27 Mart 2025 Perşembe
Ankara Hükûmeti
26 Mart 2025 Çarşamba
Türk Kurtuluş Savaşı
Türk Kurtuluş Savaşı (Osmanlıca: قورتولوش صاواشى, romanize: Kurtuluş Savaşı), I. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu'nun İtilaf Devletleri'nce işgali sonucunda Mîsâk-ı Millî sınırları içinde ülke bütünlüğünü korumak için 1919-1922 yılları arasında gerçekleştirilen çok cepheli siyasi ve askeri mücadeledir.
Batı Anadolu'da İtilaf Devletleri'nin harekete geçirdikleri Yunan ordusuna; güneyde Fransız ordusuna; doğuda Ermenistan'ın kuvvetlerine; İstanbul rejimine sadık milislere, feodal güçlere ve ayrılıkçılara karşı savaşılmıştır.
Bu mücadelenin Batı Cephesi Yunan millî belleğine "Küçük Asya Felaketi" adıyla kazınmıştır. Savaş sırasında Yunan ve Ermeni kuvvetleri, bir etnik temizlik harekâtı olarak, Türk halkına karşı katliamlar, yağmalar ve tecavüzler gerçekleştirmiştir. Savaş, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla sonuçlanmıştır.
Yunan ordusu, Megali İdea düşüncesiyle eski Yunan topraklarını birleştirmek ve ayrıca İtalyanların bölgeyi işgal etmesini önlemek amacıyla 15 Mayıs 1919'da İzmir'e çıktı.
Bunun üzerine Ekim 1918'de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan hoşnut olmayan ve ülkeyi kurtarmanın yollarını arayan Mustafa Kemal Paşa IX. Ordu Müfettişi sıfatıyla 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı ve yurt çapında topyekûn bir direniş gerçekleştirmek için işe girişti.
Bu tarihte Çanakkale ve İstanbul Boğazları ve Trakya İtilaf devletlerinin; Güneydoğu Anadolu ve Akdeniz'deki Mersin, Adana, Maraş, Antep ve Urfa Fransız; Antalya ve Muğla İtalyan işgali altındaydı.
Ermeniler bir yandan Doğu Anadolu'yu işgal ederken bir yandan da güneydoğudaki Fransız birlikleriyle işbirliği yapmaktaydı.
Benzer bir şekilde Eskişehir, Kütahya, Amasya gibi kentlerde İngiliz askerleri bulunmaktaydı. İngiliz kabinesi ise, İmparatorluğunun önemli bir kısmı Müslüman kitleden oluştuğu için, Türkiye'nin parçalanmasının Müslüman coğrafyasında uyandıracağı huzursuzluğu göz önünde bulundurarak, Anadolu'nun parçalanmasını engellemek ve İtalya ile Fransa'yı bölgeden uzaklaştırmak amacıyla, Lord Curzon'un önerisi üzerine, 19 Mayıs 1919'da Anadolu ve Boğazlar boyunca bölge üzerinde ABD mandası teklif edilmesine karar verdi.
ABD'nin bu öneriyi değerlendirme süreci sebebiyle barış müzakereleri Şubat 1920'ye kadar ertelendi. Bu dönemde Mustafa Kemal kongreler düzenleyerek halkı savaşa manen hazırlamakla ve askerî direnişi örgütlemekle uğraştı. Mustafa Kemal önce halktan oluşturulan silahlı müfrezelerle işgali yavaşlatmayı ve böylelikle kazanılan zamanla düzenli ordunun kurulmasını planlamıştı.
Kuvâ-yi Milliye ile yapılan gerilla savaşı tekniği güneyde Fransızlara karşı başarılı olmuştu. Doğu Cephesi'nde ise Kazım Karabekir komutası altındaki XV. Kolordu Ermeni birliklerine karşı başarı gösteriyordu.
Böylelikle Kazım Karabekir komutasındaki ordu Sarıkamış, Kars ve Gümrü'yü ele geçirdi ve 3 Aralık 1920'de Gümrü Antlaşması imzalandı. Batı Cephesi'nde ise Kuvâ-yi Milliye birlikleri Yunanları yenebilecek kabiliyette olmasa da onları oyalamaktaydı.
22 Haziran 1920 tarihinde Yunanların Gediz taarruzu, düzenli ordunun gerekliliğini ortaya koydu. Bu sırada Yunan Kralı Aleksandros, bir maymun ısırığı sonucu öldü ve Yunanistan'da Elefterios Venizelos Hükûmeti düştü. Yapılan referandum sonucu ise eski kral Konstantin sürgünden dönerek tekrar tahtına oturdu. Ve bu ani değişim sonucu olarak Yunanistan tüm itilâf desteğini kaybetti.
Bu gelişme üzerine 9 Aralık 1920'de Mustafa Kemal Paşa, Batı Cephesi komutanı Ali Fuat Paşa'yı görevinden azletti ve Batı Cephesini sırasıyla Miralay İsmet Bey ve Miralay Refet Bey tarafından komuta edilmek üzere kuzey ve güney olarak ikiye böldü.
1920 yılının ortalarında ülke çapında gerçekleşen 18 iç isyanın bastırılması düzenli ordunun üstünlüğünü gösterdi. Ocak 1921'de Konstantin'in emriyle yapılan keşif taarruzu Birinci İnönü Muharebesi'nde durduruldu.
Diğer taraftan İtalya ve Fransa ise I. Dünya Savaşı sırasında düşmanca tavırları olan kralın geri dönüşü nedeniyle Yunanistan'a karşı Türkiye'yi destekleme kararı alarak Sevr'in gözden geçirilmesini talep ettiler. Bu talepler sonucu toplanan Londra Konferansı'na Türkiye de davet edildi ve Ankara Hükûmeti'nin ülke çapındaki otoritesi arttı.
Yunanların 23 Şubat 1921'de başlayan Londra Konferansı'ndan bir yarar sağlayamayacaklarını anlamaları üzerine 23 Mart'ta başlayan İkinci İnönü Savaşı gerçekleşti. 1 Nisan'da muharebe Türklerin zaferi ile sonuçlandı.
10 Temmuz'da Kütahya-Eskişehir Muharebeleri gerçekleşti. Muharebe sonrası Afyon, Eskişehir ve Kütahya Yunanların eline geçti ve Türk ordusu Sakarya Nehri'nin doğusuna çekildi. Savaş sonrası TBMM tahkik heyetinin cepheye gönderilmesi kararlaştırıldı.
Meclis heyetinin cepheden dönüşte verdiği rapor sonrası ordunun teçhizat ihtiyacını karşılayabilmek için Tekalif-i Milliye emirleri çıkarıldı. Zaferlerini pekiştirmek isteyen Yunanlar, Sevr Antlaşması'nı kabul ettirmek amacıyla 23 Ağustos'ta taarruza kalktılar.
Yunanlar Ankara'ya 50 kilometre kadar yaklaşsalar da Sakarya Muharebesi onlar için başarısızlıkla sonuçlandı. İtalya, Fransa ve Rusya'nın Ankara'ya verdikleri destek ve İtilaf Devletleri'nin Kasım 1920'den sonra Yunanistan'a uyguladıkları ambargo sonucu zaman Türklerin lehine ve Yunanların aleyhine işliyordu.
Yunan birliklerini Anadolu'dan kesin olarak atmak için Mustafa Kemal Paşa 10 ay boyunca askerleri talim etti ve teçhizat ihtiyacını karşılamak için girişimlerde bulundu. Taarruzun baskın etkisiyle başarıya ulaşması sağlanacaktı.
26 Ağustos 1922'de taarruz başladı ve 30 Ağustos'ta Başkomutanlık Meydan Muharebesi gerçekleştirilerek Yunan birlikleri mağlup edildi. Geri çekilen Yunan birlikleri takip edildi ve Türk ordusu 9 Eylül 1922'de İzmir'e girdi.
18 Eylül itibarıyla Yunanlar Anadolu'dan tamamıyla silinmişti. Türk ordusu Boğazlar ve İstanbul bölgesine yönelince Çanakkale krizi denilen süreçte İtilaf kuvvetleri İstanbul'dan çekilmeye başladılar. Bunun üzerine Trakya'daki Yunan birlikleri de bölgeden çekildi.
11 Ekim 1922'de imzalanan Mudanya Mütarekesi ile fiilen biten savaş, 13 Ekim 1921'de imzalanan Kars Antlaşması ile Doğu Cephesi'yle sınırlı olmak üzere, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması ile ise topyekûn sona ermiştir.
Samsun’a Çıktığım Gün Genel Durum ve Görünüş (Nutuk)
Samsun’a Çıktığım Gün Genel Durum ve Görünüş
1919 yılı Mayısının Ondokuzuncu Günü Samsun’a Çıktım. Ülkenin Genel Durumu ve Görünüşü Şöyleydi: Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu grup, I. Dünya Savaşı‘nda yenilmiş, Osmanlı Ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış, Büyük Savaş’ın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda.
Milleti ve memleketi I. Dünya Savaşı‘na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat, Hilâfet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta.
Damat Ferit Paşa’nın başkanlığı‘ndaki hükûmet âciz, haysiyetsiz ve korkak. Yalnız, Padişahın iradesine boyun eğmekte ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razı. Ordunun elinden silâhları ve cephanesi alınmış ve alınmakta…
İtilâf Devletleri, Ateşkes Anlaşmasının hükümlerine uymayı gerekli bulmuyorlar. Birer bahane ile İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul’da, Adana ili Fransızlar; Ur-
22 Mart 2025 Cumartesi
Çanakkale'de Kaybolan İngiliz Taburu
Çanakkale Savaşı insanlık tarihinin kaydettiği en büyük savaşlardan biridir. 8,5 ay boyunca Boğazın iki yakası adeta bir yeryüzü cehennemine dönüşmüştü. Bu savaşta yarım milyondan fazla asker hayatını kaybetti. Sadece İngiliz ordusunun kaybı 34.000 askerdi. Bu gün bunların 27.000'inin mezarı vardır.
