Ailesi ve Yakınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ailesi ve Yakınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ekim 2025 Salı

Mecdi Boysan (Mustafa Mecdi Nizami Baysan)

Mustafa Mecdi Nizami Baysan (1886, Gümülcine - 25 Aralık 1956, Ankara), Türk iş insanı, CHP Edirne eski milletvekili.

Tarım, ticaret, taahhüt ve sanayi ile uğraştı. V. dönem TBMM'de Edirne milletvekili olarak görev yaptı. Mustafa Kemal Atatürk'ün kızkardeşi Makbule Hanım ile evli idi.

Yaşamıü

1886 yılında Gümülcine'de doğdu. Babası Ömer Hamdi Bey, annesi Nazmiye Cemile Hanım'dır.

I. Dünya Savaşı'ndan sonra Türkiye'de Millî Mücadele'nin başladığı dönemde İstanbul'da, Mustafa Kemal Paşa'nın kızkardeşi Makbule Hanım ile evlendi. Milli Mücadele yıllarında İstanbul ile Ankara arasında gidip gelerek haberleşme sağladı; ordunun gereksinimi olan tayyare bezi, telefon teli, sırt çantası, kaputluk bez, fişek gibi maddelerin temini konusunda çalıştı; akaryakıt ticareti yaptı.

1924'te Kemerburgaz'a bağlı Alibeyköy'de bir çiftlik kurarak arıcılık, sütçülük, tavşancılık, fidancılık, sebzecilik ve meyvecilik ile uğraştı. 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile Türkiye İş Bankası, Türk cam sanayiini kurmakla görevlendirilmişti. Mecdi bey, Şişe ve Cam Fabrikası Şirketi'nin İdare Meclisinde yer aldı. Soyadı Kanunu çıktığına "Boysan" soyadını aldı.

1935 genel seçimlerinde 360 oy alarak Cumhuriyet Halk Partisi Edirne milletvekili seçildi. Mecliste iktisat encümeni üyesi oldu. Yurtdışından getirilecek radyolarla yedek parçaların vergi ve resimden muafiyetleri hakkında bir kanun teklifi vardır. 1939 yılında milletvekilliği sona erdi.

1946 yılında Makbule Atadan'dan ayrılan Mecdi Boysan, 25 Aralık 1956 tarihinde 70 yaşında iken öldü. Fransızca, Almanca, Rumca ve Arapça bilirdi.


29 Eylül 2025 Pazartesi

Makbule Atadan

Makbule Atadan (1885, Selanik - 18 Ocak 1956, Ankara), Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün kız kardeşidir. Atatürk'ün Selanik, İstanbul ve Ankara'daki yaşamına tanıklık etmiş bir tarihsel kişiliktir.


Hayatı

Selanik dönemi

Makbule Atadan, 1885 yılında Selanik'te doğdu. Annesi Zübeyde Hanım, babası Ali Rıza Efendi'dir. Fatma, Ahmet, Ömer ve Mustafa'dan sonra ailenin beşinci çocuğu olarak doğdu. O doğduğunda ağabeyi Mustafa dört yaşındaydı; Fatma, Ahmet ve Ömer ise küçük yaşlarda ölmüştü. Ağabeyi Mustafa ve kendisinden dört yıl sonra doğan kız kardeşi Naciye ile büyüdü.

Üç kardeş, babalarını erken yaşta kaybetti ve anneleri tarafından büyütüldü. Naciye'nin 12 yaşında vereme yakalanıp ölmesi üzerine Makbule ile ağabeyi Mustafa iki kardeş kaldılar.

Babalarının ölümünden sonra aile bir süre Zübeyde Hanım'ın kardeşi Hüseyin Efendi'nin Langaza'da kâhyalık yapmakta olduğu çiftlikte yaşadı. Ağabeyi Mustafa'nın okulu nedeniyle Mustafa, Naciye ve anneleri Zübeyde Hanım yeniden Selanik'e dönerken, Makbule bir süre daha dayısı ve anneannesi çiftlikte kalmaya devam etti; sonra Selanik'e dönen ailesinin yanına katıldı. 

Selanik'teki koşulların uygun olmamasından dolayı Makbule Hanım okula gidemedi, evde özel ders alarak eğitim gördü. Annesinin ikinci evliliğini yapmasından sonra üvey babası Ragıp Bey ve annesi Zübeyde Hanım ile yaşadı.

Makbule Hanım, Selanik'te yaşadığı dönemde Lütfü Bey adında biri ile evlenmiştir. Bu evliliğin hangi tarihte gerçekleştiği, Makbule Hanım'ın Lütfü Bey'den hangi tarihte boşandığı veya eşinin ölümü hakkında bilgi yoktur. [not 1]

İstanbul dönemi

Atatürk ve Makbule Hanım

Osmanlı Devleti'nin Balkan Savaşları'nda yenilmesi ve Selanik'in Yunanistan'a bırakılmasından sonra yaşamını bir süre daha bu şehirde sürdüren Makbule Hanım, I. Dünya Savaşı sırasında annesi ve üvey kızkardeşi ile birlikte Selanik'i terk edip İstanbul'a yerleşti. [not 2]

Makbule Hanım ile Zübeyde Hanım, Ragıp Bey'in daha önce İstanbul'a gelip yerleşen kardeşi Albay Memduh Hayrettin Bey'in eşi Vasfiye ve kızı Fikriye ile yaşadığı evde bir süre misafir olduktan sonra Mustafa Kemal'in Haziran 1915'te kiraladığı Akaretler'deki 76 numaralı eve yerleştiler. 

I. Dünya Savaşı'nda Doğu Cephesi'nde görevlendirilerek Mart 1916'da Diyarbakır'a varan Mustafa Kemal, Diyarbakır'daki görevi sırasında Abdürrahim adında bir yetim çocuğu evlat edinerek İstanbul'daki annesi ve kız kardeşinin yanına göndermiş ve Makbule Hanım'a "abla" diyen Abdurrahim de evin bir ferdi olarak yaşamıştır.

Düşman donanmalarının İstanbul Boğazı'na demir attıkları 13 Kasım 1918 günü Mustafa Kemal cepheden İstanbul'a geldi. Birkaç gün Pera Palas'ta kaldıktan sonra Şişli'deki Halaskargazi Caddesi'nde bulunan Oseb Kasabyan'a ait üç katlı evi kiraladı. Makbule Hanım, 28 Kasım 1918'den itibaren annesi ile evin üst katına yerleşti. 

Orta katta Mustafa Kemal, alt katta yaverleri yaşadı. Makbule Hanım Şişli'deki bu evde yaşadığı sırada sıklıkla ağabeyinin misafirlerini ağırladı. Millî mücadeleyi başlatmak üzere Anadolu'ya geçen Mustafa Kemal'i 16 Mayıs 1919 günü uğurladı.

Mustafa Kemal Paşa'nın 19 Mayıs 1919 günü Samsun'a çıkarak Kurtuluş Savaşı'nı başladığı dönemde Makbule Hanım, o sırada ticaretle uğraşan Mustafa Mecdi Bey (Boysan) ile evlendi. Evliliğinin kesin tarihi bilinmez.

Aile, Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışından sonra Şişli'deki evden ayrılıp yeniden Akaretler'deki eve döndü. Anadolu'daki bağımsızlık savaşında başarılar elde edilikçe aile, işgal kuvvetlerinin baskılarına maruz kaldı; eve baskın yapılması korkusu ile devamlı tetikte yaşadı.

1922'de Türk ordusunun Başkomutanlık Meydan Savaşı için hazırlık yaptığı dönemde, Fransız gazeteci ve yazar Claude Farrére ile görüşme yapmak için İzmit'e geldiği sırada Mustafa Kemal ile görüşmek üzere Makbule Hanım, annesi ile 13 Haziran 1922'de İzmit'e gitti. Bu buluşmadan sonra Zübeyde Hanım, Mustafa Kemal ile Ankara'ya giderken, Makbule Hanım İstanbul'a döndü.

Ankara dönemi

Makbule Hanım'ın Ankara'ya ilk defa ne zaman gittiği hakkında kesin bilgi yoktur; 1922 yılı yaz aylarında gittiği düşünülür. Eşi Mecdi Bey ile Çankaya Köşkü'ne konuk oldu. Mecdi Bey işi için çeşitli illerde bulunduğu sırada Makbule Hanım, Çankaya'da kalmaya devam etti.

Annesi Zübeyde Hanım 15 Ocak 1923 akşamında İzmir'de öldü. O sırada İstanbul'da olan Makbule Hanım, annesinin ölümünde yanında olamadı ve 16 Ocak'taki cenazesine katılamadı. Orduların denetlenmesini ve basın toplantıları için yurt gezisine çıkmış olan ağabeyini 19 Ocak 1923'te İzmit'te ziyaret edip baş sağlığı diledi.

Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın yurt gezisini tamamladıktan sonra İzmir'de Latife Hanım ile evlenmesi ve eşi ile Ankara'ya dönmesinden sonra Makbule Hanım ve eşi Ankara'dan ayrılarak evlerine İstanbul'a geçtiler.

Mustafa Kemal Paşa'nın evliliği 920 gün sonra boşanma ile sonuçlandı. Makbule Hanım, boşanmadan sonra Mustafa Kemal'in yanında daha uzun kalmaya başladı. Cumhurbaşkanının artık bekâr olması nedeniyle birçok davette ve törende protokolde onun yanında yer aldı.

1930'da Atatürk'ün isteğiyle Fethi Okyar'ın kurduğu Serbest Cumhuriyet Fırkası'na giren Makbule Hanım, birkaç ay sonra parti kapatılınca siyasetten çekildi.

Eşi Mustafa Mecdi Bey, 1934 yılında çıkan Soyadı Kanunu ile "Boysan" soyadını aldı; böylece Makbule Hanım "Boysan" soyadını taşımaya başladı.

Sık sık İstanbul ile Ankara arasında gidip gelerek yaşayan Makbule Hanım, 1935'te Çankaya Köşkü arazisi içinde kendisi ve eşi için inşa edilen Camlı Köşk'e yerleşti. Mustafa Kemal, Çankaya Köşkü Nöbet Defterlerine göre Camlı Köşk'e 15 defa gitmiş; bu ziyaretlerin beşinde akşam yemeğini orada yemiştir.

Makbule Hanım, 1938'de ağabeyinin rahatsızlandığı dönemde İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda kaldı ve doktorlar tarafından izin verildiği müddetçe Mustafa Kemal Atatürk ile görüşebildi. Nöbet defterlerine göre dokuz defa Atatürk ile görüştürüldü. Anılarında son ziyaretini ölümünden 13 dakika önce yaptığını ve doktorlar ona müdahale ederken odadan çıkarıldığını anlatır.

Makbule Atadan Atatürk'ün cenaze töreninde


Atatürk'ün cenaze töreni sırasında O'nun naaşını taşıyan top arabasının tam arkasında eşi Mustafa Mecdi Bey ile birlikte Makbule Hanım yer aldı.

Atatürk'ün ölümünden sonra

Ağabeyinin ölümünden sonra daha çok İstanbul'da yaşadı. Çeşitli hastalıklar geçirdi, maddi sıkıntılar yaşadı. 1946'da eşinden boşandı.

Mustafa Kemal Atatürk, kendisine “yaşamını onurlu olarak sürdürmek” şartıyla İş Bankası'ndaki payının gelirlerinden ayda 1000 lira ödenmesini ve hayatta olduğu müddetçe Camlı Köşk'te oturabileceğini vasiyet etmişti. Ağabeyinin ölümünden sonra geçim sıkıntısı çeken Makbule Hanım, sağlığında Atatürk'e sembolik olarak hediye edilmiş olan gayrimenkulleri mahkeme yolu ile üzerine alıp sattı. 

Makbule Hanım ve İsmet İnönü Atatürk'ün cenaze töreninde.

Bu gayrimenkuller, Atatürk'ün İstanbul'da vasiyetini yazdığı sırada vasiyeti dışı bıraktığı, Ankara'ya döner dönmez bağışlamayı düşündüğü arazi, köşk ve evlerdi. Ancak Atatürk, durumu ağırlaşınca Ankara'ya dönememişti. Makbule Hanım'ın Atatürk'ten kalan bu gayrimenkulleri satması çok fazla tepki topladı. 

Camlı Köşk'ü kiraya vereceği iddiası üzerine Camlı Köşk'ün kullanım hakkını Cumhuriyet Halk Partisi, bu ihtimali ortadan kaldırmak için Makbule Hanım'dan satın aldı.

Satılan gayrimenkule rağmen Makbule Hanım ekonomik zorluk yaşamaya devam etti. Atatürk'ün kişisel mirasından kendisine bıraktığı aylık 1.000 lira ile geçinmekteydi. 

1947 ve 1948'de Cumhuriyet Halk Partisi'ne, Meclis Başkanlığına, Cumhurbaşkanlığı'na, Başbakanlığa, Demokrat Parti Başkanlığına gönderdiği mektuplarda geçim sıkıntısı yaşadığını belirterek vatana hizmet tertibinden kendisine bir maaş bağlanmasını talep etti. 

18 Şubat 1948'de yapılan meclis oylaması sonucu hayatta olduğu müddetçe ve zam yapılmamak koşuluyla kendisine 1.000 lira maaş verilmiştir. Böylece Makbule Hanım'a, vefatına kadar toplamda aylık 2.000 lira maaş ödendi.

Makbule Hanım'ın ağabeyi ile ilgili anıları Büyük Kardeşim Atatürk (1952) ve Ağabeyim Mustafa Kemal (1952) adlarıyla yayımlandı.

1953'te Anıtkabir'in inşasının tamamlanmasından sonra Atatürk'ün cenazesinin Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabrinden alınıp Anıtkabir'e defnedilmesi sırasında Makbule Hanım, ağabeyinin geleneklere uygun olarak defnedilmesini istedi. Atatürk'e ölümünden sonra uygulanmış olan tahnit onun isteği üzerine bozuldu, naaş, İslami geleneğe göre kefenle sarılarak naaş mezar odasına defnedildi.

