim-i Vekayi'nin yayınına son verilmiştir.

Sonuçları

VI. Mehmed, İngiliz savaş gemisiyle Malta'ya geliyor. 

9 Aralık 1922

Şeklen "halife" unvanını koruyan VI. Mehmed (Vahideddin) 10 Kasım'da son cuma selamlığına katılmış, ancak yaşamına ve özgürlüğüne yönelik tehditleri gerekçe göstererek 17 Kasım sabahı Boğaziçi'nde demirli bulunan İngiliz zırhlısı HMS Malaya aracılığıyla Malta'ya sığınmıştır.

19 Kasım'da TBMM, veliaht Abdülmecid Efendi'yi halife ilan etmiştir. 3 Mart 1924'te çıkarılan 431 sayılı Hilafetin İlgasına ve Hanedan-ı Osmani'nin Türkiye Cumhuriyeti Memalik-i Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun ile halifelik de lağvedilmiş ve tüm Osmanlı Hanedanı mensupları yurt dışına sürgün edilmiştir.

Görüşler

Atatürk

Mustafa Kemal Paşa, saltanatın kaldırılması müzakerelerinde şunları söyler:

"Hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye müzakereyle, münakaşa ile verilemez. Hakimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. 

Osmanoğulları zorla Türk milletinin hakimiyet ve saltanatına vaziülyed olmuşlardı. Bu tasallutlarını altı asırdan beri idame eylemişlerdir. Şimdi de, Türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, hakimiyet ve saltanatını isyan ederek kendi eline bilfiil almış bulunuyor. Bu bir emrivakidir. 

Mevzubahis olan, millete saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu behemehal olacaktır. Burada içtima edenler meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir."

Atatürk, Nutuk'un hadiseyi anlatan bölümünde millî harekete mâni olmaya çalışmış padişah ve sadrazamı bir dizi sert ifade ile tenkit eder ve aynı zamanda saltanat rejiminin miadını doldurduğunu ima eder: 

"Bütün menfaatlerini mülevves bir tahtın, çürümüş, çökmüş ayaklarına sarılmakta gören...", 

"idrakten mahrum, vicdandan mahrum, birtakım insanlar...", 

"ahmakça teklifat...", 

"sefil... adi bir mahluk... alçak...", 

"Aciz, adi, his ve idrakten mahrum...", 

''padişah ve halife olan Vahdettin, soysuzlaşmış, kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini düşlediği alçakça önlemler araştırmakta".


26 Şubat 2025 Çarşamba

ATATÜRK’ÜN TÜRK HARF İNKILÂBIYLA İLGİLİ KONUŞMASI

Atatürk, 9 Ağustos 1928 tarihinde Sarayburnu Parkı'nda düzenlenen aile eğlencesine katılmıştır. Orada bulunan bir bayanın defterinden istediği bir kâğıt parçasına bir şeyler karalar ve ayağa kalkarak şu şekilde hitap eder.

“Sevgili kardeşlerim!
Aranızda ne kadar mutlu olduğumu nasıl belirtsem bilmem ki… Duygularımı tek tek sözcüklerle açıklamış olayım; Sevinçliyim, duyguluyum ve de mutluyum. Bu durumun içimde yarattığı duyguları anında şöylece karaladım. Bunları içinizden bir yurttaşa okutacağım."

Mustafa Kemal Atatürk elindeki notları birine uzatır. Yani harflerle yazılmış notları verdiği genç okuyamayıp şaşırınca, geri alıp konuşmaya gencin kaldığı yerden devam eder.

"Yurttaşlarım! 

Bu yazdıklarım gerçek Türk kelimeleri ve bunlara yakışır Türk harfleriyle yazılmıştır. Kardeşiniz bunu hemen okumaya girişti; alışılmış değil, birden bire okuyamadı fakat çalışınca okuyabilir. İsterim ki bunu hepiniz on beş gün içinde öğrenesiniz.

Kardeşlerim, bizim ahenkli, zengin ve kıvrak dilimiz yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Yüzyıllardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulundurmaktan; aslında iyi anlaşılmayan ve anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak zorundayız. Bunu kavramak durumundayız. 

Kavradığımızın izlerine yakın zamanda bütün dünya tanık olacaktır. Buna kesinlikle inanıyorum.
Yeni Türk harfleriyle yazdığım bu notları bir arkadaşıma okutacağım, lütfen can kulağıyla dinleyiniz."