Yani kaybolan İngiliz askerlerinin sayısı 7000 civarındadır. Fakat savaş bittikten sonra hepsi değil, özellikle 267'si arandı durdu...
Tarih: 10 Ağustos 1915
Yer: Çanakkale
Olaya Şahit Olanlar: Yeni Zelandalı Askerler
Olayı Rapor Edenler: istihkam Eri Künye No: 4/165 F. Reichard, istihkam Eri Künye No: l 3/416 R. Nevnes ve Künye Numarası verilmeyen istihkam Eri J.L. Newman
Olayın Alındığı Yer: "Râtselhafte Phanomene" Dergisi Sayı: 64
İngilizler askeri tarihlerinin en büyük yenilgilerinden birine adım adım yaklaşıyorlardı... İngiliz komutanı Sir Hamilton, korkunç bir yenilgiye uğrayacağını sezmiş, savaşı kazanmanın tek şansını, taze kuvvetlerle birlikte yapılacak büyük bir saldırıda görmüştür.
Kraliyet Norfolk Alayı, taze kuvvetlerin bir parçası olarak 29 Temmuz 1915'de İngiltere'de gemilere bindirildiler. Ve Çanakkale'ye doğru yola çıktılar. Savaşta her şey olabilirdi ama Norfolklular, Çanakkale'de başlarına gelecek olayı asla düşünemezlerdi...
Sir Hamilton, Tekke ve Kavaktepeleri'ne bir gece karanlığında ani ve hızlı bir saldırı yapmayı planlamıştı. Bu is için 12 Ağustos gecesi 54. Tümen ilerlemeye başladı. İçlerinde Norfolklular'ın Tugayı da bulunuyordu. Tepelerin yamacına kadar gelecekler ve şafak sökerken saldırmak üzere hazırlanacaklardı. Fakat, gece yürüyüşünün yapılacağı Küçük Anafartalar Ovası denilen yerde, Türk askerlerinin pusuya yattığı zannediliyordu. Bu yüzden Norfolklular'ın bir Tümeni önden giderek yolu açmak amacıyla, l 2 Ağustos öğleden sonra harekete geçti.
Bu öncü Tümen'in ilerleyişi, tam bir bozgunla sonuçlandı. Gelibolu Savaşı'nda İngilizlerin gösterdiği şaşkınlık ve beceriksizliğin tipik bir örneğini verdiler. Öğleden sonra, saat 4'de topçu desteği başlayacaktı ama 45 dakikalık bir gecikme oldu. Haberleşme hatası yüzünden gecikmeyi öğrenemeyen topçu desteği gereksiz yere, saatinden önce ateşe başladı ve boşuna ateş gücünü harcadı.
Savaş alanı hiç incelenmemişti, İngiliz komutanlarının, arazi hakkında bilgileri yoktu. Hedefleri hakkında tam bir karara varamamışlardı. Haritaların çoğu son anda çalakalem çizilmişti ve yarımadanın diğer tarafını gösteriyordu. Ayrıca Türk kuvvetlerinin gücünden de habersizdiler.
163. Tümen, gün ışığında çıplak ovayı geçmeye çalışmanın bariz bir hata olduğunu anladığında, ancak 900 metre kadar ilerleyebilmişti. 4. Norfolk Taburu onların gerisindeydi. Türkler'in direnci, İngilizlerin tahmin ettiğinden çok daha büyüktü. İngiliz Tümeni'nin büyük bir kısmı yoğun makinalı tüfek atışı altında kaldığı için, olduğu yerde çakılmıştı. Ancak sağ tarafta yer alan 5. Norfolk Taburu daha az bir mukavemetle karşılaştığından ilerlemeye devam etti.
Esrarengiz Bulutun İçine Doğru...
İşte, tam bu sırada, 22 kişilik Yeni Zelanda sahra birliğinin gözleri önünde, Norfolk Alayı'nın 4. Taburu'na bağlı askerler, karşılarındaki tepeye doğru yürümeye başladılar. Tepenin üzeri, ekmek somunu şeklinde beyaz bir bulutla kaplıydı, İngiliz askerleri, yavaş yavaş tepeye yaklaştılar ve bulutun içinde gözden kayboldular. Bulut yüzünden askerler görülmüyordu. Son asker de bulutun içine girdikten sonra, beyaz bulut yavaşça havalanmaya başladı ve rüzgarın aksi yönüne doğru hareket etti. Bulutun hareket etmesiyle birlikte tepenin üstü de, görüş alanına açılmıştı. Ama 4. Norfolk Taburu'ndan hiç bir asker tepede görünmüyordu!...
Komutan Hamilton, İngiliz Savaş Bakanı Lord Kitchener'e gönderdiği telgrafta, olaya şöyle anlattı: "Savaş sırasında, 163. Tümen her bakımdan üstün olduğu bir anda, çok garip bir şey meydana geldi... Türkler'in zayıflamakta olan kuvvetlerine karşı, Albay Sir H. Beauchamp, cesur ve kendinden emin bir subay olarak büyük bir gayretle, hızla ilerledi ve savaşın en önemli kısmı böyle başladı. Mücadele iyice kızışmış ve iyice karışmıştı. Albay, 16 subayı ve 250 askeriyle önüne düşmanı katmış, hızla ilerlemesine devam ediyordu... Daha sonra bunlardan hiç bir haber alınamadı. Ormanlık bölgeye hücum ettikten sonra gözden kayboldular ve sesleri de duyulmadı, içlerinden hiç biri geri dönmedi."
267 kişi hiçbir iz bırakmadan kaybolup gitmişti...
Savaş sonunda bu Tabur kayıp ilan edildi. 1918 yılında Anadolu işgal edildiğinde, İngiltere'nin ilk talebi, bu Tabur'un iadesi olmuştu. Buna karşılık Türkler böyle bir Tabur'un varlığından haberdar olmadıklarını bildirmişlerdi.
Bu Olayın Sonunda Yenilgi Kaçınılmaz Oldu
O gün, öğleden sonra başlayan ilerleyişin başarısızlıkla sonuçlanması, Sir Hamilton'ın savaşı kendi lehine döndürme ümidini de yok etmişti. Böylece, 1915 yılı sonunda Müttefik Kuvvetler, geri çekilerek, büyük bir yenilgiye uğradılar. Gelibolu Savaşı, 8,5 ay sürdü ve 46.000 askerin ölümüyle sonuçlandı. O zamanın savaşları için, bu korkunç bir rakamdı...
50 yıl sonra...
Çanakkale Savaşı'nın bitmesinden 50 yıl sonra, olayın görgü tanıklarından üç Yeni Zelandalı asker ortaya çıktılar ve çok önemli bir açıklama yapmak istediklerini bildirdiler: "Aşağıda anlatılanlar, 12 Ağustos 1915 tarihinde meydana gelmiş garip bir olayın dökümüdür..." sözleriyle başlayan bir rapor sundular. Raporda bu garip olayın ayrıntıları, tüm açıklığıyla anlatılmıştı. Raporlarını: "...Olayın 50. yılında, geç de olsa, aşağıda imzası olan bizler, anlattığımız bu olayın kelimesi kelimesine doğru olduğunu beyan ederiz" sözleriyle bitiriyorlardı...
Olaya Dünya Basını'nda Geniş Bir Şekilde Yer Verildi
Bu savaşta hayatta kalanlar, yaşadıklarını hiç bir zaman unutmadılar. Hatıralarını gelecek kuşaklara anlattılar. Savaşın tarihi yazıldı. Ölenlerin, yaralıların, kaybolanların sayısı tespit edildi.
Şimdi o yılları yaşayan çok az sayıda insan kaldı... O yıllarla ilgili unutulmayan pek çok şey oldu... Fakat tek bir şey, özellikle unutulmadı. O da, Norfolk alayının garip bir şekilde kaybolan askerleriydi..
21 Mart 2025 Cuma
Ahmed Kemaleddin
Ahmed Kemaleddin (1870; Acıbadem, Kadıköy, İstanbul – 13 Temmuz 1927; Ulus, Ankara), 20. yüzyılın başlarındaki çalışmalarıyla tanınan Türk mimar. Birinci Ulusal Mimarlık Akımı'nın Vedat Tek ile birlikte en önde gelen iki isminden biridir.
1870 yılında orta sınıfa mensup bir ailenin tek çocuğu olarak İstanbul'un Acıbadem semtinde dünyaya geldi. Babası Bahriye Miralaylarından Ali Bey, annesi Sadberk Hanım'dır.
İlköğrenimine 1875'te İbrahim Ağa İbtidai Mektebi'nde başladı. Ortaöğrenimini 1881'de babasının görevi dolayısıyla gittikleri Girit'te sürdürdü; bir süre sonra ailesiyle birlikte İstanbul'a döndüler ve orta öğrenimini burada Numune-i Terakki'de (İstanbul Erkek Lisesi) bitirdi. Bu sırada mühendisliğe ilgi duymaya başladı ve 1887'de 17 yaşındayken Hendese-i Mülkiye Mektebi'ne (İstanbul Teknik Üniversitesi) kaydoldu.
Kariyeri
Eğitim kariyeri
Mühendislik eğitimini birincilikle tamamladığı 1891'de, aynı okulda öğretim görevlisi olarak bulunan Alman akademisyen Jachmund'un asistanlığına atandı. Bu görevi dört yıl yürüten Mimar Kemaleddin, bu arada okul dışında özel bürosunu açarak ilk eserlerini tasarlamaya başladı.
1895'te mimarlık eğitimini geliştirmesi amacıyla hocası Jachmund'un desteğiyle ve devlet bursuyla Almanya'ya gönderildi ve Berlin'deki Charlottenburg Teknische Hochschule'ye (teknik yüksek okul, günümüzde Berlin Teknik Üniversitesi) iki yıl devam etti. Daha sonra iki buçuk yıl da çeşitli mimarlık bürolarında çalışarak deneyim kazandı.