Makbule Atadan'ın Cebeci Asri Mezarlığı'nda yer alan kabri, Ankara
Makbule Hanım, hayatının son döneminde yalnız yaşadı. Abdürrahim Tuncak'ın eşi Mualla Tuncak'ı, kamuoyunun "Sığırtmaç Mustafa" olarak tanıdığı Mustafa Demir'i, Haymana doğumlu olması dışında hakkında bilgi bulunmayan Fikret Avcı ile Hatay'ın Dörtyol ilçesi nüfusuna kayıtlı Zeynelabidin adlı kişi bir kişiyi 1954 yılında evlat edindi. Son yıllarını İstanbul, Ankara, İzmir, Hatay gibi illerde kalarak geçirdi.

1954 yılı Temmuz'unda kanser sebebiyle durumu ağırlaşınca Ankara'ya gitti, devrin Cumhurbaşkanı Celal Bayar onun Gülhane Hastanesi'nde tedavi görmesini sağladı. Biraz iyileştikten sonra tekrar İstanbul'a döndü. 

1955'te durumu kötüleşince, Cumhurbaşkanı'nın daveti ile yeniden Ankara'ya gitti. 9 ay boyunca hastanede yatılı tedavi gördü. 

18 Ocak 1956 tarihinde saat 12:55'te 71 yaşında öldü. 19 Ocak 1956'da düzenlenen resmî bir cenaze töreni ile Cebeci Asri Mezarlığında toprağa verildi.

Notlar

^ Makbule Hanım'ın ilk evliliği hakkındaki bilgiler; Mustafa Kemal'in askeri ataşe olarak Sofya'da bulunduğu dönemde arkadaşlarına yazdığı ve Kuleli Hastanesi'nde kâtip olan enişte Lütfü Bey'den bahsettiği mektuplar ile İzzet (Çalışlar) Bey'in Çanakkale Savaşı sırasında tuttuğu günlüğünde, eniştesinin Mustafa Kemal'i ziyaretine dair notlarından öğrenilir.
^ Makbule ve Zübeyde Hanımların hangi tarihte Selanik'i terk ettikleri tarih konusunda kaynaklarda farklı bilgiler vardır. Mart 1912, 1913 ve Mart 1915 tarihleri ortaya atılmıştır. Ancak Makbule ve Zübeyde Hanımlar, İstanbul'a gelmek üzere olduklarını Mart 1915'te mektup ile Çanakkale'deki Mustafa Kemal'e haber vermişlerdir.

27 Ağustos 2025 Çarşamba

Mustafa Fevzi Çakmak

 

Mustafa Fevzi Çakmak (12 Ocak 1876, İstanbul - 10 Nisan 1950, İstanbul), Türk asker, siyasetçi ve devlet adamı. 

Türkiye'nin Mustafa Kemal Atatürk'ten sonraki ikinci ve son mareşali. İlk Millî Savunma Bakanı ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Cumhuriyet dönemindeki ilk genelkurmay başkanı ve Osmanlı İmparatorluğu'nun 3 Şubat 1920 ile 5 Nisan 1920 tarihleri arasındaki harbiye nazırıdır.

Mareşal Fevzi Çakmak, 12 Ocak 1876'da İstanbul Anadolu Kavağı'nda Çakmakoğullarından Topçu Albayı Ali Sırrı ile Hesna Hanım'ın oğlu olarak dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Kuleli Askerî Lisesi'nde tamamladıktan sonra 29 Nisan 1893'te Harbiye'ye kaydolarak 28 Ocak 1896'da piyade teğmen rütbesiyle mezun oldu. Akabinde Mekteb-i Erkân-ı Harbiye'ye girerek 25 Aralık 1898'de kurmay yüzbaşı rütbesiyle bitirdi.

Bir süre Erkân-ı Harbiye (Genelkurmay) 4. Şube'de görev yaptıktan sonra 1899'da 3. Ordu'ya bağlı Metroviçe'deki 18. Fırka'nın kurmay heyetinde görevlendirildi. Balkanlar'daki Sırp ve Arnavut çetelere karşı verilen mücadeleye katıldı. Kısa aralıklarla terfi ederek 1907'de miralaylığa (albay) yükseldi. 

1908 yılında İkinci Meşrutiyet ilan edildiğinde 35. Fırka Komutanı ve Taşlıca Mutasarrıfıydı. 1910'da Arnavutluk'ta çıkan ayaklanmayı bastırmakla görevlendirilen Kosova Kolordusu'nun kurmay başkanlığına atandı. 

1911'de Trablusgarp Savaşı başlayınca Rumeli'nin savunmasıyla görevli Garp (Vardar) Ordusunun kurmay başkanlığına getirildi. 

Balkan Savaşı (1912-1913) sırasında 21. Yakova Fırka Komutan Vekilliği, 6 Ağustos 1912'de Kosova Kuvay-ı Umumiye Kurmay Başkanlığı ve 29 Ekim 1912'de de Vardar Ordusunda 1. Şube (Harekât Şubesi) Müdürlüğü yaptı. Sırp Cephesi'nde bu görevde bulunan Fevzi Paşa'nın başarılı askerî faaliyetlerine rağmen, Garp vilayetlerinde 10 Mayıs 1913'ten itibaren Türk hâkimiyeti sona ermiştir.

1913'te 5. Kolordu Komutanlığına atandı. Mart 1915'te rütbesi mirlivalığa (tuğgeneral) yükseltildi.

I. Dünya Savaşı

I. Dünya Savaşı'nda Çanakkale, Kafkas ve Suriye cephelerinde savaştı. 1918'de ferikliğe yükseldi.

Çanakkale Cephesi

Fevzi Paşa, V. Kolordu Komutanı olarak 6 Ağustos ve 13 Ağustos 1915 tarihindeki muharebelere katılmıştır. Fevzi Paşa'nın komutasındaki XIII. ve XIV. Tümenler muharebeye katılmamış fakat 21 Temmuz'dan itibaren cepheye gelerek, I. Tümen hariç yıpranmış ve yorulmuş eski tümenleri değiştirmişlerdir. Ayrıca İkinci Ordu tümenlerinin bölgeye (Kereviz Dere-Zığın Dere) gelmeleri üzerine VI. ve VII. Tümenler, Saros Grubu'na gönderilmiştir.

Düşman Kirte istikametinde yapacağı taarruzlar doğrultusunda Alçıtepe'yi almayı planlamıştı. Fakat Türk direnişi karşısında amacına ulaşamayan düşman kuvvetleri çok fazla ilerleyememiştir. 6 Ağustos'ta düşmanın taarruz ettiği Arıburnu - Conkbayırı Bölgesine gönderilen VIII. ve IV. Tüm. ile yetinmeyen Vehip Paşa, 9 Ağustos'ta Fevzi Paşa'nın komuta ettiği V. Kolordu Komutanlığına bağlı V. ve XIV. Kolorduların son ihtiyatları olan 41. ve 28. Alayları da bu bölgeye gönderdi. 

Bölgeye gönderilen bu iki alay Conkbayırı'nın düşmanın eline geçmemesine ve Albay Mustafa Kemal Bey'in 10 Ağustos tarihinde Conkbayırı taarruzuna yardımcı oldu. Mustafa Kemal Bey'in rahatsızlığı nedeniyle 10 Aralık 1915'te Fevzi Paşa 5. Kolordu Komutanlığı kendisinde kalmak üzere, ek görev olarak Anafartalar Grubu Komutan Vekilliğine görevlendirildi (Mustafa Kemal Bey ise 16 Aralık 1915'te cepheden ayrıldı). 

Bu muharebelerde V. Kolordu Komutanı olarak görev alan Fevzi Bey'in komutasındaki XIII. Tüm. 21 Ekim 1915'te Keşan'a hareket etti. XIV. Tümen ise 12 Ocak 1916'da bölgeden ayrıldı.

Kurtuluş Savaşı

Mondros Mütarekesi imzalandığında sağlık nedenleri sebebiyle İstanbul'da bulunuyordu. 24 Aralık 1918'den 14 Mayıs 1919'a kadar ferik rütbesiyle Osmanlı Devleti'nin Erkân-ı Harbiye Reisliği (bugünkü Genelkurmay Başkanlığı) görevinde bulundu. 1. Ordu Müfettişliği, Askerî Şûra üyeliği, Ali Rıza Paşa ve Salih Hulusi Paşa hükûmetlerinde Harbiye Nazırlığı (Millî Savunma Bakanı) (Şubat - Nisan 1920) yaptı. Harbiye Nazırlığı sırasında Anadolu'daki millî kurtuluş hareketine silah ve cephane gönderilmesini kolaylaştırıcı bir tutum izledi.

İstanbul'un İtilaf Devletleri tarafından resmen işgalinin (16 Mart 1920) ardından Anadolu'ya geçmeye karar veren Fevzi Paşa, 27 Nisan 1920'de Ankara'ya ulaştı. İstasyonda Mustafa Kemal Paşa tarafından törenle karşılandı. Birinci dönem TBMM'ye Kozan milletvekili olarak katıldı. 26 Mayıs 1920'de İstanbul Hükûmeti tarafından ulusal hareketin önderlerinden biri olarak rütbesinin kaldırılmasına, nişanlarının geri alınmasına ve idamına karar verildi.

3 Mayıs 1920'de Millî Müdafaa Vekilliği'ne (Millî Savunma Bakanlığı) getirildi. 24 Ocak 1921'de Mustafa Kemal Paşa'nın İcra Vekilleri Heyeti Reisliği'nden ayrılması üzerine, Millî Müdafaa Vekilliği üzerinde kalmak kaydıyla İcra Vekilleri Heyeti Reisliği'ni (Başbakanlık) de üstlendi. İkinci İnönü Muharebesi'nin zaferle neticelenmesinin ardından 3 Nisan 1921'de rütbesi TBMM kararıyla birinci ferîk-i evvelliğe (korgeneral) yükseltildi. 

Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Vekili ve Garp Cephesi Kumandanı Mirliva İsmet Paşa'nın cephede olması ve Ankara'ya sürekli gelememesi sebebiyle mevcut görevleri uhdesinde kalmak üzere 3 Ağustos 1921'de Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Vekilliği görevine de getirildi. Sakarya Meydan Muharebesi sırasında Büyük Millet Meclisi Reisi ve Başkumandan Mustafa Kemal Paşa ile birlikte bizzat cephede harekâtı yönetti.

14 Ocak 1922'de Millî Müdafaa vekilliği, 9 Temmuz 1922'de İcra Vekilleri Heyeti Reisliği görevlerinden ayrıldı ve Genelkurmay Başkanı olarak Büyük Taarruz'un askerî planlarını hazırladı. Zaferle sonuçlanan Dumlupınar Meydan Muharebesi'nin (30 Ağustos 1922) ardından 31 Ağustos'ta rütbesi Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın tavsiyesi üzerine TBMM tarafından Müşirliğe (Mareşal) terfi ettirildi.

Cumhuriyet dönemi

"Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekilliği"nin kaldırılmasıyla 30 Ekim 1924'e kadar TBMM'de Kozan milletvekilliği[3] görevine devam etti. Mustafa Kemal Paşa'nın askerlik yapanların siyasete karışmamaları gerektiğine dair talimatından sonra, 31 Ekim 1924'te askerlik görevini, siyasete tercih ederek Kozan milletvekilliğinden istifa etti.

Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliği görevini 23 yıl yaptıktan sonra 12 Ocak 1944'te 68 yaşında Askerî ve Mülkî Tekaüt Yasası'na göre Tahdit-i Sin yani yaş haddinden dolayı emekliye sevk edildi.

1946 seçimlerinde Demokrat Parti listesinden bağımsız aday olarak TBMM'de VIII. Dönem İstanbul Milletvekili seçildi. 6 Ağustos 1946'da milletvekili seçilerek 22 sene sonra tekrar Meclise katılan Fevzi Paşa, İsmet İnönü'ye karşı Demokrat Parti'nin Cumhurbaşkanı adayı olarak 59 oy aldı. 

Demokrat Parti Genel Başkanı Celâl Bayar'ın dönemin Cumhurbaşkanı'nın demokratik seçimlere izin vermesi için söylediği "Devr-i Sabık yaratmayacağız" (yani iktidara geldikten sonra yapılan yanlışların ve yolsuzlukların hesabını sormayacağız) demesinden sonra partisinden istifa ederek, 19 Temmuz 1948'de Osman Bölükbaşı ile birlikte Millet Partisi'nin kurucu üyeleri arasında yer aldı. Partinin fahri başkanı oldu.

Ölümü

1950 seçimde Millet Partisi'nin adayı oldu ama seçimden birkaç gün evvel 10 Nisan tarihinde İstanbul'daki Teşvikiye Sağlık Yurdu'nda öldü. Ölümünün ertesi günü gazeteler kara başlıkla çıktı ama radyoda müzik yayınının devam etmesi üzerine radyolar şiddetle protesto edildi. Halk, bilhassa Irak ve Suriye radyoları matem marşları çalarak, acılarını paylaştıkları halde Türk radyosunun ilgisiz kalmasına kızıyordu. Radyoevinin önünde gençlerle polis arasında çarpışmalar oldu, jandarmalar hava yıldırma ateşi açtı. 

Taksim Gazinosu ve birçok sinemaların camları kırıldı. Şehir Tiyatrosu zorla kapatıldı. Müzikli yayına karşı çıkan; Millî Türk Talebe Birliği, Türk Gençlik Teşkilatı ve Türk Kültür Ocağı, Basın ve Yayın Genel Müdürlüğüne telgraf çekerek olayı protesto ederler.

Ertesi gün, cenazesi Eyüp Sultan Camii'nden kaldırılırken, cenaze namazında yüz binlerce vatandaş bulundu, ancak hazırlanan cenaze merasim programını halk durdurdu, tabutun top arabasına konulmasına meydan bırakılmadı, halk tarafından taşındı. Bazı tahrikçiler de olaya karışınca, bir aralık ortalıkta dehşet verici karışıklıklar aldı, yürüdü ve cenazeye bir irtica hareketi havası vermek isteyenler oldu. 

Hadise çıkardıklarından dolayı sonradan tutuklanan yüz kişi arasında yalnız o beş öğrenci görüldüğü bulundu. Mareşal Çakmak Eyüpsultan Mezarlığı'ndaki aile mezarlığına kızının yanına defnedilmiştir ve ailesinin isteğiyle Ankara'daki Devlet Mezarlığı'na nakledilmemiştir.

