Antlaşmalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Antlaşmalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2025 Pazar

Mondros Mütarekesi (Mondros Ateşkes Antlaşması)

Mondros Mütarekesi ya da Mondros Ateşkes Antlaşması, I. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan mütarekename (mütareke belgesi). Osmanlı İmparatorluğu adına Bahriye Nazırı Rauf Bey tarafından, Limni adasının Mondros Limanı'nda demirli Agamemnon zırhlısında 30 Ekim 1918 akşamı imzalanmıştır. Bu antlaşma ile beraber Osmanlı İmparatorluğu fiilen sona ermiştir.

Mütareke, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırlarını belirleyen ilk uluslararası belge olması açısından önem taşır. Türk Kurtuluş Savaşı'nın siyasi manifestosu olan Mîsâk-ı Millî Beyannamesi'nin birinci maddesi, "30 Ekim 1918 tarihli anlaşmanın çizdiği hudutlar dâhilinde, dinen, ırkan ve emelen müttehit [birleşik] Osmanlı İslam ekseriyetiyle meskûn bulunan aksamın tamamı, fiilen ve hükmen gayrı kabil-i tecezzi bir küldür [bölünmez bir bütündür]." demek suretiyle, Millî Mücadele'nin hedefi olan ulusal varlığı Mondros Mütarekenamesi'ne gönderme yaparak tanımlar.

Antlaşmanın İmzalanması


Mondros Mütarekesi imzalandığında Arap Yarımadası

Filistin'de İngiliz taarruzu karşısında hezimete uğraması ve 1 Ekim'de Şam'ın düşmesi üzerine, Talat Paşa hükûmeti 5 Ekim 1918'de İngiltere ile ateşkes sağlamak için ABD'nin arabuluculuğuna başvurdu. Bu arada 29 Eylül'de Bulgaristan ateşkes imzalamış, bu ülkeye giren Fransız ve müttefik ordularının İstanbul'a yönelmesi olasılığı doğmuştu.

8 Ekim'de Talat Paşa kabinesi istifa etti. Eski Genelkurmay başkanlarından Ahmet İzzet Paşa'nın 14 Ekim'de kurduğu kabinede, İttihatçı olduğu hâlde hükûmetin Alman yanlısı savaş politikasına karşı çıkan ve İngiliz dostu olarak tanınan Rauf Bey (Orbay) Bahriye Nazırı oldu. 

18 Ekim'de Osmanlı'da esir bulunan İngiliz generali Townsend, Osmanlı'nın ateşkes şartlarını iletmek üzere bir gemiyle gizlice Midilli'ye gönderildi. 

24 Ekim'de İngiliz hükûmeti Limni'de bulunan Amiral Calthorpe'a ateşkes görüşmelerini başlatma yetkisini verdi.

Türk hükûmetinin görevlendirdiği Rauf Bey ertesi gün Zafer römorkörüyle Foça'dan Midilli'ye geçti; burada kendisini karşılayan İngiliz kruvazörüyle Limni adasına ulaştı. Müzakerelerde Rauf Bey'e Dışişleri Müsteşarı Reşat Hikmet Bey eşlik etti. 

27 Ekim'den itibaren dört gün süren çetin müzakereler sonunda 30 Ekim akşamı anlaşma imzalandı.

28 Ekim günü Fransız hükûmeti bir notayla anlaşma görüşmelerine katılma isteğini bildirdiyse de bu talep İngiltere tarafından dikkate alınmadı. (Savaşın bu aşamasında Osmanlı Devleti sadece İngiltere ile fiilî çatışma hâlindeydi.) 

31 Ekim öğleninden itibaren geçerli olmak üzere Osmanlı İmparatorluğu ile Britanya İmparatorluğu arasında nihai ateşkes ilan edildi.

Taraflar arasında ateşkes 31 Ekim 1918 günü öğle vakti başlayacaktır.