1900'de İstanbul'a döndü ve öğretim üyeliğine tekrar başladı. Hocası August Jachmund'un Türkiye'den ayrılmasının ardından, onun verdiği mimarlık derslerini üstlendi.
Teknik kariyeri
1908'de Osmanlı Mimar ve Mühendis Cemiyeti adıyla bu meslek dallarının Türkiye'deki ilk meslek odasını kurmuştur. 1909'da II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesi üzerine İttihat ve Terakkî üyesi olan Halil Hammâde Paşa Evkaf Nazırı olunca, buranın başmimarlığına getirilen Kemaleddin Bey de yeni kurulan İnşaat ve Tamirat Müdürlüğü’ne tayin edildi. "Şark Demiryolları Şirketi" adına dört tren istasyonu tasarladı.
Bu şirket için ilk olarak Filibe Garı’nı tasarlayan mimar bu yapıda gösterdiği başarı nedeniyle, Selanik ve Edirne Garlarını tasarlamakla görevlendirilmiş, Selânik Garı’nın yalnızca temelleri atılmış, Edirne Garı ise genel olarak 1914'e kadar bitirilmiştir.
Edirne de yapımına 1908 yılında başlanan Ticaret Lisesini tasarladı. Okul binası 1910 yılında Terakki Kız Mektebi adı ile öğrenime başlamıştır. Mimarın tasarladığı diğer istasyon olan Sofya Garı’nın II. Meşrutiyet'ten önce gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.
Günümüzde Trakya Üniversitesi rektörlük binası olarak hizmet veren Edirne Garı’nın kesin tasarım yılı saptanamamışsa da, tasarımının II. Meşrutiyet’in ilk yıllarında tamamlandığı, inşaata Balkan Savaşı’ndan önce 1911-1912’de veya savaştan ve Edirne’nin geri alınmasından sonra 1913'te başlandığı, yapının 1914'te savaş nedeniyle yarım kaldığı, ancak Cumhuriyet’ten sonra, 1930’da işletmeye açılabildiği bilinmektedir.
Tarihi yapıların restorasyonu ve yeni yapıların tasarımıyla ilgilendiği bu dönemde, Osmanlı mimarisinin ilkelerini inceledi ve kendi mimari üslubunu şekillendirdi ve ulusal mimari konusundaki düşüncelerini geliştirdi.
1910’ların başından ölümüne kadar yoğun bir tempoda çalışarak, hem Türkiye’de, yoğunluklu olarak da İstanbul'da, hem de yurtdışında eserler verdi ve mimari çalışmalarında bulundu. Mescid-i Aksa'nın restorasyonu çalışmaları için bir süre için Kudüs'te kaldı ve Türkiye'ye dönüşünde yeni başkent Ankara'da kurulan yeni yapılar üzerinde yoğunlaştı.
Ölümü
Mimar Kemaleddin, 13 Temmuz 1927 tarihinde Ankara'da beyin kanaması sonucu öldü.
Mezarı Bayezid Camii haziresinde bulunmakta olup, 2007'de yeniden düzenlenerek anısına bir mezar anıtı eklenmiştir.
Mimari üzerine görüşlerini de içeren notları İlhan Tekeli tarafından 1997 yılında "Mimar Kemalettin'in yazdıkları" başlığı altında kitaplaştırılmıştır. Mimar Kemaleddin, besteci İlhan Mimaroğlu'nun babasıdır.
Mimar Kemaleddin Bey, 16. yüzyılda yaşamış ve Beyazıt Camii'nin mimarlarından biri olması muhtemel meslektaşı Kemaleddin ile karıştırılmamalıdır.
Eserleri ve çalışmalarından bazıları
Ahmet Cevat Paşa Türbesi inşaatı
Ali Rıza Paşa Türbesi inşaatı
Ankara Evkaf Apartmanı inşaatı (Yapımı sırasında vefat etmiştir)
Bandırma Haydar Çavuş Camii'nin yeniden inşası[4]
Bebek Camii inşaatı
Bostancı Camii inşaatı
Çamlıca Kız Lisesi inşaatı
Çapa Fen Lisesi binasının inşaatı
Edirne Gar Binası onarımı
Eski Çukurcuma Hanı, şimdiki Corinne Hotel inşası (1911)
Eyüp Anadolu Lisesi'nın inşaatı
Fethiye Camii Koca Sinan Paşa Medresesi restorasyonu
Filibe Gar Binası
Gazi Eğitim Enstitüsü binası inşaatı
Gazi Osman Paşa Türbesi inşaatı
Gazi Üniversitesi Rektörlük Binası inşaatı
Hüsnü Paşa Türbesi inşaatı
İstanbul Birinci, İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Vakıf Hanları inşaatı
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanesi
Kamer Hatun Camii, Beyoğlu
Kudüs Mescid-i Aksa restorasyonu projelendirmesi (1922–1926)[5]
Mahmut Şevket Paşa Türbesi inşaatı
Reşadiye Mektebi (günümüzde Eyüpsultan Ortaokulu) inşaatı
Şemsipaşa İlköğretim Okulu'nun inşaatı
Tayyare Apartmanları, Laleli
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları Müdürlüğü binası inşaatı
Sultan Reşad Türbesi inşaatı
Vedat Tek tarafından başlatılan Ankara Palas projesinin son şeklini vererek tamamlanması
Yeşilköy Mecidiye Camii
Mirası
₺20 banknotu üzerinde Mimar Kemaleddin portresi ve inşa ettiği Gazi Üniversitesi Rektörlük Binası
1 Ocak 2009'dan itibaren dolaşıma girmiş olan ₺20 banknotlarının arka yüzünde, Mimar Kemaleddin'in bir portresi ile başlıca yapıtlarından biri olan Gazi Üniversitesi Rektörlük Binası yer alır.
Yaşamı ve Ankara Palas'ı yapım süreci, Ankara Palas’ın Merdivenleri (2023) adlı çizgi romana konu olmuştur.
Mehmet Vedat Tek
Mehmet Vedat Tek (1873, İstanbul - 1942, İstanbul), Türk bir mimardı. 20. yüzyılın başlarındaki çalışmalarıyla tanınmakta ve Birinci Ulusal Mimarlık Akımı'nın Mimar Kemaleddin ile birlikte en önde gelen iki isminden biridir.
Türkiye'nin formel eğitim görmüş ilk Türk mimarı olarak tanınır. Sirkeci'deki Büyük Postane'den Ankara'da İkinci Meclis binası ve Ankara Palas'a; Kastamonu Hükûmet Konağı'ndan Haydarpaşa Vapur İskelesi'ne kadar Osmanlı'nın son dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarının pek çok önemli yapısına imza atmıştır. Sanayi Nefise Mektebi'nin ilk Türk hocalarından biridir. Şair ve bestekâr Leyla Saz Hanım’ın oğlu, eski bakan İsmail Hakkı Arar'ın dayısıdır.
Yaşamı
Ailesi ve öğrenim hayatı
1873 yılında İstanbul'da “Sırrı Paşazade Mehmet Vedad” olarak dünyaya geldi. Annesi, şair ve bestekâr Leyla Saz Hanım, babası Trabzon, Diyarbakır, Adana ve Bağdat valiliği yapan ünlü vezir Giritli Sırrı Paşa'dır. Üç kardeşinden, Yusuf Razi (Bel) Paris'te inşaat mühendisliği okumuş, İstanbul Şehreminliği, "Posta Telgraf Nazırlığı" ve "Nafia Nazırlığı" yapmıştır. Piyanist olan kızkardeşi Nezihe (Beler), batı musikisi besteleri yapmıştır. Üçüncü kardeşi ise elektrik mühendisiydi.
Vedat Bey, orta öğrenimini Mekteb-i Sultanî'de yaptıktan sonra eğitimine Fransa'da devam etti. Önce École Monge'u bitirdi; ardından Julian Akademisi'nde resim ve heykel kurslarına katıldı. Bir süre École Centrale'da mühendislik derslerini izledikten sonra Paris Güzel Sanatlar Yüksekokulu'nun sınavına girdi. 300 kişi arasından 9. olarak, 1893 yılında, ünlü mimar Moyaux'un atölyesinde mimarlık eğitimine başladı.
Mimarlık eğitimini tamamladıktan sonra ünlü ve geleneksel Roma Ödülü bursuna başvurmak istedi. Fransız olmadığı için kabul edilmediği yarışmaya, katılmak için 1895'te Fransa Devlet Başkanı'nın özel izni ile katılabildi ve çalışması Légion d'honneur Nişanı ile ödüllendirildi; bir yıl Roma'da öğrenim gördü.
Meslek hayatı
1897'de Türkiye'ye döndü. Sirkeci'de bir yazıhane açtı;Mimar Kemalettin Bey ile birlikte Türk mimarisine yeni bir milli kimlik kazandırma çabalarına girişti. O güne kadar mimarlık hizmeti yerli gayri-müslüm azınlık ile İtalyan ve Fransızların elinde olduğundan, bir Türk'ün mimarlık bürosu açması toplumda hayretle karşılanmıştı. Vedat Bey, Türklerin mimarlık mesleğini beceremeyeceği koşullanmasını yok etmek için özel bir çaba harcadı.
Serbest mimarlığı sürdürürken 1899'da İstanbul Şehremaneti mimarlığına getirildi, Cemil Topuzlu Paşa'nın şehreminliği süresince “Heyet-i Fenniye Reisi” olarak çalıştı. Ertesi yıl Sanayi-i Nefise Mektebi'nde mimarlık tarihi dersleri verdi.
1900 yılında Musa Kazım Bey'in kızı Firdevs (Dino) Hanım ile evlenen Vedat Bey, bu evlilikten dört çocuk (Nihat Vedat Tek, Selime Yekta Işıtan, Saadet Ejder, Belkıs) sahibi olmuştur.
O yıllarda II. Abdülhamit'in 25. tahta çıkma yıldönümü dolayısıyla imparatorlukta büyük bir yapım faaliyeti başlamıştı. Bu kapsamda Zeynep Hanım Konağı’nın “Darü’l Hayr” olarak yeniden düzenlenmesi işi Vedat Bey’e verildi. Yapılacak okula, 93 Harbi’nde şehit düşen askerlerin çocukları alınacak ve bir sanat sahibi olmaları sağlanacaktı. Vedat Bey, konağın dönüşümünü gerçekleştirdi.