Ailesi

Mareşal Çakmak, Fatma Fitnat Çakmak (1891-30.05.1969) ile evli ve Nigar (1909-21.01.1982) ile Ayşe Muazzez (21.06.1911-17.04.1938) adlarında iki kız çocuk babasıydı. Fatma Fitnat Çakmak 1950 seçiminde eşinin yerine İstanbul adayı olarak Millet Partisi'nin listesinde gösterildi ama seçilemedi.

14 Ağustos 2025 Perşembe

Ahmet Fuat Bulca

Ahmet Fuat Bulca (1881, Selanik - 14 Eylül 1962, İstanbul), Türk asker ve siyasetçi.

Harp Okulu mezunudur. 3. Tabur 1. Bölük Kumandanlığı, 3. Ordu Küçük Zabit Okulu Öğretmenliği, Selanik Küçük Zabit Okulu 1. Bölük Kumandanlığı, Derne Şark Kolu Komutanlığı, Trabzon Redif Taburu Komutanlığı, Beylerbeyi Sarayı Muhafız Bölük Komutanlığı, 15. Alay 3.Tabur Komutanlığı, 24. Alay 3. Tabur Komutanlığı, 1. Tümen Piyade Tabur Komutanlığı, 24. ve 11. Tümen Komutanlıkları, Ankara Komutanlığı görevinde bulundu. 4 Temmuz 1927 tarihinde askerlikten emekli oldu. 

Askerlik mesleğinden sonra Tayyare Cemiyeti Başkanlığı, TBMM II., III. ve IV. Dönem Rize, V. Dönem Çoruh Milletvekilliği ve II. Dönem Divân-ı Riyâset İdare Amirliği yaptı. Kırmızı şeritli İstiklal Madalyası sahibidir. Evli ve iki çocuk babasıdır.

14 Eylül 1962 tarihinde bir trafik kazasında öldü. Naaşı, 1988 yılında Ankara Devlet Mezarlığına nakledildi.

SELANİKLİ SOFUZADELER AİLESİNİN GÜNÜMÜZ İTİBARİYLE TESPİT ETTİĞİMİZ ŞECERESİ ŞÖYLE

SELANİKLİ SOFUZADELER AİLESİNİN GÜNÜMÜZ İTİBARİYLE TESPİT ETTİĞİMİZ ŞECERESİ ŞÖYLE:

Hacı Hafız Cemaleddin Isfehani (Tebriz/?-?)’nin oğlu Hafız Mehmet Isfehani (Tebriz/1490-1542) Tebriz’de 1490’da Akkoyunlu Sofu Halil Bey’in, 1501’de Türk Safevi Devleti Hükümdarı Şah İsmail’in Hafızıydı. Onun oğlu Yavuz Sultan Selim’in Nökeri Hâfız Hasan Can’dı. (Tebriz/1490-Bursa/1567). Hafız Hasan Can’ın oğlu Şeyhülislam, tarihçi, 2 ciltlik Tacüt-Tevârih’in müellifi, Padişah hocası ve 3 dilde Şair Hoca Mehmet Saadeddin Efendi’dir (İst/1536-İst/2.10.1599).

Hoca Saadeddin’in oğlu Hocazade “Sufi Emir” Hacı Mehmet Esat Efendi (İst/1570-İst/22.5.1625); onun oğlu Kazasker, Şeyhülislam Mehmet Ebu Sait Efendi’dir (1595-1662). Bunun küçük oğlu Müderris Ahmed Efendi (1632?-1724?) (Sofuzade Şeyhülislam Feyzullah Fevzi Efendi’nin küçük kardeşi) Selanik Kadısı ve Nakıbü’leşraf’tı, daha sonra kapucubaşılığı görevine getirilmişti. Onun oğullarından Müderris Hasan Efendi (Şeyh Hasan 1648?-1748?), Osmanlı arşivi kayıtlarına göre 12 Aralık 1668'de Selanik Mevlevihanesi Postnişini olarak görev yapmıştır. .

Şeyh Hasan Efendi’nin Hacı Abdullah (?-?) ve Meşayıhtan Şeyh Ahmet Efendi (?-1799) adında iki oğlu bulunmaktadır.

Hacı Abdullah’ Ağa’nın (?-?) oğlu Seyyit Hacı Hasan’ın çocuklarından; Muid Alaaddin Mahallesi nüfusuna kayıtlı olan Sofuzâdeler Sülalesinin diğer kollarından birisi olan “Hacı Hasan Ağazâdeler” ailesi oluşmuştur. 

Şeyh Hasan Efendi’nin diğer oğlu Meşayıhtan Şeyh Ahmet Efendi’nin (1690?-1799/1800) 6 oğlu var; Hacı Sofu oğlu Ali Efendi (1799-?), Seyyit Mehmet Sadık Efendi, Şeyh Yakup Efendi, Şeyh Mehmet Ali Efendi, Şeyh İbrahim Ethem Efendi, Şeyh Hacı Ali Rıza Efendi. Hacı Sofu Ali Efendi; Selanik Ali Paşa Mahallesine ait nüfus defterinde kayıtlıdır .

Osmanlı arşivinde yer alan nüfus defterleri, temettuat defterleri, arazi kayıt defterleri ve diğer pek çok belgelere göre Şeyh Hasan Efendi’nin torunları olan Şeyh İbrahim Ethem, Şeyh Mehmet Ali ve Şeyh Yakup’un Mevlevihane postnişini oldukları görülmektedir.

Yine aynı kayıtlara göre Şeyh Hacı Ali Rıza Efendi’nin ise Halveti tarikatına mensup olduğu ve Koca Kasım Paşa Mahallesinde imamlık yaptığı anlaşılmaktadır. Şeyh Ahmet’in oğlu Şeyh Hacı Ali Rıza Efendi, Selanik Kocakasım Paşa mahallesi nüfusuna kayıtlı olup, nüfus kayıtlarına göre çocukları Süleyman ve Mehmet Nurettin’dir.

Hacı Sofu yani Molla Hasan namı diğer Şeyh Hasan’ın oğlu Meşayıhtan Şeyh Hacı Ahmet Efendi aynı zamanda kayıtlarda “Sofuzâde Şeyh Hacı Ahmet Efendi” adıyla geçmektedir; Atatürk’ün Dedesi Şeyh Hacı Ali Rıza Efendi’nin babasıdır. Şeyh Hasan Efendi’nin oğlu Şeyh Ahmet Efendi, babasından sonra Selanik Mevlevihanesi'nde postnişin olarak görev yapmıştır.

Osmanlı Arşivinde yer alan 1830,1834, 1840, 1843 tarihli Selanik nüfus defterleri kayıtlarında ve 1260/61 (1844/45) tarihli temettuat defteri kayıtlarında, Selanik Mevlevihanesi Mukatasıyla ilgili H. 9 Cemaziyelevvel 1785/ 20 Mart 1785 tarihli belgeden ; Şeyh Ahmet Efendi’nin, babası Şeyh Hasan Efendi’den sonra Selanik Mevlevihanesi postnişinliği görevine getirilmiş olduğunu öğreniyoruz.

“Mevlevizadeler” adıyla bilinen Selanik’in nüfuzlu ailelerinden ve eşrafından olan bu sülale aynı zamanda “Sofuzâdeler” ve “Şeyhzadeler” olarak da biliniyor. “Hacı Sofuzâdeler” ve “Şeyhzadeler/Mevlevi Şeyhizadeler” ailesi; Selanik Mevlevihanesi Postnişini Şeyh Hasan oğlu Meşayıhtan Sofuzâde Şeyh Hacı Ahmet Efendi (1699?-1799?) ve çocuklarından devam etmiştir.

H.1261/ Miladi 1845 tarihli defterde yer alan kayıtlarda ve 1861 tarihli bir belgede Şeyh Ahmet Efendi’nin oğullarından Şeyh Mehmet Ali Efendi, Şeyh İbrahim Efendi (1788 - 1843), Şeyh Yakup Efendi, babaları sonra sırasıyla Selanik Mevlevihanesi şeyhliğini yapmışlardır.

Şeyh Ahmet’in diğer oğlu Şeyh Hacı Ali Rıza Efendi (1797 doğumlu- ?), Halveti dergâhının şeyhi olup aynı zamanda Selanik’te Koca Kasım Paşa Mahallesi Camii İmamıdır. Halveti Şeyhi Hacı Ali Rıza Efendi, Atatürk’ün dedesinin dedesidir. Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi, bu zâtın adını taşımaktadır. Halveti Şeyhi Ali Rıza Efendi’nin oğlu Mehmet Nuri Efendi’dir.

Mehmet Nuri Efendi’nin 1874, 1875, 1876 tarihli defter kayıtlarına göre, bu tarihlerde, hayatta olmadığı anlaşılıyor. Mehmet Nuri Efendi’nin oğlu Hacı Hafız Ahmet Efendi’dir. Hacı Hafız Ahmet Efendi’nin oğlu da Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi’dir.

Atatürk’ün dedesi Hacı Hafız Ahmet Efendi (firari Ahmed Efendi olarak biliniyor), yukarıda adından bahsettiğimiz büyük dedeleri olan Şeyh Hasan Efendi’nin oğlu Meşayıhtan Hacı Ahmet Efendi’nin adını taşımaktadır. Mustafa Kemâl Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi de Selanik Koca Kasım Paşa Camii imamı Halveti Şeyhi Ali Rıza Efendi’nin adını taşımaktadır. 

KAPUCUZADELER VE NAKIPZADELER

KAPUCUZADELER VE NAKIPZADELER

Şeyh Hasan Efendi’nin diğer oğlu Hacı Abdullah Efendi’dir (?-?); oğlu Hacı Hasan Ağa’nın neslinden gelenlere “Hacı Hasan Ağazadeler” deniliyor ve Zübeyde Hanım tarafının mensubu bulunduğu ailedir. Zübeyde Hanım’ın mensubu bulunduğu diğer bir aile arşiv kayıtlarında “Kapucuzadeler” olarak geçmektedir. Kapucuzadeler aile fertleri arasında adının önünde “Nakıbzade” ibaresinin bulunmasından dolayı, bu aileyi “Nakıpzadeler” olarak tanımladık. Kocacık Kapucular köyünde Selanik’te merkez ve çeşitli ilçe ve köylerinde arazi ve mülklerin mutasarrıfı olan bu ailenin Osmanlı arşivinde nüfus ve temettuat defterlerinde kayıtları bulunuyor.

Selanik Kazası Lankaza Nahiyesi Kayalar (Kocacık) köyüne ait temettuat defteri ve nüfus defteri kayıtlarında “Kapucucuzâdeler” ailesi fertlerinden aynı zamanda “Nakıbzâdeler” şeklinde söz ediliyor. Bu kayıtlara göre Selanikli Kapucuzadeler aynı zamanda Nakibzâdeler” olarak da biliniyor. Kapucuzâdeler ailesinin kayıtları Osmanlı arşivinde yer alıyor. Selanik Vilayeti Langaza ve Kayalar nahiyesinin mutasarrıfı “Kapucuzadeler” ailesi, Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın akrabalarıdır.

Zübeyde Hanım ile Ali Rıza Efendi’nin ailesi aynı zamanda Kocacık Kazasının çeşitli köy ve çiftliklerin mutasarrıfı olan ailelerdir. “Kapucular” köyüne adını veren “Kapucular” ailesi fertlerinden bazılarının adlarının önünde “Nakıbzade” ibaresinin bulunması, bu ailenin aynı zamanda nakıb, nakıbüleşraf, kadı ve müftü hatta şeyhülislam yetiştirmiş olduğu tarihi kaynaklarda yer alan bilgilerden anlaşılmaktadır. Nüfus kayıtlarında ailenin fertlerinden “Nakıbzade” olarak bahsedilmesi bunu doğrulamaktadır.

Osmanlı devleti zamanında “kapucubaşılık” önemli bir meslek ve aynı zamanda mühim bir konumdu. Selanikli Kapucuzadeler ailesinin bu adı almasında, aile fertleri arasında “Kapucubaşılık” görevinde bulunmuş olmalarıyla ilgilidir.

Atatürk’ün yaptığı şecerede ilk isim olarak adı geçen Molla Hasan, Nakıbzadeler ailesinden Müderrisin-i Kiramdan Nakıbzade Abdurrahman Efendi, Selanikli Nakşi şairlerden Abdullah Hami ve İbrahim Yorgani’nin babası Nakıbzade ve Nakıbüleşraf Mehmet Efendi  aynı aileye mensup bulunmaktadır.

Her iki ailenin tarihi;  Hocazade Hacı Mehmet Esat Efendi (İst/1570-İst/12.5.1625) ile Hocazade Hacı Abdulaziz Efendi’nin (26.7.1575-2.12.1618)  babaları Tacüt-Tevarih’in müellifi Şeyhülislam Hoca Saadettin Efendi’de (İst/1536-İst/1599) birleşmektedir. Sofuzadeler ailesi adlarını “Emir Sofu” olarak bilinen Hocazade Hacı Mehmet Esat Efendi’den almıştır.

Kapucuzadeler/Nakıbzadeler ailesinden Nakıbzade Abdurrahman Efendi;  Nakşi şair ve Selanik Muhasılı Hacı Abdullah Hami ve İbrahim Yorgani’nin babası Nakıbzade Mehmet Efendi;  Hoca Saadettin Efendi’nin oğlu Hocazade Hacı Abdulaziz Efendi’nin (26.7.1575-2.12.1618) neslinden gelmektedir. Selanikli Nakıbzadeler ailesinin mensubu bulunduğu koldur.

Selanikli Sofuzadeler ve Nakıbzadeler ailesinin soyu, Yavuz Sultan selim’in nedimi Hafız Hasan Can’a dayanmakta, Hasan Can’ın ahfadından Emir Sofu olarak bilinen Hocazade Hacı Mehmet Esat Efendi’nin neslinden gelmektedir..

Nakıbzadeler ailesinin “Nakıbzade” adını almalarına sebep ise, Hoca Saadetinler ailesinden birden çok müderris, kadı, müftü ve şeyhülislam’ın Selanik’te Kadı, Mola ve müftü ve nakıb ve nakıbüleşraflık kaymakamlığı yapmış olmaları ve aileden bir kısmının Selanikli olması, burada yerleşmiş olmasıdır.