Mustafa Kemal Atatürk elindeki notları Falih Rıfkı Atay’a uzatır. Falih Rıfkı Atay’da ayağa kalkarak Mustafa Kemal Atatürk’ün yazdıkları notları okumaya devam eder.

İstanbul halkının bu geceki toplantısına katılmış olmaktan dolayı çok sevinçli ve çok mutluyum. Her zaman ve her yerde olduğu gibi bu gece burada da halk ile karşı karşıya gelince büyük ulu bir gücün etkisi altında kaldığımı duydum. 

Bu güç nedir?

Türk milletinin, Türk toplumunu kurup yoğuran yüksek insanların, coşkuların bir adara, bir erekte, bir amaçta birleşmesidir. Bu gücün bu kadar ortaklaşa olabilmesi, onun çok temiz ve çok soylu olması ile gerçekleşmiştir. 

Bu, benim ve bütün dünyanın gördüğü güç, besbelli ki en yüksek özellikle seçkin ve belirgindir.

Bu millet, bu nitelikte bir güç, bir canlılık gösterdiği zaman (tarihin.com), o milletin insanlık tarihinde yepyeni bir devre almakta olduğundan kimsenin kuşkusu kalmamalıdır.

"Yurttaşlarım ve Arkadaşlar!
Çok söz, uzun söz sadece bir şey için söylenir: Gerçeği anlamayanlara gerçeği getirmek için. Ben bu zamanı geçirdim. Şimdi sözden çok iş yapma vaktidir. 

Artık benim için, hepimiz için çok söz söylemenin gereksiz olduğu kanısındayım. Bundan sonra bizim için çalışmak, kalkınmak, yürümek ve ilerlemek gerekmektedir. Çok işler yapılmıştır, fakat bugün yapmak zorunda olduğumuz iş son değil, ama çok gerekli bir iş daha vardır.

Yeni Türk harfleri çabuk ve hızlı bir şekilde öğrenmelidir. Bütün millete, vatandaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya her kim olursa herkese öğretiniz. Bu görevi yurtseverlik, vatanseverlik ve ulusçuluk ödevi olarak biliniz. 

Bu ödevi yerine getirirken düşününüz ki, bir ulusun, bir toplumun yüzde onu, yüzde yirmisi okuma yazma bilir, yüzde sekseni bilmez durumdadır. Bu durumdan insan olarak utanılmalıdır.

Bu millet, bu halk utanmak için yaratılmış bir ulus değildir. Övünmek için yaratılmış, tarihi övünçlerle dolmuş bir millettir. Ama bu milletin yüzde sekseni okuma yazma bilmiyorsa bunu sorumlusu bizde değilizdir. 

Türk'ün öz yapısını, karakterini anlamayarak kafasını birtakım zincirlerle sarmaya çalışanlardır. Artık geçmişin düzensizliklerini, yanlışlıklarını kökünden kazımak, temizlemek dönemindeyiz. Yapılan tüm yanlışlıkları düzelteceğiz. 

Yanlışların düzeltilmesinde bütün milletin ve yurttaşlarımızın çalışmasını isterim. En çok bir yıl, iki yıl içinde bütün Türk toplumu yeni harfleri öğrenmiş olacaktır. Milletimiz yazısıyla ve kafasıyla bütün medeniyet dünyasının yanında olduğunu gösterecektir."

Mustafa Kemal Atatürk'ün Sarayburnu Parkı'nda yaptığı bu konuşmadan kısa bir süre sonra 1 Kasım 1928 tarihinde yeni Türk harfleri kabul edilerek, Türk ulusunun geleceğe güvenle bakarak sağlam adımlarla ilerlemesini sağlayacak yeni ufuklar açılmıştır.

24 Şubat 2025 Pazartesi

İnkılapçılık nedir?

İnkılap, bir toplumun önemli kurumlarını kısa bir süre içinde değiştirip kendini yenileştirmesi atılımıdır. Tarihte önemli, büyük inkılaplar görülmüştür. Atatürk yönetimindeki Türk milleti de tarihteki en önemli inkılaplardan birini gerçekleştirmiştir.