Darü’l Hayr’ın düzenlenmesinin ardından geçmişte babasının da valilik yaptığı Kastamonu’da Hükümet Konağı’nı tasarladı. Bu yapı, Mimar Vedad'ın "milli mimari" olarak adlandırılan üslubun özellikleri atfedilebilecek ilk yapısıdır.
Posta Telgraf Nezareti mimarlığı
Gerek Darü'l Hayr kurulması için gösterdiği çabalar, gerekse Kastamonu Hükümet Konağı için gerçekleştirdiği proje sayesinde gözde bir mimar haline geldi ve 1905'te Posta Telgraf Nezareti mimarlığı görevine getirildi. Postane-i Amire'nin yapım işi kendisine verildi. 1905-1909 arasında inşası süren bu bina, hayatının en önemli projesi idi. Kendisine "Legion d'Honneur"; "Mecidi" ve "Osmani" nişanları ve "Sanayi madalyası" kazandırdı. Postane binasına bağlı olarak Hubyar Mescidi’ni inşa etti.
Postane inşaatı devam ederken Sultanahmet'te “Defter-i Hakani” (Tapu ve Kadostro Müdürlüğü) binasının yapım işi de kendisine verildi.
Meşrutiyetin İlanı üzerine harap durumdaki Meclis-i Mebusan binasının yenilenmesi ile görevlendirildi. Mimar Fossati tarafından eski Darülfünun için yapılmış olan bu yapıyı da büyük bir başarı ile yeniledi.
Saray başmimarlığı
Ertesi sene Sultan Abdülhamit tahttan indirilmiş; Mehmet Reşat'ın sultan olmuştu. Yeni sultanın tahta geçtiği gün Mimar Vedat, Sermimar-ı Hassa (sarayın başmimarı) olarak görevlendirildi. Bu görevi boyunca yirmi adet sarayın bakım ve yenileme işleri ile ilgilendi. Vedat Bey, 1914'te istifa ederek ayrıldığı sermimarlık görevinin ardından yine saray yapıları ile ilgilenmek üzere Emalk-i Hakani mimarı (padişah binaları mimarı) olarak çalışmaya başladı. Ancak ertesi sene Vahdettin'in tahta çıkması üzerine saltanat değişim kuralları gereği bu görevinden alındı. Böylece altı yıl süren saray görevi son buldu.
Harbiye Nezareti başmimarlığı
I. Dünya Savaşı sırasında ise Harbiye Nazırı Enver Paşa tarafından Harbiye Nezareti başmimarlığına atandı ve bu görevi üç yıl sürdürdü. O yıllarda Sirkeci'deki Mesadet Han'ı sultanın çocukları için yaptırdı; Haydarpaşa Vapur İskelesi'ni, Cemil Topuzlu Köşkü'nü, Moda İskelesi'ni, Fatih'teki Tayyare Şehitleri Anıtı'nı yaptı.
Cumhuriyetin ilk kamu yapıları
Cumhuriyet'in ilanından sonra Ankara'ya çağrıldı. Anıtsal bir yapı olan Cumhuriyet Halk Fırkası Mahfelini inşa etti (bu yapı sonraları ikinci T.B.M.M binası olarak kullanıldı); Atatürk için Gazi Köşkü'nü düzenledi. Sıhhiye Vekaleti için Ankara Palas planlarını hazırlarken bu işin Mimar Kemaleddin'e devredilmesi ve parasının ödenmemesi onun için bir hayal kırıklığı oldu. Siparişlerinin elinden alınması üzerine tüm resmî görevlerinden ayrılarak Ankara'yı terk etti; İstanbul'a dönüp 1942'ye kadar serbest mimar olarak çalıştı.
Serbest mimarlık dönemi ve ölümü
1925'te Sanayi-i Nefise Mektebi'ndeki ilk Türk öğretim görevlisi oldu; bir yandan da Yüksek Mühendis Mektebi'nde ders verdi. 1930'lu yıllarda çoğu Nişantaşı'nda olmak üzere pek çok apartman yaptı. Kendisi de Teşvikiye'de 1928'de kendisi için yaptırdığı apartmanda yaşadı.
Zaman zaman güncel mimarlık ve kent tasarımı sorunlarını konu edinen yazılar da yazdı.
1942 yılında İstanbul'da öldü. Edirnekapı Şehitliği'ne defnedilmiştir.
Bazı eserleri
- Ankara Palas, 1924, Ulus, Ankara.
- Posta ve Telgraf Nezareti Binası (Postahane-i Amire, Büyük Postane), 1903-1909. Sirkeci, İstanbul.
- Cemil Topuzlu Köşkü, 1900?. Göztepe, Kadıköy, İstanbul.
- Defter-i Hakani (Tapu Kadastro Müdürlüğü), 1908. Sultanahmet, İstanbul.
- Zihni Paşa Cami, 1901. Erenköy, Kadıköy, İstanbul.
- Halit Bey/ Nuri Paşa Yalısı, 1900 başları. Yeniköy, Sarıyer, İstanbul
- Halit Ziya (Uşaklıgil) Apartmanı, (Sinan Ağa Daireleri), 1934. Çemberlitaş, İstanbul
- Haydarpaşa Vapur İskelesi, 1915, Haydarpaşa, Kadıköy, İstanbul
- Hobyar Mescidi (Büyük Postane Camii), 1909, Sirkeci, İstanbul
- Hürriyet Tepesi'nde Zafer Takı, 1909. Şişli, İstanbul.
- İzmit Saat Kulesi, 1901-1902, İzmit.
- Kastamonu Hükûmet Konağı, 1902. Kastamonu
- Liman Han, 1910'lar. İstanbul
- Kazım Emin Tütün Deposu, 1920'ler, Bursa.
- Leyla Saz Kabri, 1936, Edirnekapı Şehitliği, İstanbul.
- Mahmud Paşa Köşkü, 1896. Moda, İstanbul.
- Moda Vapur İskelesi, 1915, Moda, Kadıköy, İstanbul.
- Posta ve Telgraf Nezareti Fabrikası, 1907 civarı. Sirkeci, İstanbul.
- O. Rüştü Paşa Apartmanı (İstiklal Caddesi 334 numara), Beyoğlu, İstanbul.
- Silah Deposu Müzesi, (Uygulanmamış Proje) 1915. Maçka, İstanbul.
- Sütlüce Mezbahası, 1919. Sütlüce, Beyoğlu, İstanbul.
- Şark (Nemlizade) Tütün Deposu, 1925. Üsküdar, İstanbul.
- Tahir Han, 1935. Galata, İstanbul.
- Tarsus Belediye Tiyatrosu ve Gazinosu, 1929, Tarsus
- Tayyare Şehitleri Anıtı, 1916. Fatih, İstanbul.
- Cumhuriyet Halk Fırkası Mahfeli (II. TBMM Binası), 1924. Ulus, Ankara.
- Vedat Tek Evi, 1913. Nişantaşı, İstanbul.
- Vedat Tek Evi. Nizam, Büyükada.
- Yayla Apartmanı, 1939, Nişantaşı, İstanbul.
- Leyla Saz
- Giritli Sırrı Paşa
- Mimar Kemalettin Bey
Çankaya, Ankara
Çankaya, Ankara ilinin bir ilçesi. Ankara ilinin orta kesiminde bulunan ilçe, Ankara'nın başkent olması ile birlikte Türkiye'nin yönetim merkezi durumuna gelmiştir.
2025 yılı nüfus verilerine göre Ankara ilinin birinci, Türkiye'nin ise Esenyurt ve Şahinbey'den sonra en büyük üçüncü ilçesi konumundadır.
Türkiye'nin en kalabalık ilçelerinden biri olarak nüfusu pek çok ilden daha fazladır. Gün içinde iki milyona kadar çıkabilmektedir. 102 lise ve 13 üniversitesi ile ilçe önemli bir eğitim kentidir.
Türkiye Cumhuriyeti Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının yaptığı araştırmaya göre Türkiye'nin en gelişmiş 2. ilçesi seçilmiştir.
Tarihçe
Ayrıca bakınız: Ankara tarihi
Çankaya sırasıyla Hatti, Hititler, Frigyalılar, Lidyalılar, Pers İmparatorluğu, Makedonya Krallığı, Galatlar, Roma İmparatorluğu, Doğu Roma İmparatorluğu, Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Anadolu Selçuklu Devleti, Ahiler ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerini yaşamıştır.
19. yüzyılda önemini kaybeden yerleşim, 20. yüzyılın başlarında Bağdat Demiryolu'nun yapılması, daha sonra Mustafa Kemal Atatürk'ün, Kurtuluş Savaşı'nı buradan yönetmesi ile gelişti. Ankara'nın, 13 Ekim 1923 tarihinde, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti olmasının ardından gelişen Çankaya, 15 Haziran 1936 tarihinde 3012 No.lu Kanun ile ilçe statüsüne erişmiştir.
Ayrıca, bu tarihte Elmadağ ve Gölbaşı bucakları Çankaya ilçesine bağlanmıştır. 1960 yılında bucak teşkilatının kaldırılmasıyla Kayaş, Cebeci, Bahçelievler ve Dikmen bucakları bu statülerini kaybetmiştir. 30 Kasım 1983 tarihinde Çankaya sınırlarına dâhil olan Gölbaşı ve Mamak, ilçe statüsüne kavuşarak Çankaya'dan ayrılmıştır.