ATATÜRK’ÜN ALİ RIZA EFENDİ TARAFI AİLESİ

ATATÜRK’ÜN ALİ RIZA EFENDİ TARAFI AİLESİ

Selanikli “Sofuzadeler” ve “Nakıbzadeler” ve “Kapucuzadeler” ailesinin soyu, Yavuz Sultan selim’in nedimi Hafız Hasan Can’a dayanmakta, Hasan Can’ın ahfadından Emir Sofu olarak bilinen Hocazade Hacı Mehmet Esat Efendi’nin neslinden gelmektedir. Sofuzadeler ailesinin “Sofuzadeler” adını bu zattan aldığı anlaşılıyor. Nakıbzadeler ailesinin “Nakıbzade” adını almalarına sebebi ise , Hoca Saadetinler ailesinden birden çok müderris, kadı, müftü ve şeyhülislam’ın olması, Selanik’te Kadı, Molla, müftü, nakıb ve nakıbüleşraflık kaymakamlığı yapmış olmalarıdır. Ailenin bir kısmı Selanik’e yerleşmiştir.

Atatürk’ün hazırladığı mevcut şecerede ailesinin en dip dedesi olarak gösterilen Molla Hasan, Osmanlı arşivi belgelerinde daha önce de belirttiğimiz gibi “Hacı Sofu”, “Şeyh Hasan”, “Şeyh Hacı Hasan” adıyla geçmektedir aynı zamanda da Selanik Mevlevihanesi Postnişinidir.

Selanik Mevlevihanesi postnişini Şeyh Hasan Efendi, Selanik Mevlevihanesi postnişinlerinin mensubu bulunduğu köklü ve nüfuzlu ailenin belgelerde adı geçen ilk ismidir. Osmanlı arşivinde Selanik Kalesi haricinde Ekmekçizade Ahmet Paşa tarafından inşa edilen Mevlevihane postnişinliğinin Şeyh Hasan’a tevcihiyle ilgili (İE. EV.7- 787-H.1079 B 08/ M.12 Aralık 1668 tarihli) kayıtlar yer alıyor. (Selanik Mevlevihanesi, Ekmekçioğlu Ahmet Paşa tarafından Osmanlı döneminde 1617 yılında kurulmuştur .)

Nüfus ve temettuat defterlerindeki kayıtlar bu görüşümüzü desteklemekte, mevcut şeceredeki “Molla Hasan” adını işaret etmekte ve Selanik Mevlevihanesi Postnişini Şeyh Hasan Efendi olduğunu doğrulamaktadır.

Dolayısıyla daha önce de belirttiğimiz gibi, Atatürk’ün Süleyman Sırrı ile hazırladığı belirtilen şecerede adı geçen Molla Hasan ile bizim Osmanlı Arşivinde tespit ettiğimiz Selanik Mevlevihanesi Postnişini Şeyh Hasan Efendi’ye atıf yapılmış olduğu anlaşılıyor.

Ancak, tarihi kayıtlarda yer alan bilgilerden mevcut şecere yer alan Hacı Sofu’nun da ailede kendisinden önceki yıllarda yaşamış bir başka “Hacı Sofu”nun muhtemelen ailenin en dip dedeleri olan Hasan Can Çelebi’nin adını taşımış olduğu anlaşılıyor.

Selanik Mevlevihanesi postnişini Şeyh Hasan’ın, başta nüfus defterleri ve diğer tarihi belgelerdeki kayıtlara göre “Abdullah ve Ahmet” adındaki iki oğlunun mensup bulunduğu aile/sülale; “aileyi yakından tanıyanların söyledikleri gibi”  arşiv belgelerinde de  “Sofuzadeler” olarak kayıtlıdır.

Hacı Sofu’nun(Molla Hasan) oğlu Ahmet’ten olma torunu Ali Ağa’nın neslinden gelenler, Mustafa Kemâl Atatürk’ün kuzeni olan Süleyman Sırrı ailesinin devam ettiği koldur. “Sofuzâdeler Ailesi” olarak biliniyor.

Şeyh Hasan Efendi’nin oğlu meşayıhtan Şeyh Hacı Ahmet Efendi’nin neslinden gelenlere “Sofuzadeler” deniliyor. Ancak kayıtlarda ve halk arasında bu aileye, “Mevlevişeyhizadeler” ya da “Şeyhzadeler” de denilmektedir.

Şeyh Hasan Efendi’nin oğullarından Meşayıhtan Şeyh Ahmet Efendi’nin (1690?-1799/1800) 6 oğlu var; Hacı Sofu oğlu Ali Efendi (1799-?), Seyyit Mehmet Sadık Efendi, Şeyh Yakup Efendi, Şeyh Mehmet Ali Efendi, Şeyh İbrahim Ethem Efendi, Şeyh Hacı Ali Rıza Efendi.

Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi’nin ailesi de Şeyh Hasan Efendi’nin torunu Koca Kasım Paşa Camii İmamı Halveti Şeyhi Hacı Ali Rıza Efendi’den gelmektedir

ATATÜRK’ÜN ZÜBEYDE HANIM TARAFI AİLESİ

ATATÜRK’ÜN ZÜBEYDE HANIM TARAFI AİLESİ

Hacı Hafız Cemaleddin Isfehani’nin oğlu  Hâfız Mehmet Isfehani’nin (Tebriz/1490-İst/1542)oğlu Hâfız Hasan Can (Yavuz Sultan Selim’in Nökeri) (Tebriz/1490-Bursa/1567).

Hasan Can’ın oğlu Şeyhülislam, tarihçi, 2 ciltlik Tacüt- Tevârih’in yazarı, Hükümdar hocası ve 3 dilde şair Hoca Mehmet Saadeddin Efendi’nin (İst/1536-İst/2.10.1599)   kızı Fülane Hanım  Ebussudzade Rumeli kazaskeri Mehmet Efendi (1589-1639) ile evliydi; 5 oğlu vardı: Mekke ve İstanbul kadısı, Anadolu ve Rumeli kazaskeri Hocazade Mehmet Efendi (Bursa/27.2.1568-İst/2.7.1615), Şeyhülislam ve şair “Sufi Emir” olarak bilinen Hocazade Hacı Mehmet Esat Efendi (İst/1570-İst/22.5.1625)), Müderris Mesut Efendi (1572-1597), Müderris ve kazasker Selanik Kadısı Mehmet Salih Efendi (8.6.1582-3.3.1629/Eyüb’de medfun), Müderris, Kadı, kazasker ve şair Hocazade Abdülaziz  Efendi (26.7.1575-5.12.1618).

Hocazade Abdülaziz Efendi’nin oğlu Şeyhülislam Mehmet Bahai Efendi (1596-2.1.1654) 1631’de Selanik Kadısı idi. Müellif, divan sahibi büyük şair ve bestekar ve Mevlevi olan Mehmet Bahai Efendi’nin oğlu Müderris Saadettin Yahya Efendi’dir (?-1698). Bunun oğlu müderris ve şair Mehmet Necip Efendi (?- 1696 / Eyüb’de medfun) 1769’da Selanik Kadısı idi; oğlu Şair ve Müderris Abdurrahim Rahmi Efendi de (?-1771) 1769’da Selanik Kadısı’ydı.

Abdurrahim Rahmi Efendi’nin oğlu Mehmet Efendi (Nüfus defterinde -Sicilli Osmani’de Ahmet / ?-1798) Selanik’te Nakıbül eşraf kaymakamı idi. Mehmet Efendi’nin oğulları Müderrisi Kiramdan Nakıbzade Abdurrahman Efendi (1786-19 Nisan 1843)  ve Nakibzade Nakşi şair muhasıl Seyyid Abdullah Hami Efendi (1777-1843)  ve İbrahim Yorgani Efendi (1782-?) idi. İbrahim Yorgani’nin eşi Emetullah Hanım ile olan evliliğinden Mustafa Efendi (1829-?) ve Feyzullah Efendi (1813-?) adıyla iki oğlu bulunuyor.

Sofuzade Feyzullah ağa adıyla bilinen İbrahim oğlu Feyzullah Efendi, üçüncü evliliğini Halil Ağa ve Emine Hanım’ın kızı Ayşe Hanım ile yapmıştır. Bu evlilikten Feyzullah Efendi’nin Hasan (1837-?) ve Hüseyin (1840?-?) adında iki oğlu, Zübeyde Hanım adlı bir kızı doğmuştur. Feyzullah Efendi kızı Zübeyde Hanım (Selanik/1857-İzmir/15 Ocak 1923),  Atatürk’ün annesidir. Zübeyde Hanım Efendi’nin Selanikli Rüsûmattan emekli Ali Rıza Efendi (1841-23 Mayıs 1886) ile olan evliliğinden Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk (Selanik/1877/ 78-İstanbul/10 Kasım 1938) dünyaya gelmiştir.

SOFU (Sofuzade Zadeler)

SOFU (Sofuzade Zadeler) 

Selanik Mevlevihanesi’nin ilk postnişinin Kerimüddin Dede olması;  Konya Karamanoğulları beyliğinin kurucusu Nurettin Bey (Nûre Sufî)’den sonra Karaman aşîret beyi olan oğlu Kerimüddin’in adını  ve Karamanoğulları Beyliğinin kurucusunun “Nure Sofu” ünvanını taşıması ;“Sofu – Sofuzâdeler” adıyla bir ilgisinin bulunduğunu gösterebilir.

Selanik Vilayeti Eğri- Bucak Kazası; Sarıgöl ve Langaza ve Gelemeriye yörelerine iskân edilmiş olan Kocacık Türkmenleri /Yörükleri arasında, Sofular Cemaati de yer alıyor. Balkanlar’da “Sofular” adıyla bulunan yerleşim birimlerinin aynı adı taşıyan Türkmen gurupları tarafından kurulmuş olduğunu söylemek mümkündür.

Mesela; Dedeağaç livası Sofulu kazası, Manastır vilayeti Kozana livası Sofular köyü, Selanik vilayeti Tırhala livası Yenişehir kazası Sofular Mahallesi,  Selanik vilayeti Langaza kazası Sofular köyü, Edirne livası Sofulu kazası, Selanik vilayeti Kesendire kazası Sofular Çiftliği, Edirne livası Dimetoka kazası Sofular köyü, Selanik vilayeti Kesendire kazası Sofular Çiftliği bulunuyor. Bu yerleşim birimlerinin Balkanlar’a yerleşen Sofular adını taşıyan Türkmen cemaatleri tarafından kurulmuş olduğundan kuşku yoktur.

Selanik ve çevresindeki Türklerin Konya’dan gelmiş olduklarını göz önünde bulundurduğumuzda bu bağlantının kuvvetle muhtemel olduğu, “ailenin “Sofu – Sofuzâdeler” adının nereden almış veya gelmiş olduğunu anlamamıza yardımcı olmaktadır.

Atatürk’ün annesi ve babası tarafı “Sofizadeler” olarak biliniyor. Atatürk annesi Zübeyde Hanım’ın babası “Sofuzâde Feyzullah’tır. “Sofuzâdeler” adını, ailenin sadece “dindar ve sofu” olmalarından dolayı almadıkları anlaşılıyor. “Sofuzâdeler” adının bir anlamı olmalıdır . “Sofu - zâde - Sofuzâdeler”, Sofu’nun ailesinden soyundan gelenleri, mensubiyeti ifade ediyor.

Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk’ün hem annesi hem babası tarafı ailesi, kendisi Isfehanlı Türkmeni olan Akkoyunlu beyi Sofu Halil Bey’in hafızı olan Cemalettin ısfehani oğlu Hafız Mehmet Isfehani’nin oğlu Hasan Can’ın oğlu Hoca saadettin Efendi ‘nin oğlu “Emir Sofu” olarak bilinen Hocazade Hacı Esat Mehmet Efendi’nin soyundan gelmiş olmaları sebebiyle, “Sofuzadeler” denildiği anlaşılıyor.

Balkanlar’da iskân edilen Türkmenler arasında Akkoyunlu Beyi Sofu Halil Bey’in mensubu bulunduğu Türkmenler de bulunuyor. Daha önce Akkoyunlu-Karakoyunlu Türkmenleri ve Bozulus arasında daha sonra Dulkadirli  içinde yer alan Sofular adıyla bilinen Türkmen aşiret ve cemaatlerinin “Sofular-Sofuzadeler” adıyla bilinen ailelerle ilgisi vardır.

Arşiv kayıtlarına göre Selanik Vilayeti Gelemeri Nahiyesi Sofular karyesi / çiftliği adını, Sofular cemaatinden almış olması kuvvetle muhtemeldir. Sofular çiftliğinin mutasarrıfı Selanik Müftüsü Abdullah Efendi oğlu Mustafa Necib Bey  ve ortağı Mehmet oğlu Nakıbzâde Abdurrahman idi. Bu zat Nakıbzadeler ailesinden Selanik Nakıbül eşraf kaymakamı Mehmet Efendi’nin oğludur. Nakıbzadeler ailesi, Hoca saadettin Efendi’nin oğullarından Hocazade Hacı Abdülaziz Efendi neslinden gelmektedirler.

Mustafa Kemâl Atatürk ile ilgili olarak çeşitli tarihlerde yayınlanan değişik şecerelerde Sofuzâde Feyzullah Ağa’nın babası İbrahim Ağa, hem Molla Hasan’ın hem de Hacı Abdullah’ın oğlu olarak gösteriliyor. Mevcut şecerelerde Molla Hasan’ın çocukları; İbrahim, Hacı Sofu, Mustafa (Gülsüm Dudu ile evli ve Nefise Molla’nın babası) olarak veriliyor. Bunların da çocukları bulunuyor

Hacı Abdullah’ın çocukları Gülsüm, Hanife, Aluş, Yakup ve İbrahim olarak yer alıyor. Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım, Selanik Vilayeti Lankaza’lı Hacı Sofu Ailesinden Feyzullah Ağa’nın kızıdır. Zübeyde Hanım’ın sülalesine Selanik’te “Sofuzâdeler” deniliyordu.

Selanik ve Langaza’nın eşrafı olan muhafazakâr bir aile olarak biliniyordu. Osmanlı Arşivi belgelerinde ve diğer bazı belgelerde, ailesinin Mevlevi tarikatına mensup olduğu anlaşılıyor. Zübeyde Hanım’ın ailesi dindardır ve kendisi de dini vecibelerini yerine getiren mü’mine, merhametli ve hayırsever bir kadındır.