Bir toplumda durup dururken inkılap yapılmaz, inkılapların tarihten gelen büyük sebepleri vardır. Türkler bir zamanlar çağın önemli devletlerinden birini kurmuşlardı. Bu devlet yüzlerce yıl dünyanın sayılı güçlerinden biri olarak kaldı. Ama Batı'da gelişen akıl ve bilim çağına ayak uyduramadığı için geride kalmaya, güçsüzleşmeye başladı. Çok uluslu bir yapıda olduğundan milli bir birlik kuramadı. Devleti kurtarmak isteyenler, hep eski düzen ve belli kalıplar içinde değişiklikler yaptılar. Oysa yapıyı değiştirmek gerekti ve bu kaçınılmazdı.

Birinci Dünya Savaşı sonu yenilgi ve parçalanma, Atatürk'e, Türk milletini bir araya getirip mücadele etme ve yapıyı yenileme düşüncesini ve bunu gerçekleştirme azmini vermiştir. Eski yapıyı yeniden kurmak mümkün olmadığı için ard arda büyük inkılaplar yapılmıştır.

Atatürk'e göre 
"İnkılap milletin esenliği için halk adına yapıldı". "Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen modern ve bütün anlamı ve biçimiyle uygar bir toplumsal heyet durumuna getirmektir". Öyleyse inkılap, modernleşme ve çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak için yapılacaktır. Gerçekten, gördüğünüz büyük yenilik hareketleri, hep inkılapçı bir tutum ve davranışla yapılmıştır.

Türk Milleti iyiye, doğruya, güzele daha fazla yaklaşmak, bunlara erişmek için inkılapçılığa bağlı ve tam bir inkılapçı olarak kalmalıdır. Öyleyse inkılapçılık nedir? Atatürk'e göre, 
"Gerçek inkılapçılık onlardır ki, ilerleme ve yenileşme inkılabına sevk etmek istedikleri insanların, ruh ve vicdanlarındaki gerçek eğilime nüfuz etmesini bilirler".

Demek ki, inkılapçı, ruhlara ve vicdanlara seslenecek, insanları bu yolda yönlendirecektir. Atatürk inkılabını sürdürebilmek, inkılapçı ruh ve yapıyı, coşkuyu her zaman duymakla, hedefleri belirleyip bu hedeflere ulaşma yolunda çalışmakla olur.

Türk inkılabının üstün ve yüce amacını her zaman kavramaya çalışmalıdır. Durmadan ve her zaman yenilik yolunda ileriye doğru gidilecektir, işte Atatürk'ün temel ilkelerinden biri de budur. Türk inkılabının korunması, geliştirilmesi ve ilerletilmesi şarttır. Atatürk bundan emindi ve şöyle diyordu: 
"İnkılabın hedefini kavramış olanlar, daima onu muhafazaya muktedir olacaklardır".

Evet, bu özlü sözlerin ışığında, bilinçli inkılapçılık Türk milletinin geleceği olmalıdır.

Atatürk'ün İnkılapçılık ile ilgili bazı sözleri

- 
"Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve görünüşüyle uygar bir toplum haline ulaştırmaktır." (1925)

- 
"Biz büyük bir inkılap yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük." (1925)

20 Ocak 2025 Pazartesi

Türk Harflerinin Kabulü (1 Kasım 1928)

 Türk Harflerinin Kabulü (1 Kasım 1928) 

Arap harflerinin kullanımı sırasında, yazı kimi zaman yetesiz kalıyordu. Arap harfleri çoğu Türkçe ifadelerle uyuşmuyordu. Arap harfleri ile okuma-yazma öğrenmek zordu ve uzun zaman alıyordu. 1 Kasım 1928'de "Türk Harfleri Hakkında Kanun" kabul edildi. 1929 yılında yurdun her tarafında "Millet Mektepleri" açılmaya başlandı. Latin Alfabesi'nin kabulü ile ulusal eğitim yolunda bir adım daha atıldı. Arap kültürünün Türk kültürü üzerindeki etkisi iyice azaldı. Batı kültürüne ait eserlerin okunması ve çevirileri kolaylaştı. Batı kültürüne yakınlaşma sağlanmış oldu.

Türk Tarih Kurumu'nun Kuruluşu (12 Nisan 1931) 

Türk Tarih Kurumu'nun kurulmasındaki amaç neydi? 

- Türklerin dünya medeniyetine olan katkılarını ispatlamak ve böylece Türklerin dünyadaki yerini ortaya koymak. 