- İncesu
- İşçi Blokları
- Karahasanlı
- Karapınar
- Karataş
- Kavaklıdere
- Kazım Özalp
- Keklikpınarı
- Kırkkonaklar
- Kızılay
- Kızılırmak
- Kocatepe
- Konutkent
- Korkutreis
- Koru
- Kömürcü
- Küçükesat
- Kültür
- Malazgirt
- Maltepe
- Mebusevleri
- Meşrutiyet
- Metin Akkuş
- Metin Oktay
- Mimar Sinan
- Muhsin Ertuğrul
- Murat
- Mustafa Kemal
- Mutlukent
- Mürsel Uluç
- Naci Çakır
- Namık Kemal
- Nasuh Akar
- Oğuzlar
- Or-An
- Orta İmrahor
- Osman Temiz
- Ön Cebeci
- Öveçler
- Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı
- Remzi Oğuz Arık
- Sağlık
- Sancak
- Seyranbağları
- Sokullu Mehmet Paşa
- Söğütözü
- Şehit Cengiz Karaca
- Şehit Cevdet Özdemir
- Tınaztepe
- Tohumlar
- Topraklık
- Umut
- Ümit
- Üniversiteler
- Yakupabdal
- Yaşamkent
- Yayla
- Yeşilkent
- Yıldızevler
- Yukarı Bahçelievler
- Yukarı Dikmen
- Yukarı Öveçler
- Yücetepe
- Zafertepe
Semtler
- Ahlatlıbel
- Anıttepe
- Ayrancı
- Bahçelievler
- Balgat
- Beysukent
- Bilkent
- Cebeci
- Çayyolu
- Demirtepe
- Dikmen
- Gaziosmanpaşa
- Kavaklıdere
- Kırkkonaklar
- Kızılay
- Küçükesat
- Maltepe
- Öveçler
- Seyranbağları
- Sıhhiye
- Söğütözü
- Topraklık
- Yıldız
İdari bölünme
1936 yılında Ankara'nın merkez ilçesi olan Çankaya'dan, 1960 yılında Elmadağ ayrılıp ilçe olmuştur. 1983 yılında ise Çankaya'dan Mamak ve Gölbaşı ayrılarak iki yeni ilçe kurulmuştur. 1984 yılında Ankara Büyükşehir Belediyesi kurulmuş, Çankaya da bu belediyeye bağlı bir metropol olmuştur. İlçe bir belediye başkanlığına ve bir kaymakamlığa bağlıdır. İlçede 124 tane mahalle vardır.
Belediye başkanları
- 1984 Erdoğan Yavuzlar Anavatan Partisi
- 1989 Doğan Taşdelen Sosyaldemokrat Halkçı Parti
- 1994
- 1999 Haydar Yılmaz Cumhuriyet Halk Partisi
- 2004 Muzaffer Eryılmaz
- 2009 Bülent Tanık
- 2014 Alper Taşdelen
- 2019
- 2024 Hüseyin Can Güner
Çankaya Belediye Başkanlığı, 1963 yılından itibaren on iki seçimden dokuzunu CHP ya da SHP kazanmıştır. Geriye kalan üç yönetimin ikisi bağımsız, biri Anavatan Partisi'ne mensuptur. Belediye başkanlığını 2024'te yapılan seçimler sonucunda CHP'li Hüseyin Can Güner kazanmıştır ve bu görevi yürütmeye devam etmektedir.
Kardeş kentler:
- Almanya Berlin, Almanya
- Avustralya Sidney, Avustralya
- Küba Havana, Küba
- Almanya Köln, Almanya
- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Girne, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
- Orta Afrika Cumhuriyeti Bangui, Orta Afrika Cumhuriyeti
- Moğolistan Ulan Batur, Moğolistan
- Çin Guangzhou, Çin
- Kuzey Makedonya Üsküp, Makedonya
Ön protokol imzalayanlar:
- Kanada Toronto, Kanada
- Yunanistan Atina, Yunanistan
- Ukrayna Kiev, Ukrayna
- Güney Kore Seul, Güney Kore
- Filistin Devleti Ramallah, Filistin
Ayrıca bakınız
- Türkiye Büyük Millet Meclisi
- Anıtkabir
- Kızılay Meydanı
- Kocatepe Camii
Ankara Büyükşehir Belediyesi
Ankara Büyükşehir Belediyesi veya kısaca ABB, Ankara ilinin belediye işlerini yürüten kamu kurumudur. 2019 yerel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi'nden aday gösterilen ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Mansur Yavaş, mazbatasını 8 Nisan 2019'da alarak göreve başlamıştır.
Tarihçe
16 Şubat 1924 tarihinde 417 sayılı yasa ile Ankara Şehremaneti kurulmuştur. Şehremaneti Yasası 1930 yılında çıkarılan 1580 sayılı yasa ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Büyükşehir belediyelerinin kuruluşu, 23 Mart 1984 tarihinde kabul edilen Büyükşehir Belediyelerinin Kuruluşu Hakkındaki 195 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile olmuştur. Daha sonra bu kararname 9 Haziran 1984 tarihinde 3030 sayılı yasa ile değiştirilmiştir.
10 Haziran 2004 tarihinde çıkarılan 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile belediyelere yeni düzenlemeler gelmiştir. 6 Aralık 2012 tarihinde çıkarılan 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanuna göre ilin bütün sınırları Ankara Büyükşehir Belediyesi sınırlarına dahil edilmiştir.
Logo tartışmaları
27 Mart 1994 tarihinde Büyükşehir Belediye başkanı olarak seçilen Melih Gökçek, 1995 yılında Hitit Güneş Kursu olan belediye logosunu Atakule-cami minaresi ve 3 yıldızlı logoya çevirdi. Bunun üzerine eski CHP Trabzon Milletvekili Avukat Rahmi Kumaş, Gökçek'in Hitit Güneş Kursu yerine belirlediği Atakule-cami minaresi ve 3 yıldızdan oluşan amblemini yargıya taşıdı.
Ankara 2. İdare Mahkamesi, amblemi, “Belediyenin amblem belirleme yetkisi olmadığı" gerekçesiyle iptal etti. Dava, Ankara 3. İdare Mahkemesi'ne taşındı. 3. İdare Mahkemesi, "Ankara’yı temsil etmediği" gerekçesiyle amblemi bu kez esastan iptal etti.
İdare Mahkemesi'nin kararında, "amblemde kullanılan simge ve işaretlerin anlamlarının ortalama bir bilinç ile doğrudan çıkarımını olanaklı kılan açıklık ve anlaşılırlık özelliğinin bulunmadığı, kullanılan sembol figürlerin, Ankara'yı tarihsel ve kültürel derinliği ve ağırlığı ile orantılı biçimde tanıtıcı öğe niteliği taşımadığı" belirtildi. Belediyenin, iptal kararının bozulması için Yargıtay 8. Dairesi'ne başvurusu reddedildi.
Belediye, bunun üzerine karar düzeltme yöntemiyle kararın bozulmasını istedi, ancak Danıştay 8. Daire de belediyeyi haksız buldu. Danıştay 8. Daire, karar düzeltmeyi 4'e karşı 1 oyla reddetti. Rahmi Kumaş'ın, Melih Gökçek'in Atakule-cami minareli amblemin yıldız sayısını 25 Temmuz 2011'de, 3'ten 5'e çıkararak belirlediği yeni logoya ilişkin açtığı dava ise hala devam ediyor.
Kullanımdaki mevcut amblemde Atakule'ye eklenmiş iki minare ile hilâl ve beş yıldız yer almaktadır. Amblem kentin dönüşümünde temel etken olan cumhuriyetin çağdaş uygarlığı temel alan felsefesi ve dayandığı değerlere işaret etmektedir.
Yerel seçimler
Ana madde: Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri
Ankara Büyükşehir Belediyesi seçim sonuçları
1984 Mehmet Altınsoy ANAP %53,2
1989 Murat Karayalçın SHP %44,1
1994 Melih Gökçek RP %27,3
1999 Melih Gökçek FP %33,8
2004 Melih Gökçek AK Parti %55,0
2009 Melih Gökçek AK Parti %38,5
2014 Melih Gökçek AK Parti %44,8
2019 Mansur Yavaş CHP %50,9
2024 Mansur Yavaş CHP %60,38
Ankara Ziraat Mektebi
Ankara Ziraat Mektebi, Ankara’nın Keçiören ilçesinde 20. yüzyıl başında okul olarak inşa edilmiş ve Türk Kurtuluş Savaşı’nın ilk günlerinde karargâh olarak kullanılmış tarihi yapıdır. Günümüzde Meteoroloji Genel Müdürlük binası olarak kullanılır.
Osmanlı İmparatorluğu’nda tarımı geliştirme çabalarının bir sonucu olarak inşa edilen okulun açılışı 1908 yılında Vali Ali Münif Bey tarafından gerçekleştirilmişti.
İki katlı taş bina, Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Sivas Kongresi’nden sonra 9 günlük bir yolculuk yaparak 27 Aralık 1919’da Sivas’tan Ankara’ya gelen Mustafa Kemal başkanlığındaki Heyet-i Temsiliye’ye tahsis edildi. Mustafa Kemal, TBMM’nin açılış günü olan 23 Nisan 1920’ye kadar 118 gün bu binada çalıştı. Bu süre zarfında Heyet-i Temsiliye’nin aldığı bütün kararlar Ziraat Mektebi binasında hazırlandı ve binada kurulan bir telgrafhane aracılığıyla bütün yurtla temas kuruldu.
Mustafa Kemal, Ankara’daki ilk karargâhı olan binada Temsil Heyeti üyesi Mazhar Müfit Bey, Hakkı Behiç Bey, Heyet-i Temsiliye İstişare Kurulu üyesi Rüstem Alfred Bey, Erkânı Harp Binbaşısı Hüsrev Bey, Doktor Binbaşı Refik Bey, Kalem Amiri Üsteğmen Hayati Bey, Yüzbaşı Bedri Bey, Mustafa Kemal Paşa'nın yaverlerinden Piyade Yüzbaşı Cevad Abbas Bey, Topçu Teğmen Muzaffer Bey ile birkaç şifre, muhabere ve muamelât memurları ile birlikte kalmıştır.
10 Ocak 1920’den itibaren yayımlanmaya başlayan Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi‘nin hazırlanması, 6 Nisan 1920’de kurulan Anadolu Ajansı’nın çalışmaları; Büyük Millet Meclisi’nin açılış hazırlıkları Ziraat Mektebi’nde gerçekleşti.