MOLLA HASAN / HACI SOFU / ŞEYH HASAN EFENDİ

Sofuzâdeler” ailesi Osmanlı Arşivi kayıtlarında “Hacı Sofu” olarak verilmektedir. Mevcut şecerede Atatürk Ailesi’nin en dip dedesi olarak gösterilen “Molla Hasan” namı diğer Hacı Sofu, Osmanlı arşivi kayıtlarında “Şeyh Hasan” olarak geçmektedir. “Molla Hasan”, Atatürk tarafından hazırlanan mevcut şecerede ailenin en dip dedesi olarak gösterilen kişidir.

Selanik Mevlevihanesi postnişini Şeyh Hasan Efendi, Atatürk ailesi fertleri tarafından “Molla Hasan” olarak tarif edilmektedir. Mustafa Kemâl Atatürk’ün, kuzeni Süleyman Sırrı ile hazırladığı söylenen şecerede “ Molla Hasan” adıyla Selanik Mevlevihanesi Postnişini Şeyh Hasan Efendi’ye atıf yapılmış olduğu anlaşılıyor.

Dolayısıyla, Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın babası Sofuzâde Feyzullah Ağa’nın mensubu bulunduğu “Sofuzâdeler” sülalesinin en dip dedesi olarak bilinen Hacı Sofu; arşiv kayıtlarında tespit ettiğimiz belgelere göre Selanik Mevlevihanesi Postnişini Şeyh Hasan Efendi’dir(1648?- 1740):

Osmanlı Arşivinde, Sofuzâdeler ailesine ait kayıtlar bulunmaktadır. Bu kayıtlara göre, Sofuzâdeler ailesinin Selanik vilayetinin değişik mahallerinde ikamet ettikleri anlaşılıyor. Tahrir, nüfus ve temettuat defterleri gibi kayıtlarda Selanik ve bağlı ilçe ve köylerinde bu aileye mensup insanların değişik yerlerde arazi ve mülklerinin, çiftlikleri olduğu görülüyor.

Örneğin, “Hacı Sofu oğlu Ali” ailesi, Selanik’te Ali Paşa Mahallesi nüfusuna kayıtlıdır. Diğer bir Sofuzâde ailesi “Sofizade Seyyit Mehmet Efendi” ise Selanik’te Hayreddincik Mahallesi nüfus ve temettuat defterlerinde kayıtlıdır.

HOCA SAADETTİN’DEN HASAN CAN’A

Atatürk ve Ailesi hakkında yaptığımız araştırmalar neticesinde Osmanlı Arşivinde tespit ettiğimiz belgeler ışığında, Atatürk ailesinin Sofuzadeler adını almasının nedenini de anlaşılmaktadır.

Kayıtlarda “Kapucuzadeler” adıyla da bilinen Atatürk’ün anne ve baba tarafı ailesi Osmanlı döneminin en önemli ve etkili ve saygın ailesi “Hoca Saadettinler Ailesine” mensuptur ve ataları da Akkoyunlu Türkmenlerine dayanmaktadır. Hoca Saadettin Efendi’nin dedeleri Isfehanlı Türkmenlerdendir. Hoca Saadettin ailesi ve ahfadının bir kısmı Selanik doğumlu fakat, Anadolu’dan Balkanlar’a iskân edilen Türkmen ailelerindendir. Mustafa Kemâl Atatürk ve ailesi de ataları gibi Selanik doğumlu Anadolu Türkmenleridir. Selanikli Kapucuzadeler ile Osmanlı döneminin önemli şeyhülislam ailesi “Hocalar-Hocazadeler-Hoca Saadeddinzadeler” ailesinden “Emir Sofu” olarak bilinen Hocazade Şeyhülislam Hacı Mehmet Esat Efendi’nin torunu, Şeyhülislam Mehmet Ebu Sait Efendi’nin oğlu Şeyhülislam Feyzullah Efendi’nin soyundan gelmektedir.

Hocazadeler ailesi fertlerinin hemen hepsi müderris ve şeyhülislamdır. Aynı zamanda bu aile fertleri arasında çok sayıda şair ve divan sahibi, müellif, tarihçi, nakıb ya da nakıbüleşraflık kaymakamlığı yapmış olan kişiler de bulunuyor.

“Sufi Emir” Şeyhülislam Hocazade Hacı Mehmet Esat Efendi’nin oğlu Şeyhülislam Mehmet Ebu Sait Efendi’nin iki oğlu vardı, biri  Müderris Ahmet Efendi  Selanik Kadısı ve Nakıbi idi. Daha sonra Kapucubaşılık görevi tevdi edildi. Diğer oğlu ise kazasker, müellif, 3 dilde şair Şeyhülislam Feyzullah Efendi’dir (17.12.1630-21.10.1698) .

Bunlardan bazıları tarihi kayıtlara göre Selanik’e XVI. Yüzyıldan itibaren yerleşmiş ailelerden oluşuyor. “Emir Sufi ailesinden bazı fertleri de aynı zamanda “Kapucu” veya “Kapucubaşı” görevlerinden bulunmuşlardır. Dolayısıyla Selanik’te Kapucular köyünde arazi ve mülkleri olan ve Selanik merkez mahallelerine ait nüfus defterlerinde kayıtları bulunan “Kapucuzadeler” ailesinin bu adı almasının sebebi budur.

Kapucuzadeler ailesi bu adı; kapucubaşı olarak görev yapmış olan aileler ile kızlarını ve oğullarını evlendirerek hısım ve akrabalık kurmalarından ve bizzat aile fertlerinde kapucubaşılık görevinde bulunanların olmasından dolayı aldıkları anlaşılıyor.

Mesela, Şeyhülislam Hoca Mehmet Saadeddin Efendi’nin oğlu Hocazade Mehmet Efendi’nin kızı Afife Hanım, Kapucubaşı, Sipahi ağası ve Yeniçeri ağası Moralı Mustafa Paşa(?-1623) ile evliydi.

Hoca saadettin efendi’nin torunu Afife Hanım’ın Moralı Kapucubaşı Mustafa Paşa ile evliliğinden dolayı aile fertlerinin “Kapucuzadeler” lakabıyla anılmış olduğu tarih kayıtlardan anlaşılmaktadır.

Moralı Mustafa Paşa, Kapucubaşı, Sipahi ağası, Yeniçeri ağası ve Diyarbakır beylerbeyi görevlerinde bulunmuştur . Dolayısıyla Kapucuzadeler ailesi fertleri arasında adının önünde “Nakıbzade” ibaresinin bulunanların olmasının nedeni de bu ailede nakıb veya nakıbüleşraflık ve nakıbüleşraf kaymakamlığı yapanların bulunmasıdır.

Dolayısıyla, Selanikli Kapucuzadeler (ki biz aileyi aynı zamanda Nakıbzadeler olarak tanımladık) ailesinin “Emir Sufi” ailesinden Sofuzade Şeyhülislam Feyzullah Efendi ile akrabalık bağının bulunduğu düşüncemizi, yeni tespit ettiğimiz belgeler ve tarihi kayıtlar doğrulamıştır.

Hoca Saadetinler/ Hocazadeler ailesinin bir diğer özelliği ise, bu ailenin fertlerinden çok sayıda kişinin Selanik ve ilçelerinde müderris, kadı, molla, müftü, nakıb, nakıbüleşraf, Rumeli kazaskeri olarak görev yapmış olmalarıdır. Bunlar arasında Selanikli olarak bilinen ve tanınan aileler bulunmaktadır.


11 Mart 2025 Salı

Demirci Mehmet Efe

Demirci Mehmet Efe (1885, Pirlibey, Nazilli - 1961, Aydın), Türk Kurtuluş Savaşı'nda Kuvâ-yi Milliye önderi.

1885 yılında Pirlibey, Nazilli'de doğdu. Babasının mesleğinden dolayı Demirci lakabını aldı. Askerlik görevini İzmir 5. Depo Alayı'nda demirci olarak yaparken Ermeni bir yüzbaşıdan yediği dayak üzerine firar etti. Köyüne dönen Demirci Mehmet, burada rahat durmayınca Çakırcalı Mehmet Efe tarafından Ödemiş'in Fata köyüne imam olarak gönderildi. 

Çakırcalı'nın ölümünden sonra Yörük Ali Efe çetesine katılan Demirci Mehmet Efe, cesareti ve gözüpekliği sayesinde çete içinde önemli bir konum aldı ve kısa zamanda Aydın ve Ödemiş havalisinde zorlu ve amansız bir efe oldu. İzmir'in İşgalinden sonra 11 Temmuz'da resmen Kuvâ-yi Milliye'ye katıldı. Sonra Kurtuluş Savaşı'nda bağımsızlık mücadelesine katıldı.

TBMM Hükümeti'nin 9 Aralık 1920 tarihinde aldığı bir karar, Afyonkarahisar dolaylarındaki Atlı Takip Kuvvetleri'nin düzenli orduya süvari birlikleri olarak katılmasını öngörmekteydi. 

Albay Refet Bey'in 300 adamıyla birlikte süvari alay komutanı olarak düzenli orduya katılması yönündeki teklifini, Çerkez Ethem'in telkinleriyle dikkate almayan Demirci Mehmet Efe'nin üzerine kuvvet gönderilmiştir. 

Albay Refet Bey komutasındaki süvari birliklerinin 11 Aralık'ta başlattıkları harekât sonunda Demirci Mehmet Efe'nin adamları ele geçirilmiştir. Yaşı uygun olanlar düzenli ordu birliklerine katılmış, diğerleri terhis edilmiştir. 

Demirci Efe ise 30 Aralık 1920 tarihinde TBMM Hükûmeti'ne teslim olmuştur. Efe, Nazilli-Dualar köyüne yerleşmiştir. Yanına, çok güvendiği Jandarma Yüzbaşı Nuri Bey'in seçtiği 50 kişilik bir muhafız kuvveti bırakılmıştır.

1961 yılında Aydın'a geçmiş ve Aydın'da ölmüştür.

Ayrıca bakınız

Demirci Mehmet Efe Ayaklanması

Delibaş Mehmet

Delibaş Mehmet (d. 1883, Alibeyhüyüğü - ö. 1921, Çumra)

1883'te Konya'nın Alibeyhüyüğü kasabasında doğmuştur. Yunanlara karşı koymak üzere çete kurmuşsa da Milli Mücadele yanlısı değildir. 

2 Mayıs 1920'de 500-600 adamıyla birlikte Konya Ayaklanması'nı başlatmak üzere Konya'nın Çumra kasabasına girdi ve Kuvâ-yi Milliye yanlısı birçok kişiyi öldürdü. 

Ertesi gün Konya'nın denetimini ele geçirdi. Ankara Hükûmeti bu ayaklanmayı bastırmak için Refet Bele'yi görevlendirdi. 22 Kasım 1920'de ayaklanma tamamen bastırıldı. 

Delibaş Mehmet kaçarak Fransızlara sığındı. Bir süre Yunan Ordusu'nda görev aldı. 1921 yılında yeniden bir ayaklanma başlatmak için Çumra'ya geldi ancak kendi adamları tarafından 1921 yılında Çumra'da öldürüldü.

Rauf Orbay

Hüseyin Rauf Orbay (d. 27 Temmuz 1881, İstanbul - ö. 16 Temmuz 1964, İstanbul), Türk asker, siyasetçi. Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde, Kurtuluş Savaşı'nda ve Türkiye Cumhuriyeti döneminde önemli görevlerde bulunmuştur. Trablusgarp ve Balkan Savaşları'nda gösterdiği başarıdan ötürü Hamidiye Kahramanı olarak tanındı. 1918 Ekim'inde Osmanlı Devleti'nin Bahriye Nazırı olarak görev yapan Orbay, devletin çöküş belgesi olan Mondros Mütarekesi'ni hükûmet adına imzalayan kişidir.

Türk Kurtuluş Savaşı sırasında 12 Temmuz 1922-4 Ağustos 1923 tarihleri arasında Türkiye'nin başvekilliğini üstlendi; Mustafa Kemal Paşa ve Fevzi Paşa'dan sonra Türkiye'nin üçüncü başbakanıdır (icra vekilleri heyeti reisi).

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kurucularındadır. İzmir Suikastı davasında idamla yargılanmış, on yıla mahkûm edilmiştir. 1939'da politikaya dönen Orbay, Kastamonu mebusluğu ve Londra büyükelçiliği yapmıştır.

Hayatı

Babası, Abhaz kökenli Bahriye Birinci Feriki (Oramiral) ve Meclis-i Âyan azası Mehmet Muzaffer Paşa'dır. Mehmet Muzaffer Paşa, Girit Bahriye Üssünde görevliyken Koca Memi sülalesinden Tahrirat Müdürü Emin Efendi'nin kızı Hayriye Rüveyde Hanımla evlenmiştir. Bu evlilikten iki erkek, üç kız toplamda beş çocukları olmuştur, bu çocuklardan biri Rauf Orbay'dır.

1881'de İstanbul'da Cibali semtinde dünyaya gelmiştir. Babasının görevi nedeniyle orta öğrenimini Trablus Askeri Rüştiyesi'nde yaptıktan sonra İstanbul'a döndü. Heybeliada Bahriye Okulu'nu 1899'da bitirip deniz kuvvetlerine katıldı.

Askeri kariyeri

Güverte mühendisi (teğmen) rütbesiyle askeri yaşamına başlayan Hüseyin Rauf 1901'de üsteğmenliğe, 1904'te yüzbaşı rütbesine yükseldi. 1904'te Mesudiye zırhlısına atandı. 1905-1911 arasında gemi satın alma, gemi inşa tezgâhlarını inceleme gibi görevlerle Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Almanya'da bulundu.[2] 1907'de kolağalığına (kıdemli yüzbaşı) yükseldi. 13 Kasım 1907'de sağkolağası (ön yüzbaşı) olarak 31 Mart Ayaklanması sebebiyle İstanbul'a gelen Hareket Ordusu'nun faaliyetlerine katıldı. Bu harekât sırasında Mustafa Kemal ve İsmet Bey ile tanıştı.