- Türk tarihini en eski devirlerden itibaren alıp milli bir tarih meydana getirmek. 

- Avrupa'da yaygın olan Türklerin sarı ırktan olduğu, bilgi ve becerilerinin olmadığı anlayışını değiştirmek. 

- Ermeni ve Rumların Anadolu'nun kendilerine ait olduğu düşüncesini çürütmek. 

- Anadolu'nun tarihin en eski devirlerinden itibaren Türklere ait olduğunu ispatlamak. 

- Türkler tarafından kurulan uygarlıkları araştırıp bunları ulusa ve dünyaya tanıtmak.

Türk Dil Kurumu'nun Kuruluşu 

Türk Dil Kurumu'nun Kurulmasındaki amaç neydi? 

- Dildeki ikiliğe son vererek toplumdaki bireyler ile ülke yöneticileri, aydınlarla halk arasındaki iletişimi kolaylaştırmak. 

- Sade duru ve kolay anlaşılır bir dil oluşturmak. 

- Siyasal alanda sağlanan bağımsızlık gibi Türk dilinde de bağımsızlığı sağlamak. 

- Türkçe'yi yabancı dillerin etkisinden kurtarmak. 

- Türkçedeki yabancı kelimeleri atıp Türkçe karşılıklarını bulmak, 

- Türk diline milli bir gelişme yolunu çizmek, 

- Aydın diliyle halk dili arasında görülen ayrıma son vermek. - Türk dilinin bir bilim ve kültür dili olmasını sağlamak, 

- Türkçe bir sözlük hazırlayıp Türkçe'nin zenginleşmesini sağlamak, 

- Konuşma dili ile yazı dilinin aynı olmasını sağlamak.

Kadınlara Siyasi Hakların Tanınması

 Kadınlara Siyasi Hakların Tanınması 

Medeni Kanun ile kadın-erkek eşitliği getirilmeye çalışılmıştı. 1930'lu yıllarda siyasal alanda kadın ile erkek arasında büyük bir eşitsizlik vardı. Erkekler oy kullanabilmelerine ağmen, kadınlar bu haktan yoksundu. Kadınlar aynı zamanda milletvekilliği seçimlerine ne seçmen ne de aday olarak katılabiliyordu. 

TBMM tarafından kabul edilen yasalarla : 

3 Nisan 1930'da, kadınlara belediyelerde seçme ve seçilme hakkı, 26 ekim 1933'te, kadınlara muhtar ve ihtiyar heyetlerine seçilebilme hakkı, 5 Aralık 1934'te, kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı. Türk kadını, o yıllarda bazı ileri Avrupa ülkelerinde bile olmayan bir takım haklara sahip oldu. 

Eğitim ve Kültür Alanındaki İnkılaplar Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun Kabulü TBMM tarafından 3 Mart 1924'te kabul edildi. Tevhidi Tedrisat Kanunu'na göre : 

Ülkedeki bütün medrese ve okullar Milli Eğitim Bakanlığına bağlandı. Ders programlarının, Bakanlık tarafından hazırlanması ve okulların denetim altına alınmasına karar verildi. 

Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabulü

 Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabulü ile eğitim ve öğretimde yapılan değişiklikler; 

Devlet ülkedeki eğitimin tamamına müdahale etmeye başladı. Milli Eğitim Bakanlığı tüm eğitim ve öğretim işlerinden sorumlu tek makam haline geldi. Eğitimin dini esaslara göre verilmesi bir yana bırakılarak, laik ve çağdaş bir eğitim hedeflendi. Türk kültürünü ve bilincini geliştirici bir eğitim anlayışı ile milli bir toplum yaratma hedeflendi. 1926-1927 yıllarında yapılan çalışmalarla, kız ve erkeklerin ayrı ayrı okutulmasına son verilerek karma bir eğitime geçildi. 2 Mart 1926'da Maarif Teşkilatı Hakkındaki Kanun çıkartıldı.