1921’de Ankara Belediyesi’nin Çankaya'da bir bağ evini hediye etmesinden sonra Mustafa Kemal Paşa Ziraat Mektebi’nden ayrıldı. Bina, Kurtuluş Savaşı boyunca Genelkurmay Başkanlığı Binası olarak kullanıldı.
1930’da binada yatılı bir okul olan Ankara Yüksek Ziraat Mektebi hizmete girdi.
Yapı, 1937’de büyük bir tadilat geçirdi ve “Meteoroloji Kuzey İstasyonu Binası” olarak kullanıldı. 1952'den itibaren Meteoroloji Genel Müdürlük Binası olarak kullanılmaktadır.
Ayırca bakınız
- Halkalı Ziraat Mektebi
- Çankaya Köşkü
19 Mart 2025 Çarşamba
ATATÜRK VE ÇANKAYA
Atatürk, 27 Aralık 1919'da Ankara'ya geldiğinde önce Ziraat Mektebi'nde, sonra da tren istasyonundaki Direksiyon denilen binada oturdu.
Ankara Belediyesi 1921 yılında Çankaya'daki eski bir bağ evini, "Kasapoğlu Köşkü"nü satın alarak Atatürk'e armağan etti. Atatürk'ün Çankaya' ya yerleşmesiyle birlikte, Çankaya yakın dönem Türk tarihinde önemli olayların cereyan ettiği, önemli kararların verildiği bir mekân haline geldi.
Atatürk, bugün müze olan köşkte Kurtuluş Savaşı'nın sıkıntılı günleriyle Cumhuriyet döneminin mutlu günlerini yaşadı. Annesi Zübeyde Hanım ve eşi Latife Hanım da bir süre burada oturdular. Kasapoğlu Köşkü, 1924 yılında Mimar Vedat ve Mimar Arif Hikmet Beylerin yaptığı ilavelerle bugünkü durumuna getirildi.
1926 yılında köşke kalorifer tesisatı yapıldı. "Pembe Köşk" olarak bilinen ikinci Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nün planı Avusturyalı mimar Prof. Clemens Holzmeister'e aittir. Yapımına 1931 yılında başlanan köşk 1,5 yıl gibi kısa bir sürede tamamlandı. Üç cephesi Ankara taşıyla örülüdür.
Hakim renkler Atatürk' ün sevdiği pembe ile yeşilin çeşitli tonlarıdır. Köşk'ün odalarının tavanları Türk usulü süslemelerle donatılmıştır. Cumhurbaşkanlığı Çankaya Köşkü bahçesinde Atatürk döneminden hatıra üçüncü yapı, kız kardeşi Makbule Atadan için yaptırdığı "Camlı Köşk"tür.
Mimar Seyfi Arkan tarafından planı yapılan köşkün inşaatı Nisan 1936'da tamamlandı. 1951 yılından itibaren yabancı konuklar köşkü, 1954–1970 yılları arasında Başbakan ve Senato Başkanı Konutu oldu. Halen "Devlet Konukevi" olarak kullanılmaktadır.
"İşaret" dediği, elbette Atatürk!..
Gezi Parkı eylemlerinin ardından "Milli İradeye Saygı" mitingleri düzenleyen Başbakan Erdoğan, Kazlıçeşme'deki mitingte AKP'lilere, "bayrak seferberliği" talimatı verdi.
Ama talimatı şartlıydı; Bayrak Kanunu'na uygun, nizami olanların asılmasını istiyordu. Yani Atatürk'lü bayrakların hem yasadışı olduğunu açıklıyor, hem de bunların asılmamasını söylüyordu.
Bayrak açılımını bugün Kayseri mitinginde de sürdürdü. Bu defa mesajı daha netti. Şöyle konuştu:
"Şimdi benim sizden bir ricam var. Sincan'da başlattığımız bayrak kampayasını devam ettireceksiniz. Balkonlarımıza, camlarımıza bayraklarımızı asacağız. Biliyorsunuz, bizim bayrağımız budur. Bu bayrağın dışında bizim bayrağımız yoktur. Bayrak yasasında ilân edilen bayrağımız budur. Bayrak yasasına uygun olan bu bayrağımızı, üzerinde herhangi bir işaret olmayacak, bu bayrağımızı asmanızı istiyorum. Balkonlar, pencereler ay yıldızlı bayrağımızla güçlensin..."
"İşaret" dediği, elbette Atatürk!..
Evet çok doğru; Atatürk bir işarettir!.. Bağımsızlığın, özgürlüğün, egemenliğin, Cumhuriyet'in, bilimin, aklın, Türk Milleti ve Türkiye'nin onur ve gururunun işaretidir.
Allah söyletiyor işte!..
Müyesser Yıldız
Öyleyse, ya bağımsızlık ya ölüm!
Yabancı bir devletin koruyuculuğunu ve kollayıcılığını istemek insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlük ve beceriksizliği açığa vurmaktan başka bir şey değildir. Gerçekten de aşağılık duruma düşmemiş olanların, isteyerek başlarına yabancı bir yönetici getirmeleri hiç düşünülemez!
Oysa, Türk'ün onuru, kendine güveni ve yetenekleri çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus, tutsak yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.
Öyleyse, ya bağımsızlık ya ölüm!
İşte gerçek kurtuluşu isteyenlerin parolası bu olacaktı.
Mustafa Kemâl ATATÜRK, NUTUK, S. 15.
Dünyanın en büyük insanı kimdir?
- Dünyanın en büyük insanı kimdir?
- Timur'dur Paşam!
- Değil.
- Fatih'tir.
- Değil.
- Yavuz Sultan Selim.
- Değil.
- Alpaslan.
- Değil.
- Napolyon.
- İskender.
- Değil.
Nafile!.. Ne derlerse Atatürk "değil" diyordu. Dalkavuklardan biri dayanamadı:
- Sizsiniz Paşam., dedi.
Atatürk, bu zatı tersledikten sonra, sualinin cevabını kendisi verdi:
- Dünyanın en büyük insanı Hz. Muhammed'dir. Ölümünden bu yana bin üç yüz sene geçtiği halde, günde beş vakit, Cenab-ı Allahtan sonra adı söylenen Hz. Muhammed'dir..
Atatürk'ün Bilinmeyen Yönleri
Atatürk'ü bir kez daha saygıyla anıyoruz. Her yönüyle öylesine farklı ki en iyi tanıyorum diyenlerin bile onun hakkında bilmediği çok şeyin olduğunu sanıyorum. Ege Üniversitesi tarafından hazırlanan Az Bilinen Yönleriyle Atatürk kitabını okudukça, resmi söylemlerin çok ötesinde farklı bir Atatürk'le karşılaşıyorsunuz.
Sayfaları çevirdikçe, çocuk sevgisinden hayvan sevgisine, aile sevgisinden arkadaş sevgisine, güzel sanatlardan sofra kültürüne kadar, adam gibi bir adamla yüzleşiyorsunuz.
Atatürk ağlar mı? Ağlamış, hem de için için? Peki hangi konuda, nelere ağlamış? Kitapta bu ayrıntılarıyla ele alınıyor. Neden evlenmiş? Neden boşanmış? Çocukları çok sevdiği halde neden evlatlıklarla yetinmiş? Kaç manevi çocuğu olmuş? Bunları nasıl seçmiş? Dava arkadaşlarına vefa borcunu nasıl ödemiş? Sanata, sanatçıya nasıl bakmış? Eğitimle, bilimle, dinle arası nasılmış? Öylesine farklı ayrıntılar var ki bir solukta okuyorsunuz. Ege Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi'ne bu değerli çalışması için canı gönülden teşekkürler.
Köpekleri çok severdi
Bu aralar, belki de bir köpeğimizin olmasının verdiği duyarlılıkla Atatürk'ün köpeklere olan ilgisini ve anılarını büyük bir ilgiyle okudum. Değişik dönemlerde farklı köpekleri olmuş. Bir ara kedisi de varmış. Ama içlerinde onu en etkileyen Foks'muş.
Yalova kaplıcalarına gittiğinde seyyar fotoğrafçıdan 50 liraya satın almış. Sabah gezisinde fotoğrafçı Hasan Efendi'nin sehpasının altında görüp beğenmiş. Bunu sezen Hasan Efendi hediye etmek istemiş ama kabul etmemiş. Parasını vermiş, almış.
O bir sokak köpeğiymiş ama Çankaya Köşkü'ne geldikten sonra yaşamı her şeyiyle değişmiş. Atatürk nerede, o orada. Atatürk'ün yatak odasında, karyolasının ayak ucunda kendisi için özel olarak diktirilen bir minderde yaşarmış. En önemli görüşmelerinde bile hep onun yanında olurmuş.
"Atatürk'ün Foks'a düşkünlüğünü bilen bazı kimseler, sofrada çok zaman onun bahsini açarlar, sadakatinden, büyüklüğünden dem vurup neslini üreterek memlekete yaymayı teklif ederlerdi. Dalkavukluğuyla dikkati çekenler, Foks'un asil kandan geldiğini söyleyecek kadar ileri gidip 'Köpek değil, adeta insan. İnsandan da akıllı' derlerdi..."
Atatürk, Foks'un ne yiyip ne içtiğinden, ne zaman çiftleşeceğine kadar hemen her şeyiyle yakından ilgilenirdi. Ama gün gelir, Foks'la yolları ayrılır. Köşke ikinci bir köpek gelmesini kıskanan Foks, bir gün kendisini kaldırmak isteyen Atatürk'ün elini ısırır. Bunun üzerine bir aylık bir gözetime alınır. Ardından yeniden Atatürk'e karşı büyük bir bağlılık ve sevgi gösterir. Ama yakınları "Sahibini ısıran köpekten hayır gelmez" diyerek, ilaçla sonsuza dek uyutulması için Atatürk'e ısrar ederler. İzin verdi mi vermedi mi bilinmez ama Foks o günlerde öldürülür.