Hamidiye Harekâtı

I. Balkan Savaşı sırasında Yunan donanması Çanakkale'yi abluka altına almıştı. Rauf Bey komutasındaki Hamidiye, ablukadan kaçmayı başararak Akdeniz'e açıldı; tarihin ilk korsan kruvazör harekâtını gerçekleştirdi. 7 ay 24 gün süren harekât, bütün Akdeniz'i, zaman zaman Kızıldeniz'i de içine alıyordu. 

Harekât boyunca Hamidiye Sırbistan’da askeri tesisleri bombaladı; düşman savaş ve ticaret gemilerini batırdı, Çanakkale ağzındaki Yunan baskısını azalttı. Bütün dünya basının gün gün takip ettiği harekât Osmanlı Devleti açısından büyük bir propaganda başarısı sağladı.

Rauf Bey kamuoyunda "Hamidiye Kahramanı" olarak tanındı. Devlet Hamidiye Kruvazörü Hümâyunu adını taşıyan bir madalya ihdas etti. 2 Temmuz 1913'te daha dönüş yolunda iken Rauf Bey binbaşılığa terfi ettirildi. O yılın sonuna kadar Hamidiye kruvazörünün komutanı olarak göreve devam etti.

I. Dünya Savaşı

25 Mayıs 1909'da Hamidiye Gemisi komutanlığına atandı Arnavutluk Ayaklanmasının bastırılmasında rol oynadı. 1911 Türk-İtalyan Savaşı'nda Trablusgarp'a ikmal sevkiyatında görev aldı. Balkan Savaşları başladığında Hamidiye kruvazöründe süvari idi.

I. Dünya Savaşı'nda İran ve Irak'ta Osmanlı gizli örgütü Teşkilat-ı Mahsusa'nın bir görevlisi olarak bulundu. Kerkük'te iken yarbaylığa terfi etti; Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanlığına atanınca İstanbul'a döndü. 1917'de Bahriye Nazırı Cemal Paşa ile birlikte Alman İmparatoru II. Wilhelm'ı ziyaret etti. 

Dönüşte kalyon kaptanlığına (albay) yükseltildi. Savaş boyunda Deniz Kurmay Başkanı sıfatıyla bu görevde kaldı. Brest Litovsk Barış Konferansı'nda Deniz Kuvvetleri delegesi olarak Osmanlı'yı temsil etti.

Bahriye Nazırlığı

Rauf Bey, savaşın kaybedilmesi ve İttihat ve Terakki hükûmetinin istifa etmesinden sonra kurulan Ahmet İzzet Paşa kabinesinde bahriye nazırlığı görevine getirildi ve Osmanlı Devleti'nin çöküş belgesi olan Mondros Mütarekesi'ni hükûmet adına imzalamak zorunda kaldı. Bahriye Nazırlığı, onun son askeri görevi oldu.

Siyasi kariyeri

Millî Mücadele'ye katılması

Rauf Paşa, Ahmet İzzet Paşa kabinesinin çekilmesi üzerine Bahriye Nazırlığı'ndan ayrıldı ve Anadolu'daki Millî Mücadele hareketine katıldı. 8 Haziran 1919'da Ankara'ya ulaştı. Mustafa Kemal Paşa'ya katılmak üzere Ali Fuat Paşa ile birlikte Amasya'ya geçtiler. 22 Haziran 1919 tarihli Amasya Genelgesi'ni imzaladılar.

Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Erzurum'a giden Rauf Bey, Erzurum Kongresi'nde Heyet-i Temsiliye Başkan vekili idi. Ardından Sivas'a geçti ve Sivas Kongresi başlamadan önce kongrenin başkan yardımcılığına getirildi. İstanbul'daki Son Meclis-i Mebusân toplantısına Heyet-i Temsiliye adına katılacak delege olarak seçildi.

Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı

Hüseyin Rauf Bey, Sivas Kongresi'nden sonra Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı'na Heyet-i Temsiliye adına katılmak üzere Hüsrev Gerede ile birlikte İstanbul'a gitti. Mecliste Felah-ı Vatan grubunun kurulmasına önderlik etti. 16 Mart 1920'de meclisin İngiliz kuvvetleri tarafından basılmasından sonra tutuklanan Rauf Bey, 22 Mart 1920'da Malta'ya sürgüne gönderildi.

Rauf Bey, Malta'da 20 ay süre tutuklu kaldıktan sonra İnebolu'da Binbaşı Rawlinson'la mübâdele edildi. 15 Kasım 1921'de Ankara'ya gelen Rauf Bey, Sivas milletvekili sıfatı ile TBMM'ye katıldı.

Başvekillik

21 Kasım 1921'de Nafia vekilliği (Bayındırlık Bakanlığı) ve Meclis ikinci başkanlığı görevlerine getirilen Rauf Bey, 14 Ocak 1922'ye kadar bu görevlerde kaldı.

30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesi öncesinde Fevzi Paşa'nın yoğun çalışmaları sebebiyle TBMM İcra Vekilleri Heyeti Başkanlığı görevine geldi ve 12 Temmuz 1922-4 Ağustos 1923 arasında TBMM İcra Vekilleri Heyeti Başkanlığı yaptı.

Kurtuluş Savaşı'nın Türk ordusunun zaferiyle sonuçlanmasının ardından başlayan Lozan Barış Konferansı sırasında İsmet Paşa'nın üstlendiği Millî Savunma ve Dışişleri Bakanlıklarına vekalet etme görevi Rauf Bey'de idi. 

Lozan görüşmeleri sırasında bazı hükûmet kararlarının dışına çıktığı için İsmet Paşa'ya sözleşmeyi imzalama yetkisini vermemesi iki devlet adamının arasını açtı. İsmet Paşa'ya gerekli yetkiyi TBMM reisi Mustafa Kemal verdi. Lozan Anlaşması'nın imzalanmasından sonra Rauf Bey başbakanlıktan istifa etti.

İzmir Suikastı davası

İkinci dönemde İstanbul milletvekili olarak mecliste yer alan Rauf Bey, Halk Fırkası'ndan bağımsız bir politika takip etmeye başladı. 1924'te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurulduğunda Rauf Bey, daha önce İkinci Grupta başlattığı muhalefetini bu toplulukta sürdürdü. 

Parti, 3 Haziran 1925'te kapatılıp, yönetici kadro, 17 Haziran 1926'daki İzmir Suikastı olayıyla ilgili görülerek yargılandı. Yargılama sırasında Rauf Bey, tedavi için Viyana'da bulunmaktaydı. Mahkeme on yıl kalebentliğe, medeni haklardan mahrum edilmesine ve mallarının haczine hüküm verdi. 

Rauf Bey hakkındaki suçlamaları ve kararı kesinlikle kabul etmedi, kararı temyiz imkânı olmadığı için de yurda dönmedi. Yurt dışına kaldığı dönemde Birleşik Krallık, Hindistan, Çin ve Mısır'da bulundu. 

1933'te çıkan af kanunundan yararlanmayı "...benim asla ve hiçbir suretle en ufak bir cürümle dahi suçlu olmadığım için, ilan edilen aftan katiller ve şakiler gibi faydalanmayı düşünmem mümkün değildir" diyerek reddetti. 

Eniştesinin 1935'te vefatı üzerine ailesinin ısrarıyla yurda döndü. Yeniden politikaya atılarak 1939 yılında TBMM'nin altıncı döneminde Kastamonu'dan milletvekili seçildi; ancak Cumhuriyet Halk Partisi'ne katılmadı.

Eski sürgün mahkûmiyeti ile ilgili 12 Aralık 1940 tarihinde Millî Müdafaa Vekaleti aleyhine dava açtı. Gayesi, zaman aşımı gerekçesiyle ele alınmayan mahkûmiyetin haksızlığının tescil edilmesi idi. Askeri Temyiz Mahkemesi 23 Temmuz 1941 tarihli 1342 Esas sayılı kararı ile bunu tescil etti.

VI. dönem Kastamonu milletvekili seçilmiştir. II. Dünya Savaşı sırasında 1942'de Londra büyükelçiliğine getirilmesi nedeniyle 16 Mart 1942 tarihinde Milletvekilliğinden istifa etmişti. Büyükelçilik görevinden de 1944 yılında kendi isteği ile ayrıldı ve bir daha devlet görevi kabul etmedi. 

1949 ara seçimlere İstanbuldan bağımsız aday olarak girdi ama kazanamadı. Hayatının geri kalanını üniversitelerde ders ve konferanslar vererek ve seyahatlere çıkarak geçirdi. 1964 yılında İstanbul'da geçirdiği kalp krizi sonucu öldü. Mezarı Erenköy'deki Sahrayıcedid Mezarlığı'ndadır.

Hatıraları

Rauf Orbay'ın siyasi hatıraları Feridun Kandemir tarafından haftalık Yakın Tarihimiz dergisinin çeşitli sayılarında yayımlandı. 1965 yılında Feridun Kandemir, Hâtıraları ve Söyleyemedikleri İle Rauf Orbay adlı kitabı yayımladı. Bu hatıralar 1993'te, Rauf Orbay, Cehennem Değirmeni -Siyasî Hatıralarım, adıyla iki cilt halinde, 2003 yılında ise, Siyasî Hatıralar adıyla tek cilt halinde tekrar yayınlanmıştır.

Hakkındaki kitapları

  • Nurer Uğurlu, Gizli Belgelerle Rauf Orbay, İsmet İnönü Kavgası, 2005
  • Hüseyin Rauf Orbay, Siyasi Hatıralar, 2003
  • Nur Özmel Akın, Rauf Orbay'ın Londra Büyükelçiliği, 1942-1944, 1999
  • Cemal Kutay, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Yüzyılımızda Bir İnsanımız: Hüseyin Rauf Orbay (5 cilt), 1992
  • Hüseyin Rauf Orbay, Cehennem Değirmeni, 1993
  • Erberk İnam, Rauf Bey, 1965
  • Feridun Kandemir, Hatıraları ve Söylemedikleri ile Rauf Orbay, 1965

Ali Fuat Cebesoy

Ali Fuat Cebesoy (23 Eylül 1882, Salacak, Üsküdar, İstanbul – 10 Ocak 1968, İstanbul), Türk asker ve siyasetçi.

Türkiye'nin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ile Harp Okulu yıllarında sınıf arkadaşı idi. Türkiye'nin işgali sırasında İzmit'ten Ankara'ya ilerleyen İngiliz birliklerine ateş açma emrini vererek şimdiki adı Alifuatpaşa tren istasyonu olan mahalde durdurması nedeniyle Türk Kurtuluş Savaşı'nı fiilen başlatan ilk komutan oldu ve savaş boyunca önemli görevler üstlendi. 

Yine Kurtuluş Savaşı yıllarında üstlendiği Moskova Büyükelçiliği görevini başarıyla yürüttü ve Türkiye'nin kuzeydoğu sınırlarını belirleyen Moskova Antlaşması'nı imzaladı. 

Milletvekili olarak başladığı siyasi yaşamında Türkiye'nin ilk muhalefet partisi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kurucularından birisi olup sonrasında İzmir Suikastı sanığı olarak İstiklâl Mahkemeleri tarafından yargılandı.

1931'de siyasete dönerek TBMM başkanlığı, bayındırlık bakanlığı ve ulaştırma bakanlığı yaptı. 1948'den itibaren siyasete Demokrat Parti'de devam etti. 27 Mayıs Darbesi'nden sonra Yassıada Mahkemeleri'nde yargılandı.

Yaşamı

İlk yılları

23 Eylül 1882 tarihinde Salacak, İstanbul'da doğdu. Babası, sonradan Türkiye'nin ilk bayındırlık bakanı olan Sökeli İsmail Fazıl Paşa idi. Annesi Zekiye Hanım ise 93 Harbi'nde Tuna Orduları Umum Kumandanı olan Müşir Mehmet Ali Paşa'nın kızıdır. Ali Fuat Cebesoy aynı zamanda şair Nâzım Hikmet'in akrabasıdır. İlk öğrenimini Erzincan Askeri Rüştiyesinde, orta öğrenimini İstanbul, Kadıköy'deki Saint Joseph Lisesi'nde gördü. Babasının gönülsüzlüğüne rağmen 13 Mart 1899'da Harp Okulu'na girdi, orada Mustafa Kemal ile aynı sınıfta öğrenim gördü. Selanikli olan Mustafa Kemal, İstanbul'da Ali Fuat'ın ailesinin yanında kalıyordu. 1902 yılında Harp Okulu'nu bitirdi; 11 Ocak 1905 tarihinde Harp Akademisi'nden sekizinci olarak mezun oldu.

Askerlik yaşamı

Ali Fuat Bey, askerlik yaşamına Beyrut'ta süvari alayında başlamış, 20 Haziran 1907'de ise topçu eğitimini tamamlamıştır. Bu tarihte kıdemli yüzbaşı olduktan sonra, Sisam adasının Karaferye bölgesinde ortaya çıkan bir isyanı bastırmakla görevlendirilmiştir. 

Ali Fuat Bey'in askerlik yaşamı; 1908'deki Roma Askerî Ataşeliği dışında çok hareketli geçti. İtalyanların, Osmanlı toprağı olan Trablusgarp'ı işgal ettiği tarih olan 1911 yılına dek Roma Askeri Ataşeliği görevini yürütmüştür. 

Hatta, 1910 Ağustos ayında İtalyan ordusunun düzenlediği manevraları takip eden Ali Fuat Bey, bu durumu Genelkurmaylığa rapor etmiştir. Ardından Rumeli'de görevine devam etti ve burada İttihat-Terakkî Cemiyeti mensuplarıyla bağlantı kurdu ve bu cemiyete üye oldu.

1912'de Birinci Balkan Savaşı başladığı sırada Binbaşı Ali Fuat, önce Karadağ'a karşı konuşlanan kolordunun, 29 Eylül 1912'de ise Yanya kolordusunun kurmay başkanlığına getirildi. 23. Tümen'e de vekâleten komuta etmekteydi. Balkan Savaşları sırasında Pisani tepesini korumakla görevlendirilmiş, muharebe esnasında kalçasından ağır yaralanmıştır. 