Soyadı Kanunu'nun Kabulü (21 Haziran 1934)

 Soyadı Kanunu'nun Kabulü (21 Haziran 1934) 

Günlük hayatta isim benzerliğinden kaynaklanan karışıklıkları ortadan kaldırmak amacıyla, TBMM 21 Haziran 1934'de "Soyadı Kanunu" nu kabul etti. Bu kanunla herkese Türkçe bir soyadı alma zorunluluğu getirildi. Aynı yıl kabul edilen bir başka kanunla, şeyh, ağa gibi ayrıcalık ifade eden eski ünvanların kullanılması yasaklandı. Bu kanunla eşitlik ilkesi; yani halkçılık ilkesi yolunda bir adım daha atılmış oldu. 

Takvim, Saat ve Ölçülerde Değişiklik

 Takvim, Saat ve Ölçülerde Değişiklik 

Osmanlı Devleti'nde, Hicri Takvim kullanılıyordu. Avrupa'daysa Miladi Takvim kullanılmaktaydı. Dünya'da ve Avrupa'da kulanılan takvim ile bizim kullandığımız takvimin farklı olması ticari işlerde ve resmi yazışmalarda karışıklıkların ortaya çıkmasına neden oluyordu. Bu farklılık, birçok işin zamanında yapılmamasına ve karışıklıklara yol açıyordu. 

TBMM tarafından, 26 Aralık 1925'te uluslararası takvim ve saat sistemi, 20 Mayıs 1928'de yeni harfler, 1 Nisan 1931'de de ağırlık ve ölçü birimleri kabul edildi. TBMM'nin aldığıbu kararlarla, Avrupa ile olan ticari ve ekonomik ilişkiler düzene girdi. TBMM, 1935'te aldığı bir kararla pazar gününün resmi tatil olduğunu belirtti. 

Medeni Kanunun Kabulü (4 Ekim 1926)

 Medeni Kanunun Kabulü (4 Ekim 1926) 

Türk Medeni Kanunu; kişilerin hak ve borçlarını, ailenin kuruluşunu, işleyişini ve sona ermesini, miras sorunlarını, kişiler ile mallar arasındaki mülkiyet ilişkilerini ve diğer hakların doğmasını, sürmesi ni, sona ermesini, kişilerin birbirleri ile olan ilişkilerini düzenleyen işlemleri oluşturan bir kurallar bütünüdür. Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde, kişiler ile eşyalar arasındaki ilişkileri düzenleyen "Mecelle" adında bir kanun vardı. Ancak Mecelle, Hanefi mezhebine göre düzenlenmişti. Bu kanunda aile ve miras konuları düzenlenmemişti. 

İsviçre Medeni Kanunu 

17 Şubat 1926'da Borçlar Kanunu ile birlikte TBMM tarafından kabul edildi. 

Türk Medeni Kanunu 

4 Ekim 1926'da yürürlüğe girdi. 

Türk Ceza Kanunu 1 Mart 1926'da, 

Borçlar Kanunu 8 Mayıs 1926'da, 

Türk Ticaret Kanunu 10 Mayıs 1926'da yürürlüğe girdi.

Kıyafet Alanında Yapılan Yenilikler

 Kıyafet Alanında Yapılan Yenilikler 

Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasından sonra ülkedeki aydınlar pantolon ve ceket giyip kravat takarken başlarında fes vardı. Mustafa Kemal, kılık ve kıyafetteki bu karmaşaya son vermek ve siyasi, dini görüntüyü ortadan kaldırmak için ilk önce fesi yasaklayarak işe başladı. Mustafa Kemal, Ağustos 1925'te Kastamonu'da ilk kez halkın karşısına şapka ile çıktı. 25 Kasım 1925'te Şapka Kanunu çıkartıldı. Kasım 1925'te çıkartılan düzenleme ile, dini kıyafetlerle sokaklarda dolaşılması yasaklandı.

Laik Devlete Geçiş Saltanatın kaldırılması

 Laik Devlete Geçiş Saltanatın kaldırılması 

1 Kasım 1922'de saltanat kaldırılarak, laiklik yolunda ilk önemli adım atıldı. Osmanlı ailesinden egemenlik yani yönetme hakkının alınması demek, halifelik kurumunun gücünün yok olması demekti. 

Halifeliğin kaldırılması : 

3 Mart 1924'te halifelik kaldırılarak, laik devlete geçiş yolunda büyük bir adım atıldı. 

Şer'iyye ve Evkaf Vekaleti'nin kaldırılması : 

3 Mart 1924'te kabul edilen bir kanunla, devlet işlerinin dine uygun olup olmadığını denetleyen, Şer'iyye ve Evkaf Vekillikleri kaldırılarak, dini kuralların yönetime karıştırılması engellendi. 