Atatürk bir süre sonra Foks'la Atatürk Orman Çiftliği'nde yeniden karşılaşır. Ama bu kez camekan içinde. Bedeni doldurulmuş cam gözlü köpeğine fazla bakamaz. "Ben onu sevmiştim. Böyle görmek istemem. Kaldırın onu" der ve ekler:
"Her ısırana kızılmaz. Foks can acıtmak, fenalık yapmak için ısırmamıştır..." Foks'un doldurulmuş cansız bedeni, ertesi gün hemen kaldırılır. Uzun yıllar Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı'nda muhafaza edilen Foks, Anıtkabir'de Genel Kurmay Başkanlığı tarafından düzenlenen ve 26 Ağustos 2002'de Cumhurbaşkanı Sezer tarafından açılan Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi'nde sergilenir. Hâlâ orada.
Soyadı Kanunu 21 Haziran 1934
Medeni Kanunu Kadın Hakları
Yeni Türk Devleti'nde kadınlara sosyal, kültürel hakların yanında, siyasî haklar da birçok uygar ülkeden önce tanınmıştır. Örneğin Fransa ve İtalya'da kadınlara 1946'da seçme ve seçilme hakkı tanınırken Türk kadını bu hakları, ATATÜRK devrimleri sayesinde çok daha önceden 1934'te elde etmiştir. 1935 yılında yapılan genel seçimlerde TBMM'ye 18 kadın milletvekili girmiştir. Böylece Türk kadını asırlarca ihmal edilen haklarına kavuşmuştur.
Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması
TBMM 30 Kasım 1925 tarihinde kabul ettiği bir kanunla tekke, zaviye ve türbelerin kapanmasını, türbedarlıklarla bir takım unvanların yasaklanmasını kararlaştırmıştır.
Meclis'te Eğitim Tartışmaları
TBMM Hükümetinin Maarif örgütü, 1920 yılının sonlarına doğru, her birimi en fazla 3-4 kadrolu olmak üzere kuruldu: [13]
İlk Tedrisat, Talî (orta) Tedrisat, Sicil ve İstatistik, Muhasebe, Hars (Kültür) Müdürlükleri. (Bu mütevazi kadro ancak 1922'de, Müsteşarlık, Yüksek Tedrisat Dairesi, Telif ve Tercüme Heyeti de oluşturularak biraz daha geliştirilebilecektir).
İstanbul ve çevresi ile Yunan işgali altındaki iller dışında kalan, doğrudan Ankara Hükümeti'ne bağlı yerlerde 1920'de, ilk, orta ve lise düzeyinde ne kadar okul, öğrenci ve öğretmen bulunduğuna ilişkin kesin ve güvenilir sayılar mevcut değildir. Meclis tutanaklarından ve arşivlere girebilmiş belgelerden anlaşıldığına göre, 3495 İlkokul (bunlardan 682'si, yani yüzde 20'si kapalı), 3316 (1511'i Muallim Mektebi çıkışlı değil) öğretmen, tam devreli (ilk-orta-lise: 12 yıllık) 5 Sultanî, 32 İdadî (9 yıllık), 13 Muallim Mektebi (ilkokul sonrası 5 yıllık) vardı. Bazı kaynaklarda bu sayıların daha farklı yer aldığı da görülmektedir. (Örneğin, açık ilkokul sayısı 1764, kapalı ilkokul sayısı 281, Öğretmen Okulu çıkışlı 1550, medresede okumuş veya alaylı 1511 öğretmen gibi...). Bu okulların ne kadarının köylerde olduğuna ilişkin hiçbir kayıt yoktur. Maarif Vekili Rıza Nur, 19 Ekim 1920'de Mecliste yaptığı konuşmada şu sayıları vermiştir: "Bugün elimde bulunan sayılara bakılırsa 28 Sultanî vardır. Bunların birkaçı işgal altında bulunuyor. Yatılı öğrenci sayısı 340, gündüzlüler 2591'dir.
Öğretmen ve memur mevcudu 587'dir. Her öğretmene 20 öğrenci düşüyor. Her sultanîye yılda 6 bin lira harcanıyor. Galatasaray Sultanîsinin yıllık gideri 40-50 bin lira arasındadır. (Anlaşılıyor ki, Bakan, İstanbul'daki ve işgal altındaki yerlerde bulunan okulların sayısını da dikkate almıştır). 50-60 kadar da idadi (4 yıllık ortaokul) var. İptidailerimiz (ilkokullar) 40 bin öğretmen istiyor..."
Meclis Maarif Encümeni zabıt kâtibi Cevdet Bey, Bakanın verdiği sayıları düzeltmek ve düşüncelerini açıklamak için söz alarak:
"2500 öğrenci Sultanîlerde değil ilkokullardadır. Sultanîlerdeki 347 öğrenciye karşılık 587 kadrolu öğretmen ve memur vardır. Müstahdemler ise bu sayıya dahil edilmemiştir—Biliyorsunuz ki Meşrutiyet'ten beri birçok okullar açıldı. Muallim Mektepleri, Sultanîler, savurganlıkla kuruldu. [14] Ama hiçbiri, beklenen amacı gerçekleştiremedi. Araç gereç yetersizliği, bina bulunmayışı dikkate alınmadı. Bunlar gerçek birer Sultanî ve Muallim Mektebi değildir, birer okul karikatürüdür. Her okulda 15-20 öğrenci ancak var. Okulları düzeltmek ve düzene koymak ilk vazifemiz olmalıdır" derken iki hafta sonraki, 4 Kasım 1920 günkü oturumda Karesi Mebusu Vehbi Bey: "İbret gözüyle görebileceğimiz gibi, bir kazada 100 gayri müslim hanesi varsa, 1500-2000 hatta 10 bin Müslüman hanesi bulunmaktadır. Gayrimüslimlerin çocuk yuvası, ilkokulu, ortaokulu, buralarda görevli yüksek öğrenim yapmış öğretmenleri vardır. Oysa 60-70 bin kişilik kent müslüman nüfusunun doğru dürüst bir okulu yoktur" diyordu. 4 Aralık 1920 günkü oturumda Tokat Mebusu Mustafa Bey: "Benim ilimin nüfusu 100 bin küsurdur. Burada aydın nâmına iki kişi bile yoktur.
Neden okulları Bursa'ya, İstanbul'a yaptılar da bizim halkımızı eğitimden mahrum bıraktılar?" sorusunu dile getiriyor, 9 Aralık oturumunda ise Bitlis Mebusu Ziya Bey:
"Bitlis'te ve Doğu illerinde kesin olarak hiç okul yoktur " diyordu. Daha önce, I. Dünya Savaşı boyunca, öğretmenleri, yetişkin öğrencileri cephelere sevk edildiğinden çok sayıda okulun kapısına kilit vurulması henüz unutulmadığından, bu kez de İstiklâl Savaşında benzeri bir durumun yaşanmaması yönünde bir karar alındığı 25 Kasım 1920'de, Antalya Mebusu Rasih Bey'in önerisi benimsenerek, "muallimlerin ve muallim mekteplerinde okuyan öğrencilerin askerlik yükümlülüklerinin ertelendiği" görülmektedir. Ahalinin aydınlatılması, çocukların yetiştirilmesi düşüncesiyle kendilerine bu tür bir ayrıcalık tanınan ve mebusların meclis oturumlarında "Memlekette, namuslu sınıf olmak üzere yalnız maarifçiler kalmıştır. Bu sınıfın müdürleri ve görevlileri asla lekelenmemiştir"
(Örneğin, Lazistan Mebusu Ziya Hurşid'in 9 Mayıs 1920 günü yaptığı konuşmada bu sözler aynen geçmektedir) yollu övgüler yağdırdıkları bir sırada, öğretmenlerin; dünyadaki gelişmeleri olanaklar ölçüsünde izleyebilen, ama Millî Mücadele'nin özel koşullarını henüz yeterince kavrayamamış aydınlar olarak bir iki ilde, 16 Aralık 1920'de greve gitmeleri de aynı günlere rastlar. [15]
Bu olay, öylesine etkili olmuştur ki, aynı gün Maarif Vekili Rıza Nur istifasını verir.
İkinci Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey (Tanrıöver) döneminde (Aralık 1920-Kasım 1921) ilk Maarif Bütçesi yapılmış, Maarif Kongresi düzenlenmiştir.
57.128.833 liralık genel bütçeden Maarif işlerine ayrılan para sadece 390.412 liradır, (yüzde 06,8'i). Millî Mücadele'nin sonraki yıllarında miktar ve oranın arttığı görülüyor: 1922'de, 74.957.848 liradan 1.136.046 lira (yüzde 1,5), 1923'te de 105.929.911 liradan 3.033.003 lira (yüzde 2,9) ayrılmıştır.
Kaynak:Cumhuriyet Dönemi Eğitim Tarihi - Necdet Sakaoğlu
II. Meşrutiyet 1908'de İlanı
On dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru sınır komşumuz Çarlık Rusya’sının zaman zaman Batı’daki büyük devletlerle anlaşarak, aziz vatanımızı parçalamaya matuf saldırışları sırasında cetlerimizin öz yurdu olan Trabzon’un Hacı Kasım mahallesindeki yuvasından uzaklaşmak zorunda kalan ailemizin tek erkek çocuğu bulunan rahmetli babam Salih Necati Sahir Bey’in, yine Rumeli topraklarından göç etmiş bir ailenin kızı olan rahmetli anam Melek Hanım ile kurduğu evlilik rabıtası, eski adı ile Edirne vilâyetine bağlı Kırkkilise, şimdiki deyişle Kırklareli’nde yine tek erkek çocuk olarak beni şu karmakarışık dünyamıza armağan etmiş bulunuyor.