Lojistik ve yiyecek sıkıntısı içindeki Yanya Kalesi'nin, 6 Mart 1913'te Esad Paşa tarafından Yunanlara teslim edilmesi üzerine savunmanın devam ettiği Pisani tepesi de teslim alınmıştır. Bir anlamda esir düşen ve tedavisi Atina'nın Kifisya bölgesinde yapılan Ali Fuat Bey, bu sebeple İkinci Balkan Savaşı'na katılamamıştır. 

1 Mart 1914'te ise Birinci Balkan Savaşı'na katkıları sebebiyle rütbesi Kaymakamlık (Yarbay)'a yükseltildi. I. Dünya Savaşı'nın başında tümen komutanı olarak katıldığı Kanal Harekâtı'nda büyük başarılar gösterdi. 

Cemal Paşa komutasında gerçekleşen Kanal Harekatı da İngiliz askerlerini Mısır'da bağlayarak, batı cephesine yardım etmelerine engel olmak amacıyla yapılmıştır. Bu harekâtta görev alması istenilen Yarbay Ali Fuat Bey, 25. Tümenin başına getirilmiştir. Daha sonrasında ise görevi genişletilerek; 8. Kolordu kurmay başkanlığı görevinde bulundu. 

Birinci Kanal Harekâtı'nda 30.000 kadar Osmanlı askeri görev almıştır. Bu askerler Fuat Bey'in önceden yaptığı keşfe uygun olarak, Sille'ye kadar demiryolu ile taşınmış, buradan 300 km'si çöl olan 450 km'lik yol yürünerek Süveyş Kanalı önlerine ulaşılmıştır. 

3 Şubat 1915 gece yarısı Süveyş Kanalı'na taarruz edilmiştir ancak, İngiliz tahkimatı karşısında Türk birlikleri başarılı olamadılar. Doğu Anadolu cephesinde Mustafa Kemal Paşa'nın emrindeki 16. Kolordu'da 5. Tümen komutanlığı yaptı.

Savaşın Bolayır Cephesi'nde geçeceğini öngören ve Ali Fuat Bey'in 25. Tümeni'ni de 29 Ağustos 1915'te Saros - Bolayır bölgesine göndertip, tüm yığınağı da buna göre düzenleyen Liman von Sanders komutasındaki Yıldırım Orduları Grubu'nun, Edmund Allenby komutasındaki İngiliz ordusu karşısında hezimete uğramasından sonra Yıldırım Orduları, Halep'in kuzeyine kadar çekilmek zorunda kaldı. 

Bulgaristan'ın 29 Eylül'de savaştan çekilmesi sonucu Osmanlı Devleti'nin müttefikleriyle karayolu bağlantısı kopmuş, İtilaf Devletleri'ne Balkanlar'dan İstanbul'a yürüme imkanı doğmuştu. Bunun üzerine Osmanlı İmparatorluğu 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi'ni imzalamak zorunda kaldı. 

Mondros Mütarekesi gereği Osmanlı Ordusu'ndaki Alman subaylarının ülkelerine dönmeleri gerekiyordu. 31 Ekim'de Yıldırım Ordular Grubu Komutanı Liman von Sanders, görevini Mustafa Kemal Paşa'ya devretti. 

Mustafa Kemal Paşa İstanbul'a dönmeden önce Ali Fuat Paşa'nın komutasındaki 20. Kolordu'yu terhis etmedi. Ali Fuat Paşa, teçhizatlı 20. Kolordu'yu Mustafa Kemal Paşa'nın emriyle önce Konya'ya, sonra da Ankara'ya getirdi.

1919 yılında Türkiye işgal edilirken Anadolu'da bağımsız olan iki kolordudan biri Ankara'da Ali Fuat Paşa komutasında, diğeri ise Erzurum'da Kâzım Karabekir komutasındaydı. 

Ali Fuat Paşa'nın emriyle 20. Kolordu birlikleri İzmit ve Adapazarı üzerinden Bilecik ve Eskişehir istikametine ilerleyen İngiliz kuvvetlerine Geyve yakınlarında, hâlen adı Alifuatpaşa, Geyve istasyonu olan mevkide ateş açarak onları durdurup geri püskürttü ve Türk Kurtuluş Savaşı'nı fiilen başlatan ilk komutan oldu. 

Daha sonra Mustafa Kemal Paşa Samsun'a çıktıktan sonra Erzurum Kongresi'ne gitmeden Amasya'da Ali Fuat Paşa ile görüşerek Amasya Tamimi'ni birlikte imzalayıp ilan ettiler.

Kurtuluş Savaşı'nın ilk döneminde 20. Kolordu ve Garp Cephesi komutanlığı yaptı. İzmit ve çevresinde Yunan ve İngilizlere karşı savaştı. İstanbul Hükûmeti'nin dahiliye nazırı Ali Kemal, Mustafa Kemal Paşa'nın yetkisiz olduğunu bir genelgeyle açıklayınca Ali Fuat Paşa da kendi bölgesindeki valilere ve mutasarrıflara kendisinden gelecek emirlere göre hareket edilmesini bildirdi. 

Ayrıca her tarafta Müdafaa-i Hukuk ve Reddi İlhak Cemiyetlerinin kurulacağını ilgililere hatırlattı. Bu çabaları takdirle karşılandığı için Sivas Kongresi sonrasında Umum Kuvâ-yi Milliye komutanı olarak görevlendirildi.

Büyükelçilik görevi

"Umum Kuvâ-yi Milliye Komutanı" olarak Kuvâ-yi Seyyare Komutanı Çerkez Ethem ile birlikte Yunan işgaline karşı 1920 Ekim ayı sonunda Gediz harekâtını yaptı. Taarruz planını Genelkurmay Başkanı Miralay İsmet Bey kabul etmese de TBMM kuvvetleri ağır zayiatlar verdikten sonra Gediz'i geri alarak İzmir'in İşgali'nden sonra ilk defa Yunanların işgal ettikleri bir bölgeden geri çekilmelerini sağladı. Harekâtın bitiminde Kuvâ-yi Milliye Komutanlığı lağvedildi ve Umum Kuvâ-yi Milliye Komutanı olan Mirliva Ali Fuat Paşa, Moskova Büyükelçiliği'ne tayin edildi. Yerine kurulan iki komutanlıktan "Batı Cephesi Komutanlığı"na Albay İsmet Bey, "Güney Cephesi Komutanlığı"na ise Mirliva Refet Paşa tayin edildi.

Mustafa Kemal Paşa'nın talimatını yerine getirmek ve hâlen gizli tutulan ve onun Lenin'e yazdığı mektubu vererek Sovyetler Birliği ile sınır tespit etmekle yükümlü olduğu bu görevi sırasında Kâzım Karabekir komutasındaki TBMM orduları Eylül 1920'de Sarıkamış, Kars, Ardahan, Artvin ve Batum'u geri alırken Moskova'da Lenin ve Stalin'e, Türk Ordusu'nun Menşeviklere karşı savaşarak aslında Bolşeviklere de yardımcı olduğunu söyleyip teskin ediyordu. 16 Mart 1921 tarihinde TBMM sefiri olarak Sovyetler Birliği ile Moskova Antlaşması'nı imzaladı; böylece hem TBMM ilk defa bir yabancı devlet tarafından tanınmış oldu, hem de Türkiye'nin kuzeydoğu sınırları tespit edildi.

Siyasi hayatı

10 Mayıs 1921 tarihinde Ankara'ya dönerek BMM'de siyasi çalışmalarına başladı. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti başkanlığını yaptı. 1923 yılında Konya'da 2. Ordu müfettişliği görevine getirildi, bu dönemde meclisteki görevinden süresiz izinli sayıldı. Bir yıl sonra ordu müfettişliği görevinden istifa ederek meclisteki görevine Ankara milletvekili olarak devam etti.

1925 yılında Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk muhalefet partisi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kurucuları arasında yer aldı. 1926 yılında İzmir Suikastı dolayısıyla İstiklal Savaşı'nı birlikte başlattıkları Kâzım Karabekir, Rauf Orbay ve Refet Bele paşalarla birlikte tutuklandı, yargılandı ve beraat etti. 1 Ekim 1927 tarihinde TBMM'nin ikinci dönemi sona erince milletvekilliği de sona erdi. Ayrıca ordu açığında iken 5 Aralık 1927 tarihinde askerlikten de emekliye sevk edildi.

İkinci dönem siyasi hayatı Mustafa Kemal ile barışmasından sonra 1931 yılında Konya milletvekili seçilmesiyle başladı. İsmet İnönü cumhurbaşkanı olduktan sonra 1939-1943 yılları arasında bayındırlık bakanlığı, 1948 yılında TBMM başkanlığı ve 1943-1946 yılları arasında ulaştırma bakanlığı yaptı.

Aynı yıl TBMM başkanlığından ve Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa ederek Demokrat Parti'ye geçti. 1950 seçimlerinde Demokrat Parti'nin eline büyük zafer geçti. Ali Fuad Eskişehir'den milletvekili seçilmiş ve Cumhurbaşkanı adayı olduğuna karar kılınmıştır. Fakat karar değişince ve Celal Bayar'ın Cumhurbaşkanı olması münasip görülünce, Cebesoy'un Savunma Bakanı sıfatıyla Kabineye alınması arzu edildi. Ama Cebesoy kararın değişmesinden dolayı çok küskün oldu, Savunma Bakanlığı'nın lakırdısını bile ettirmedi.

1954 ve 1957 seçimlerinde İstanbul'dan milletvekili seçildi. 27 Mayıs Darbesi sırasında tutuklanarak Yassıada mahkemelerinde yargılandı. Serbest kaldı.

I., II. Dönem Ankara, IV., V., VI., VII., VIII. Dönem Konya, IX. Dönem Eskişehir, X., XI. Dönem İstanbul milletvekilliği yaptı.

Ölümü

10 Ocak 1968 tarihinde İstanbul'da hayatını kaybetti. Hiç evlenmemişti. Sakarya’nın Geyve ilçesi adını verdiği eski belde Alifuatpaşa mahallesinde Merkez Camii'nin avlusunda gömülüdür. Ailesi yerinde kalmasını istediğinden Ankara'daki Devlet Mezarlığı'na nakledilmemiştir. Aynı beldedeki müzede kendisine ait kişisel eşyalar, fotoğraflar ve dokümanlar mevcuttur.

Yazdığı eserler

  • Birüssebi - Gazze Meydan Muharebesi ve 20. Kolordu (1938)
  • Millî Mücadele Hatıratı (1953)
  • Moskova Hatıraları (1955)
  • Siyasi Hatıralar (I. cilt: 1957, II. cilt: 1960)
  • Mektep Arkadaşım Atatürk (1967)
  • Mustafa Kemal - Millî Lider
  • Sınıf Arkadaşım Atatürk

27 Şubat 2025 Perşembe

Sofu-zade (Sofi-zade) Feyzullah Efendi

Sofu-zade (Sofi-zade) Feyzullah Efendi 

Mustafa Kemal Atatürk'ün anne tarafından dedesi, zübeyde hanım'ın babası. II. Mehmet zamanında, dönemin İskan ve Türkleştirme politikaları sonucu Karaman'dan Selanik-Langaza bölgesine yerleştirilen Sofu ağa soyundandır. sofuzade ön adını buradan almıştır. 

Türkmen'dir, Kızı Zübeyde'nin okuma-yazma öğrenmesine ve hatta ailede Zübeyde molla adıyla tanınacak kadar bilgili yetişmesine katkı sağladığından; dolaylı yoldan Mustafa Kemal'in vizyonunun oluşmasında payı olduğunu söyleyebiliriz.

Atatürk'ün Dedesi Kızıl Ahmet Efendi

Mustafa Kemal Atatürk, 1881 (Rumi 1296) yılında Selanik'te Koca Kasım Paşa Mahallesi Islahhane Caddesi'nde bugün müze olan üç katlı bir evde dünyaya geldi. 

Babası o sırada kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi, Kızıl Hafız Ahmet Efendi; anne tarafından dedesi ise, Sofu-zade (Sofi-zade) Feyzullah Efendi'dir. 

Atatürk'ün Dedesi Kızıl Ahmet Efendinin adı "Kızıl" lakabı "Karaman" şehrinin "kızıllar kasabası"ndan gelmektedir. Başka bir kaynağa göre; Müslüman Oğuz Türk'ü Yörük Türkmen boylarından oluşan ailelerinin kimler olduğunu kayıtlarda belirtmektedir. Bu kayıtlarda, Ulu Önder Atatürk'ün atalarının, Anadolu'dan Konya ve Aydın yöresinden geldiği yazılmaktadır. 

Atatürk'ün dedeleri; Anadolu'dan Rumeli'ye gidip, Makedonya'nın Manastır Vilayeti'nin derbei bala sancağına bağlı bulunan Kocacık Nahiyesine yerleşen ailelerden olan Hafız Ahmet Alüş Efendi derlerdi.Kocacık Nahiyesinin tamamen Türk'tür. 

Atatürk kocacık Nahiyesine yerleşen ailelerden olan Hafız Ahmet Efendi'nin torunudur. Hafız Ahmet Efendi'nin saçları kırmızı olduğu için adına "Kırmızı Hafız Efendi" derlerdi. Ulu Önder Atatürk'ün dedesi kırmızı Hafız Efendi kocacık Nahiyesinde ilkokul eğitmenliği yapmakta idi.

26 Şubat 2025 Çarşamba

Afet İnan

Öğretmen, tarihçi ve sosyoloji profesörü. Atatürk' ün manevi kızıdır. Cumhuriyetin ilk tarih profesörlerinden birisidir. Türk Tarih Kurumu'nun asbaşkanlığını yapmıştır. Türk Tarih Tezi’ni ortaya koyan tarihçiler arasında yer alır. 

Afet İnan, 30 Ekim 1908 tarihinde Selanik’in Doyran ( Doirani) kasabasında doğmuştur. Babası orman memuru İsmail Hakkı Uzmay Şumnu, annesi Doyran Müderrisi Emrullah Efendi’nin torunu olan Şehdane Hanım’dır. 

Ailesi Balkan Savaşları’ndan sonra Anadolu'ya taşındı. Babası Anadolunun bir çok yerlerinde orman memuru, müfettişi ve müdürü olarak çalışmış ve daha sonra Bolu Milletvekilliğine seçilmiştir.