Tekke, Zaviye ve Türbelerle Tarikatların kapatılması : 

Kasım 1925'te kabul edilen 677 sayılı kanun ile Tekke ve Zaviyeler ile Türbeler ve Tarikatlar kapatılarak bunlarla ilgili sıfatların kullanılması yasaklandı. 

Anayasa'nın Laikleşmesi : 1924 Anayasası ile halifeliğin kaldırılmasından kaynaklanan rahatsızlıkları gidermek için "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin dini İslamdır." maddesi eklendi. 1928 Anayasası'nda "Devletin dini İslamdır" hükmü çıkartıldı. 1937 Anayasası'na "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin laik olduğu" ilkesi konuldu. 

Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun kabulü : 

3 Mart 1924'te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile, ülkedeki bütün medrese ve okullar Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlanarak denetim altına alındı.


Menemen Olayı (23 Aralık 1930)

 Menemen Olayı (23 Aralık 1930) 

Nakşibendi Tarikatı üyelerinden bir grup Derviş Mehmet önderliğinde 23 Aralık 1930'da Menemen'e geldi. İlk önce camiye giden bu grup, daha sonra dini bayrak açarak, Menemen sokaklarında dolaşmaya başladı. Olayı duyan ve Menemen'de yedek subay olarak bulunan Kubilay komutasındaki küçük bir birlik olaya müdahale etmek istedi. Fakat isyancılar Kubilay'ın boğazını keserek öldürdüler. Olay duyulur duyulmaz Menemen'e gelen ordu, kasabayı kuşattı ve Derviş Mehmet ile arkadaşları yakalandı. Derviş Mehmet ve adamları İstiklal Mahkemesi'nde yargılandıktan sonra idam cezasına çarptırıldılar. 

Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın Kuruluşu (12 Ağustos 1930)

 Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın Kuruluşu (12 Ağustos 1930) 

1925 -1930 yılları arasında ülke içinde sağlanan huzur ve otoritenin etkisiyle çok sayıda inkılap yapıldı. TBMM'de sadece Cumhuriyet Halk Fırkası milletvekilleri bulunmaktaydı. Muhalefetin olmayışı hükümetin denetlenmesini ve yapılan işlerin hesabının sorulmasını engelliyordu. Yeni bir parti, demokrasi yönetime geçmek yani ulusal iradeyi meclise tam olarak yansıtmak demekti. 

Mustafa Kemal, 1930'da Fethi Okyar'ı yeni bir parti kurması için ikna etti. Fethi Bey, 12 Ağustos 1930'da Serbest Cumhuriyet Fırkası'nı kurduğunu açıkladı. Serbest Cumhuriyet Fırkası, ekonomik görüşleri bakımından Cumhuriyet Halk Fırkası'ndan ayrılmakla bearber, demokrasi, liberalizm, milliyetçilik ve laiklik ilkelerini benimsemişti. Zamanla, tıpkı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası gibi, Serbest Cumhuriyet Fırkası da rejim ve Atatürk karşıtlarının toplandığı yer durumuna geldi. Fethi Bey, 17 Kasım 1930'da Serbest Cumhuriyet Fırkası'nı kapattığını açıkladı.

Mustafa Kemal'e Suikast Girişimi (16 Haziran 1926)

 Mustafa Kemal'e Suikast Girişimi (16 Haziran 1926) 

Suikasti hazırlayanlar : 

Ziya Hurşit, Laz İsmail, Gürcü Yusuf, Çopur Hilmi ve Giritli Şevki idi. Mustafa Kemal'e suikast, Haziran 1926'da çıktığı yurt gezisinde, İzmir'de yapılacaktı. 

16 Haziran 1926'da İzmir' gelmesi beklenen Mustafa Kemal gecikince, suikastçileri Sakız'a götürecek olan kayıkçı Giritli Şevki, durumu İzmir Emniyet Müdürlüğü'ne haber verdi. Suikastçiler yakalanarak, İstiklal Mahkemesi'nde yargılanıp idam cezasına çarptırıldı. 

Şeyh Said İsyanı (13 Şubat 1925)

 Şeyh Said İsyanı (13 Şubat 1925) 

13 Şubat 1925'te Diyarbakır'ın Piran Köyü'nde, Şeyh Said isminde bir tarikat şeyhi önderliğinde "Din elden gidiyor." diye isyan başlatıldı. 