Osmanlı tarihinde büyük bir devir yaratmış olan Fatih Sultan Mehmed’in Trabzon’u zapt ettiği sıralarda kumandanı olarak emrinde bulunan Yahya Paşa’nın sonraları Trabzon’da “Hacı Ali Mollazade” adı ile devam eden aile bağının Trakya topraklarında, yukarıda işaret edildiği gibi, dünyaya gözü açılan tek erkek çocuğu, birbiri ardı doğan iki kız çocuğunun Bursa ve İstanbul’da ebediyete göçüşü ile o yılların gurbet ve hasret türküleri içinde tek ışık ve ümit halinde büyütülüyor.
II. Meşrutiyet 1908'de İlanı
O zamanların şartlarına göre devlet kapısında veya o mahiyetteki bir teşekkülde mütevazı bir maaş kadrosu ile çalışan aile reisinin vazife değişiklikleri yüzünden Kırkkilise’den sonra Edirne ve eski deyimle “Hüdavendigâr” şimdiki adı ile Bursa, Çanakkale ve İstanbul seferleri birbirini kovalıyor ve II. Meşrutiyet 1908 yılında ilân edildiği zaman ailenin tek erkek çocuğu mektep çağında bulunuyor. O günlerin işitilen ve tekrarlanan sözleri de şunlardan ibaret oluyor: “Yaşasın hürriyet!”, “Yaşasın uhuvvet!”, “Yaşasın müsavat!”, ” Yaşasın meşrutiyet!”
Gerçekten II. Meşrutiyet beni ve benim gibileri okul çağında buldu. Fakat Sultan II. Abdülhamid’in, ilk anlarda hürriyetsever düşünüş ve görünüşle, Saltanat ve Hilâfet makamına geçişinden sonra, I. Meşrutiyet’i kayıtlayıcı ve baltalayıcı davranışı sonunda otuz üç yıllık saltanat devresinin yarattığı mutlakıyet ve istibdat idaresinin, “Jön Türkler” olarak vasıflandırılan İttihat ve Terakki mensuplarının cesurane hamlesiyle yıkılışını kovalayan ilk hürriyet yıllında, mutlakıyet idaresinin müfsit unsurları ile yardakçılarının körüklediği gerici hareketlerin 31 Mart 1909 günündeki kanlı tezahürleriyle büyüyen isyan dalgaları, II. Meşrutiyet’i boğan safhaların başlangıcı oldu.
Henüz okul çağında bir genç olarak 1909 yılında Sultanahmet Meydanı’nda, o zamanın Meclis-i Mebusan Reisi Ahmed Rıza Bey’in yerine Adliye Nazırı Nazım Paşa’nın, İstanbul Mebusu Hüseyin Cahid Bey yerine Lazkiye Emiri Arslan Bey’in kapalı ve açık arabalar içinde Meclis-i Mebusan binasına gelişleri sırasında gözlerimizin önünde süngü ile şehit edildiklerini görmek âsilerin ve mürtecilerin muhtelif meydanlarda ve sokaklarda kurulan sehpalarda sallandıklarına şahit olmak masum dimağlar için ayrı bir talihsizlik oldu.
Bununla beraber Hareket Ordusu’nun hürriyeti, Meşrutiyet’i koruyucu hamleleri, vatansever duyguların uyanışını sağlayan söz ve fikir hürriyetini kayıtlayıcı bazı kararlara ve tedbirlere rağmen hürriyet sevgisini aşılayan ve milliyetçilik hislerini uyandıran ve hatta beni gazetecilik mesleğine yönelten yeni ve nurlu bir meşale, imanlı ve heyecanlı bir merhale teşkil etti.
KAYNAK: 2. Meşrutiyet ve Sonrası Hatıralarım - Necmeddin Sahir Sılan
1939 Yılında Yaşanmış Olaylar
- 25 Ocak 1939 : Celal Bayar, Başbakanlık'tan çekildi. Yeni Hükümeti kurmakla Dr. Refik Saydam görevlendirildi.
- Başbakan : Dr. Refik Saydam
- Adliye Bakanı : Tevfik Fikret Sılay
- Milli Savunma Bakanı : Gen. Naci Tınaz
- İçişleri Bakanı : Faik Öztrak
- Dışişleri Bakanı : Şükrü Saraçoğlu
- Maliye Bakanı : Fuat Ağralı
- Bayındırlık Bakanı : Ali Çetinkaya
- Milli Eğitim Bakanı : Hasan Ali Yücel
- Ekonomi Bakanı : Hüsnü Çakır
- Sağlık Bakanı : Dr. Hulusi Alataş
- Gümrük ve İnşaat Bk. : Ali Rıza Tarhan
- Tarım Bakanı : Muhlis Erkmen
- 27 Ocak 1939 : Kabine, TBMM'de oybirliği ile güvenoyu aldı. TBMM seçimlerin yenilenmesine karar verdi.
- 19 Şubat 1939 : Ülke genelinde 158 ayrı yerde yeni Halkevleri açıldı.
- 21 Mart 1939 : Kurtuluş Savaşı Komutanlarından Korgeneral Ali Hikmet Ayerdem (Doğumu:1877) öldü.
- 26 Mart 1939 : Milletvekili seçimleri yapıldı.
- 3 Nisan 1939 : TBMM açıldı. İsmet İnönü, Meclisin oybirliği ile yeniden Cumhurbaşkanlığına seçildi.
- - Dr. Refik Saydam istifa etti, Kabineyi Kurmakla tekrar görevlendirildi. TBMM'den güvenoyu aldı.
- 12 Mayıs 1939 : Türk-İngiliz Antlaşması imzalandı. Müşterek bildiri: "Türkiye Hükümeti ve Büyük Britanya Hükümeti bir saldırı hareketinin Akdeniz Bölgesinde bir savaşa yönelmesi halinde bilfiil işbirliği yapmaya ve güçlerinin bütünü ile yardım ve ilgiyi birbirlerine göstermeye hazır bulunduklarını beyan ederler..." İkinci Dünya Savaşı'nın ayak sesleri duyulmaya başlanmıştı.
- 23 Haziran 1939 : 'Türkiye ile Suriye arasında arazi mesailinin kati surette hallini mutazammın' antlaşma imzalandı. Bu antlaşmayla 'Hatay' sorunu çözümlendi.
- 29 Haziran 1939 : Hatay'ın Türk olan yöneticileri Hatay Cumhuriyeti'nin Anavatana bağlanmasını istediler. Olağanüstü toplanan Hatay Meclisi oybirliği ile Türkiye'ye katılma kararı aldı.
- 30 Haziran 1939 : TBMM, Hatay'ın Türkiye'ye katılmasını oybirliği ile onayladı.
- 5 Temmuz 1939 : CHP İl Başkanlıkları, Valilerin uhdesinden alındı.
- 7 Temmuz 1939 : Hatay İli kuruluş kanunu kabul edildi.
- 20 Temmuz 1939 : Samsun'da meydana gelen selde büyük hasar oldu.
- 23 Temmuz 1939 : Hatay'da törenle Fransız Bayrağı indirildi, Türk Bayrağı çekildi. Hatay'da kalan son Fransız birliği de aynı gün ayrıldı.
- 28 Temmuz 1939 : Demiryolu Aşkale'ye ulaştı.
- 1 Eylül 1939 : Alman orduları Lehistan'a girdi, İkinci Dünya Savaşı resmen başladı.
- 6 Eylül 1939 : Demiryolu Erzurum'a ulaştı.
- 10 Eylül 1939 : Karabük Demir ve Çelik fabrikaları üretime başladı.
- 22 Eylül 1939 : Dikili'de deprem. 22 kişi öldü, yüzlerce ev yıkıldı.
- 27 Eylül 1939 : Moskova'da Türk-Sovyet görüşmeleri Dışişleri Bakanları Saraçoğlu-Molotof arasında başladı.
- 17 Ekim 1939 : Moskova'da 21 gündür süren Türk-Sovyet görüşmeleri kesildi.
- 19 Ekim 1939 : Türkiye-Fransa-İngiltere arasında Üçlü Yardım (Ankara Paktı) imzalandı. Antlaşma hiçbir devlete karşı olmayarak, yalnız savunma amaçlı olarak düzenlenmişti. Bu antlaşmanın yüklediği koşullar arasında, Türkiye'nin SSCB ile silahlı bir antlaşmazlığa düşmeyeceğine dair açık kayıtlar konulmuştu.
- 22 Ekim 1939 : Sivas Lokomotif Vagon Atölyesi faaliyete başladı.
- 26 Ekim 1939 : TBMM yeni binasının temeli atıldı.
- 22 Kasım 1939 : Tercan'da deprem.
- 20 Aralık 1939 : Kurtuluş Savaşı Komutanlarından Orgeneral Yakup Şevki Subaşı (Doğumu:1876) öldü.
- 25 Aralık 1939 : Kurtuluş Savaşı Komutanlarından Korgeneral Ömer Halis Bıyıktay (Doğumu:1883) öldü.
- 27 Aralık 1939 : Cumhuriyet tarihinin en büyük felaketlerinden birisi olan Erzincan depremi. 40.000 kişi öldü. Binlerce kişi evsiz kaldı.
İSMET İNÖNÜ, ALMAN TELEVİZYONU’NUN ATATÜRK’E VE TÜRK DEVRİMİ’NE İLİŞKİN SORULARINI CEVAPLIYOR
İSMET İNÖNÜ, ALMAN TELEVİZYONU’NUN ATATÜRK’E VE TÜRK DEVRİMİ’NE İLİŞKİN SORULARINI CEVAPLIYOR (BASINIMIZDA BİLİNMEYEN BİR SÖYLEŞİ) Prof. Dr....
-
Genel Nedenler 1. Fransız İhtilali Fransız İhtilali'nin getirdiği " ulsçuluk " ilkesi, Batı Avrupa 'da ve Balkanlar ...
-
Türk Kurtuluş Savaşı (Osmanlıca: قورتولوش صاواشى, romanize: Kurtuluş Savaşı), I. Dünya Savaşı 'ndan yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu ...
-
Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında Selânik 'te doğdu. Babası Ali Rıza Efendi , annesi Zübeyde Hanım 'dır. Ali Rıza Efendi, Selân...