(Babasının görevi nedeniyle) sürekli tayinler sebebiyle yer değiştirdiğinden, ilk öğrenimini Adapazarı, Ankara, Mihallıççık (Eskişehir) ve Biga'da yapmıştır. 1920'de altı yıllık ilkokul diplomasını aldı. 

Bursa' da okuduğu Kız Öğretmen okulundan 1925 te mezun olmuş; İzmir'de Redd-i İlhak İlkokulu'nda göreve başlamıştır. İzmir'de öğretmenlik yaparken Atatürk ile tanışma fırsatı bulunca; Mustafa Kemal Atatürk tarafından Fransızca öğrenmesi için İsviçre'nin Lozan şehrine gönderilmiştir.

Afet Hanım, 1925 yılında Redd-i İlhak İlkokulu'nda yeni göreve başladığı sırada bir çay ziyaretinde cumhurbaşkanı Atatürk ile tanışma fırsatı buldu. Annesinin ailesinin Selanik'in Doyran kasabasından olması nedeniyle cumhurbaşkanının ilgisini çekti ve Atatürk ertesi gün ailesiyle tanıştı. 

Gazi Paşa'ya öğrenimini sürdürmek ve yabancı dil öğrenmek istediğini açıklamış olan Afet Hanım, kısa bir süre sonra Ankara'ya atandı. Bakanlığın izniyle İsviçre'nin Lozan şehrine Fransızca öğrenmek için gönderildi

1927 de döndükten sonra bir süre İstanbul Fransız Kız lisesine (Nötre dame de Sion) devam edip öğrenim gördü. 1929 da ortaöğrenim tarih öğretmeni olmak için sınava girmiş, kazanmıştır. Ve Ankara Musiki Muallim mektebinde Tarih ve Yurtbilgisi derslerini okutmak üzere göreve başlamıştır. 1933 ten sonra da Ankara Kız lisesinde görevlendirilir.

Afet İnan, yabancı okullarda okuduğu tarih kitaplarında Türk milleti için kullanılan, barbar ve ikinci derecede ırk deyimleri millî hislerini rencide ettiği için öğretmenlerine itirazda bulunmuştur. Bu kitabı Atatürk'e gösterdiği vakit üzerinde ilgi ile durulmuş ve bu konularda çalışmak üzere tarihçileri bir araya toplayarak vazifeler verilmişti.

Atatürk'ün isteği üzerine 3 Nisan 1930'da Türk Ocağı'nda Türk kadınlarının seçim haklarına ilişkin bir konferans verdi. Bu konferans, Afet İnan'ın verdiği ilk konferanstı. Bu konferans için zamanın en ünlü hatibi Hamdullah Suphi Bey'den dersler alan Afet Hanım'ın giyeceği elbiseyi bizzat Mustafa Kemal ATATÜRK çizmiş ve gömleği için kendi pırlanta kol düğmelerini hediye etmişti.

Afet İnan, 1930 yılında Türk Ocakları Kurultayında Aksaray delegesi olarak tarih üzerinde çalışanlara önem verilmesini teklif etti. Bundan sonra "Türk Tarih ve medeniyetini ilmî bir surette tetkik ve tetebbu eylemek üzere" Türk Tarih heyeti teşkil edilmiş ve orada vazife almıştır. 15 Nisan 1931 de Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti ve 1935 te de Türk Tarih Kurumu adını alan bu teşekkülün. Bir numaralı kurucu üyesi olarak çalışmalara katılmış ve yayınlarda bulunmuştur.

1935 yılında Ankara'da kurulması öngörülen Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde Afet înan'a da öğretim görevi verilmesi teklif edilince kendisi yüksek öğrenimini ve doktorasını yapmadan bunu kabul edemiyeceğini bildirmiştir. Bundan sonra Cenevre Üniversitesi Sosyal ve Ekonomik bilimler fakültesinin yakın çağ ve Modern tarih bölümüne kaydolarak öğrenimine devam etmiştir. 

LÇisans tezi olarak "Türk Osmanlı devrinin ekonomik tarihi" ni sunduktan sonra, bütün derslerin sınavlarını geçmiş ve Temmuz 1938 de mezun olmuştur. Doktora için diğer sınavları da geçerek tez savunmasını yapmış ve Temmuz 1939 da Sosyoloji doktoru unvanını almıştır. 1942 de doçentlik sınavını geçerek bu unvanı ile derslerine devam etmiştir. 1950 de sınavı vererek Profesör olmuştur.

Yurda döndükten sonra Kız lisesindeki derslerine devam etmekle beraber, Dil ve Tarih-Coğrafya fakültesinde Doçent vekili olarak atanmıştır.

1950 den sonraki ders yıllarında Ankara Fen Fakültesi, Hacettepe Üniversitesi, Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Ankara Harp okulunda Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Devrimi konularında dersler vermiştir.

Tarih ve sosyoloji çalışmaları yanında Atatürk’e ilişkin araştırmalar da yapan İnan, bunları kitap olarak yayınladı.

1961-1962 yıllarında İngiltere'de incelemeler yaptı. 1955-1979 arasında da UNESCO Türkiye Milli Komisyonu’nda Türk Tarih Kurumu’nu temsil etti. Ankara Üniversitesi Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Devrim Tarihi kürsüsü başkanlığını yaptı, 1977 yılında bu görevde iken kendi isteğiyle emekli oldu.

Üyesi olduğu Uluslararası kuruluşların da dış memleketlerdeki toplantılarında özellikle Türk medeniyet tarihi ve Türk kadın hakları üzerinde tebliğler vermiştir. Türk medeniyetine ve Türk Cumhuriyetine ait kitapları yabancı dillerde yayınlanmıştır. Türk kadın hakları üzerindeki kitabı UNESCO tarafından Fransızca ve İngilizce (1962) olarak yayınlandıktan sonra "Courrier" dergisinde dokuz dile çevrilmiştir.

Atatürk vasiyetnamesinde Afet İnan için; "yaşadığı müddetçe şimdilik (şimdiki halde) ayda 800 lira verilecektir" diye vasiyette bulunmuştur.

1940 yılında kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olan Rıfat İnan ile evlendi. Afet İnan 8 Haziran 1985 günü 76 yaşında Ankara`da yaşamını kaybetti. Arı adında bir kızı, Demir adında bir oğlu vardır.


Eserlerinden Bazıları :
  • Türk Tarihinin Ana Hatları (1930)
  • Mimar Sinan (1937)
  • Türkiye Halkının Antropolojik Karakterleri ve Türkiye Tarihi (1947)
  • Atatürk'ten Hatıralar (1950)
  • "Eski Mısır Tarihi ve Medeniyeti (1956)
  • Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler (1958)
  • Tarih Boyunca Türk Kadınının Hak ve Görevleri (1964)
  • Medeni Bilgiler ve M.Kemal Atatürk'ün El Yazıları (1968)
  • Devletçilik İlkesi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı (1972)
  • İzmir İktisat Kongresi, 1923 (1982)
  • Mustafa Kemal Atatürk'ün Karlsbad Hatıraları
Kurucusu ve Üyesi Olduğu Dernekler:
  • Türkiye'deki Dernekler:
  • Türk Tarih Kurumu (kurucu ve yönetici)
  • Çocuk Haklarını Koruma Derneği (kurucu)
  • Türk Kadının Sosyal Hayatı Tetkik Kurumu
  • Milli Kütüphane’ye Yardım Derneği
Yurtdışındaki Dernekler :
  • Cenevre Tarih ve Arkeoloji Topluluğu (Cenevre, 1936)
  • Uluslararası Antropoloji Enstitüsü (Paris, 1937)
  • Uluslararası Kadınlar Birliği (Kopenhag)
  • Avrupa Kültürü Cemiyeti (Venedik, 1957)

25 Şubat 2025 Salı

Latife Hanım

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün eşidir.

29 Ocak 1923 - 5 Ağustos 1925 tarihleri arasında yaklaşık olarak 2,5 yıl boyunca Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile evli kalmıştır.

Latife Hanım 17 Haziran 1898 yılında İzmir'de doğdu. İzmir’in tanınmış ailelerinden Uşak kökenli Uşâkizâde (sonra Uşşaklı) Muammer Bey ile Adeviye Hanım'ın kızı olarak bilinmektedir. Memlekette İzmir Lisesi’ni bitirdikten sonra, Paris’te Sorbonne Üniversitesi’nde Hukuk Eğitimi almış ayrıca Londra’da dil öğrenimi görmüştür ve Kurtuluş Savaşı bitmeden Türkiye’ye dönmüştür.

11 Eylül 1922’de tanışan Mustafa Kemal Atatürk ile Latife Hanım,   29 Ocak 1923’de Muammer bey’in evinde sade bir nikahla evlenmişlerdir.

Latife Hanım, Mustafa Kemal Atatürk ile evliliği süresi içerisinde modern ve medeni Türk kadınının simgesi olma görevini  üstlenmiş, yeni devletin başkenti Ankara’ya gelerek Çankaya’da ilk Cumhurbaşkanlığı köşkü olarak belirlenen Kuleli Köşke (günümüzde Atatürk Müzesi olarak kullanılan bugünkü adıyla Eski Köşke) taşınmıştır. 

Latife Hanım taşıdığı bu misyona paralel olarak Mustafa Kemal’in isteği üzerine TBMM’deki oturumları izlemeye gitmiş ve böylelikle o dönemde TBMM’ye giren ilk Türk kadını olmuştur. Pek çok yurt gezisinde yine eşine eşlik etmiştir.

1925 yazında Doğu Anadolu gezisinde aralarında geçen tatsız bir tartışmadan sonra Latife Hanım ve Atatürk boşanmış, boşanma haberi, 5 Ağustos 1925 günü radyoda yayımlanan bir hükümet bildirisi ile duyurulmuştur.

Ölümüne kadar İzmir'de ve İstanbul'da yaşayan Latife Hanım, 12 Temmuz 1975’te İstanbul’da 77 yaşındayken göğüs kanserinden hayatını kaybetmiştir. 

Dönemin İstanbul Valisi Namık Kemal Şentürk'ün gayretiyle kara, hava ve deniz birliklerinden oluşan bir şeref kıtasının katıldığı cenazesi Teşvikiye Camisi'nden kaldırılarak,  Edirnekapı Şehitliği’ndeki aile mezarlığına defnedilmiştir. 

Ölümünden önce anıları ve sakladığı kıymetli bazı belgeleri Türk Tarih Kurumu'na bağışlamıştır. İzmir'de ailesi tarafından yaptırılarak daha sonradan Latife Hanım'ın mülkiyetine geçmiş iki köşk bulunmaktadır. 

Bunlardan Göztepe'deki İzmir Özel Türk Koleji kampüsü içindeki aile malikânesi bugün müze olarak hizmet vermektedir. Karşıyaka Belediyesi tarafından restore edilen Karşıyaka'daki ikinci köşkten ise günümüzde kültürel manada yararlanılmaktadır. 

Zehra Aylin

Zehra Aylin (d. 1912, Amasya – ö. 19 Kasım 1935, Amiens), Atatürk'ün manevi kızlarından birisidir.

1924 yılında Atatürk’ün ilk manevi kızı olarak Çankaya Köşkü’ne girmiş; çok genç yaşta trenden düşerek hayatını kaybetmiştir.

1912’de Amasya’da dünyaya geldi. Asıl adının Zühre olduğu, sonradan Zehra’ya çevrildiği düşünülür.. Babasını 1916, annesini 1917 yılında kaybetti. 1913 doğumlu Nuriye isimli bir kız kardeşi vardı.

Eşi Latife Hanım'la birlikte Amasya’da ziyarette bulunan Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa ile Amasya gelişlerinin ikinci günü olan 25 Eylül 1924’te ziyaret ettikleri Darül-Eytam Yurdu’nda tanıştı. Mustafa Kemal’in ailesine “ilk manevi kızı” olarak katılarak Ankara’ya getirildi. 1925’te Konya’dan Rukiye Bursa’dan Sabiha ve İzmir’den Afet, 1927’de İstanbul’dan Nebile ve Fikriye ailenin yeni manevi evlatları oldu.

İlköğrenimini Ankara'da, Çankaya Köşkü'nün bahçesindekiki odalı ve iki dershaneli özel bir okulda tamamladı. Bu okuldaki derslere manevi kızkardeşleri Sabiha ve Rukiye ile Kılıç Ali Bey’in, Fuat Bulca’nın ve Salih Bozok’un çocukları giriyorlardı.

Ortaöğrenim için manevi kızkardeşi Sabiha ile birlikte İstanbul'a, Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'ne (bugünkü adıyla Robert Kolej) gitti. Bir süre Sabiha ile birlikte havacılığa merak sardı ancak ilgisi devam etmedi. 

Soyadı kanunu ile Aylin soyadını aldı. Kolejden mezun olduktan sonra yüksek öğrenim için Londra'da Saint Hilda College’e gönderildi. Ancak bir dönemlik eğitimden sonra yurda dönmek istedi. 

Eğitimini tamamlamayıp diplomasını aldıktan sonra yurda dönmesini isteyen manevi babası Atatürk, Zehra'nın hastalığı üzerine bir süre için Türkiye'ye gelmesine izin verince 1935 yılı sonunda Türkiye'ye doğru yola çıktı.

Londra'dan gemi ile Fransa'ya geldikten sonra Paris ekspresine binen Zehra, Amiens civarında trenden düşerek hayatını kaybetti. Amiens'te yapılan törenin ardından cenazesi İstanbul'a getirildi, 21 Kasım 1935’te Maçka Mezarlığı'na defnedildi. 

Ölümü gazetelerde büyük yer tutmuş, intihar ettiği söylentileri yayılmış; bu söylentileri Atatürk'ün bir diğer manevi kızı olan Sabiha Gökçen yalanlamıştır. 

İSMET İNÖNÜ, ALMAN TELEVİZYONU’NUN ATATÜRK’E VE TÜRK DEVRİMİ’NE İLİŞKİN SORULARINI CEVAPLIYOR

İSMET İNÖNÜ, ALMAN TELEVİZYONU’NUN ATATÜRK’E VE TÜRK DEVRİMİ’NE İLİŞKİN SORULARINI CEVAPLIYOR (BASINIMIZDA BİLİNMEYEN BİR SÖYLEŞİ) Prof. Dr....