İsyanın Çıkmasında :

Türkiye'nin Musul'u almak istemesi üzerine İngilizlerin bölge halkını kışkırtması ve Terrakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın, yenilik ve inkılaplara karşı olan grupların toplandığı çatı halini alması etkili olmuştu. İsyan, kısa zamanda Elazığ ve Diyarbakır'a kadar yayıldı. 

İsyanı basit bir ayaklanma olarak gören ve sıkıyönetim ilan ederek bastırmaya çalışan Başbakan Fethi (Okyar) Bey görevinden alındı ve yerine İsmet Paşa getirildi. 

Takrir-i Sükun Kanunu çıkarılarak, isyanı bastırmak için hükümete her türlü yetki verildi. İsyan, Fevzi Paşa komutasındaki ordu tarafından, 15 Nisan 1925'te bastırıldı. Şeyh Said İsyanı'ndan sorumlu tutulan Terrakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatıldı.

Halk Fırkası'nın Kuruluşu (9 Eylül 1923)

 Halk Fırkası'nın Kuruluşu (9 Eylül 1923) 

23 Nisan 1920'de açılan Birinci TBMM'nin üyeleri, vatanın kurtuluşu ve bağımsızlığı konusunda birleşmelerine rağmen, siyasi konularda birçok gruba ayrılıyorlardı. (Tesanüt Grubu, İstiklal Grubu, Müdafa-yi Hukuk Zümresi, Halk Zümresi ve Islahat Grubu gibi). 

Mustafa Kemal TBMM'deki bütün grupları birleştirip ulusal iradenin meclise yansıması için çaba gösterdi. Fakat başarılı olamadı. 

Zamanla TBMM'de "Birinci Grup" ve "İkinci Grup" adıyla iki grup oluştu. Halk Fırkası, TBMM'de "Birinci Grup" milletvekillerinin çalışmaları sonucu 9 Eylül 1923'te kuruldu. 

11 Eylül 1923'te Mustafa Kemal Halk Fırkası'nın genel başkanlığına seçildi. Halk Fırkası'nın adı Cumhuriyet'in ilanından sonra, 1924'te, "Cumhuriyet Halk Fırkası", 1935'te "Cumhuriyet Halk Partisi" olarak değiştirildi.

Terrakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın Kuruluşu (17 Kasım 1924) 3 Mart 1924'te Erkan-ı Harbiye vekaleti kaldırıldı. 

19 Aralık 1924'te çıkartılan bir kanunla, ordu komutanlarının milletvekilliği ile askerliği bir arada yapmaları yasaklandı. Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Rauf (Orbay) Bey ve Adnan (Adıvar) Bey, bir grup arkadaşı ile Cumhuriyet Halk Fırkası'ndan ayrılarak yeni bir grup oluşturdular. Bu grup, 17 Kasım 1924'te "Terrakkiperver Cumhuriyet Fırkası"nı kurduklarını açıkladı.

Halifeğin Kaldırılması (3 Mart 1924)

 Halifeğin Kaldırılması (3 Mart 1924) 

Halifelik makamının, zamanla ulusçuluk ilkesine ters düşmesi üzerine, Cumhuriyet'in ilanı ile, hem yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin dış politika ilkelerine, hem de yeni kurulan Cumhuriyet rejimine ters düşen bu makamın kaldırılmasına karar verildi.

1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılmasına rağmen, halifelik kaldırılamadı; çünkü halk bu yeniliğe hazır değildi, iç isyanlar çıkabilirdi. Saltanatın kaldırılmasından sonra 18 Kasım 1922'de Abdülmecit Efendi, TBMM tarafından, Halife olarak atandı. 

Saltanatın kaldırılmasına rağmen, eski rejim yanlıları, bazı milletvekilleri, ordu komutanları halife Abdülmecid Efendi'nin çevresinde toplanmaya başladı. 

TBMM, 3 Mart 1924'te aldığı kararla; Halifeliğin kaldırıldığını, gelecekte halifelik ve saltanat iddialarında bulunmamaları için, Osmanlı ailesi üyelerinin yurt dışına çıkarılmalarını, Şer'iyye ve Evkaf Vekaleti'nin kaldırıldığını, kabul etti.

Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)

 Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923) 

Kurtuluş Savaşı yıllarında, değişik yer ve zamanlarda alınan birçok karar ile ileride açıkça saltanatın kaldırılıp yerine, ulusal egemenliğe dayalı bir Cumhuriyet rejiminin kurulacağı belirtilmişti. 

23 Nisan 1920'de TBMM'nin açılması ile başlayan Cumhuriyet uygulaması, 1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılması ile rejim değişikliğini açıkca ortaya koydu.

11 Ağustos 1923'te ikinci TBMM çalışmalarına başladı ve inkılapların gerçekleşmesi için daha çok, görüş birliği içerisinde olan milletvekilleri bir araya gelmiş oldu. 

13 Ekim 1923'te anayasaya konan ek bir madde ile Ankara yeni devletin başkenti oldu. 

Böylece devlet merkezinin İstanbul olacağı yolundaki tartışmalara son verildi. Cumhuriyetin ilanı için de bir adım atılmış oldu. Çünkü yeni başkent, yeni yönetim şekli mesajı veriyordu. 

29 Ekim 1923'te TBMM, Cumhuriyet'i ilan etti. Aynı gün TBMM'nin aldığı bir kararla Gazi Mustafa Kemal, yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı oldu.

Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)

Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922) 

TBMM'nin Saltanatı kaldırma sebebi neydi? 

İtilaf Devletleri Lozan Barış Konferansı'na istanbul Hükümeti'ni ve Ankara Hükümeti'ni birlikte çağırdılar. Osmanlı Hükümeti'nin Lozan'a temsilci göndermek istemesi üzerine, TBMM saltanatın kaldırılmasına karar verdi. 

Saltanatın kaldırılmasındaki amaç nedir? 

Ulusal egemenliği gerçekleştirmek. Cumhuriyet yönetimine geçilmesi yolunda bir adım atmak. 1 Kasım 1922'de TBMM'de saltanatın kaldırılması görüşüldü, saltanat ile hilafet birbirinden ayrıldı ve saltanat kaldırıldı. 

Saltanatın, İstanbul'un işgali tarihi olan 16 Mart 1920'den itibaren yok sayılmasına karar verildi. Vahdettin, padişahlık sıfatının kalkması üzerine, 17 Kasım 1922'de İstanbul'u terk etti.

TBMM, 18 Kasım 1922'de aldığı bir kararla, Abdülmecid Efendi'yi halife olarak atadı. 

Saltanatın Kaldırılmasının Sonuçları Nelerdir? 

Osmanlı Devleti resmen sona erdi. Ulusal egemenliğin gerçekleşmesi yolunda bir adım daha atıldı. Halifelik sembolik bir makam haline getirildi. Cumhuriyetin ilanı yolunda önemli bir aşamaya gelindi.

13 Ocak 2025 Pazartesi

Balkan Antantı (Paktı - 9 Şubat 1934)

 Balkan Antantı (Paktı - 9 Şubat 1934)

Balkan Antantı, 1930'lu yıllarda artan İtalyan faşizmi ve Alman nazizminin Balkanları tehdit etmesi üzerine kuruldu. Antant'a katılan devletler : Türkiye, Romanya, Yugoslavya ve Yunanistan'dı. 

Bulgaristan ve Arnavutluk, Balkan Antantı'na katılmayan Balkan Devletleri'n dendi. Antant ile, dünya barışını koruyamayan Milletler Cemiyeti'ne karşı, Balkan devletleri kendi topraklarını korumayı amaçlamıştı. 

9 Şubat 1934'te imzalanan Atina Antlaşması sonunda, Türkiye, Romanya, Yunanistan ve Yugoslavya'nın katılımı ile Balkan Antantı oluşturuldu. Bu Antant çeşitli nedenlerden dolayı başarılı olamadı.  

İSMET İNÖNÜ, ALMAN TELEVİZYONU’NUN ATATÜRK’E VE TÜRK DEVRİMİ’NE İLİŞKİN SORULARINI CEVAPLIYOR

İSMET İNÖNÜ, ALMAN TELEVİZYONU’NUN ATATÜRK’E VE TÜRK DEVRİMİ’NE İLİŞKİN SORULARINI CEVAPLIYOR (BASINIMIZDA BİLİNMEYEN BİR SÖYLEŞİ) Prof. Dr....