Resmî anlaşmanın yanı sıra, Amiral Calthorpe'un sözlü açıklamalarını içeren bir mektup da Türk tarafına sunuldu. Bu mektupta, işgal kuvvetlerine Yunan askerinin katılmayacağı ve benzeri taahhütler yer alıyordu.

Bu esnada 24 Ekim'de Almanya'da ihtilal başladı. 

3 Kasım'da Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Villa Giusti Ateşkesi ile savaştan çekildi. 

7 Kasım'da Alman imparatoru II. Wilhelm tahttan feragat etti. 

11 Kasım'da Compiègne Ormanı'nda imzalanan ateşkes ile Almanya yenilgiyi kabul etti. Aynı gün Avusturya-Macaristan imparatoru I. Karl'da tahtını bıraktı.

Tepkiler

İstanbul kamuoyu anlaşma hükümlerini ağır buldu, ancak genel bir iyimserlikle karşıladı. 

1 ve 2 Kasım tarihli İstanbul gazeteleri daha çok İstanbul'da savaş ihtimalinin ortadan kalkmış olduğunu vurguladılar. (Bulgaristan'ı işgal eden İtilaf ordularının o günlerde İstanbul'a yönelik taarruzu bekleniyordu.) 

Mustafa Kemal Paşa'nın görüşlerini yansıtan Minber gazetesi 1 Kasım'da, "Bir devletin küçülmüş bile olsa her hâlde bir siyasi mevcudiyet ve millî birlik muhafaza ederek böyle bir badireden kurtulabilmiş olması en büyük siyasi başarı sayılmalıdır." yazıyordu.

Uygulama

13 Kasım 1918'de İtilaf donanmalarına mensup bir filo, Ateşkesin 1. maddesi uyarınca Çanakkale ve İstanbul boğazlarındaki askerî bölgesine girmesini kendi çıkarlarına yönelik bir tehdit sayarak protesto etti. 

İtalya 22 Mart 1919'da anlaşmanın 7. maddesini gerekçe göstererek tek taraflı olarak Antalya'yı işgal etti. Bu olay, Paris'teki barış konferansında İzmir'deki Yunan işgalinin tanınması ve Fiume'deki İtalyan hak taleplerinin reddedilmesiyle birlikte İtalya ile İtilaf arasında diplomatik bir krize yol açan etmenlerden biriydi. Nisan ayında İtalya, Fiume üzerindeki hak iddialarının dönemin Birleşik Devletler Başkanı Wilson tarafından reddedilmesinin yol açtığı kriz sebebiyle bir ay süreyle barış konferansını terk etti.

Bu olaylar dışında anlaşmanın ilk altı ayı önemli gerilimler olmadan geçti. İstanbul'daki İtilaf temsilcileri ile Türk hükûmeti arasındaki en ciddi sorunlar, eski İttihat ve Terakki yöneticilerinin savaş ve tehcir suçları nedeniyle yargılanması ve tutuklanması konusundan doğdu.

Anlaşmanın nispi sessizlik dönemi Mayıs 1919 başlarında sona erdi. Bu tarihte Paris Barış Konferansı, Mondros'ta verilmiş sözlere aykırı olarak, İzmir'in Yunanlarca işgali kararını aldı. Aynı günlerde Osmanlı İmparatorluğu'nun birçok köşesi İtilaf devletlerince işgal edildi; Kars ve Batum Millî Şura Hükûmetleri İngilizler tarafından dağıtıldı. Aynı günlerde ilan edilmesi beklenen barış antlaşması belirsiz bir geleceğe ertelendi.

İtilaf devletleri politikasında meydana gelen bu ani değişim, Türk tarihçileri tarafından henüz yeterince incelenmemiş bir konudur.


18 Eylül 2025 Perşembe

Mısak-ı Milli (Misak-ı Millî)

Mısak-ı Milli, Türklerin Kurtuluş Savaşının siyasi manifestosu olan altı maddelik bir bildiri adıdır. İstanbul'da toplanan son Osmanlı Meclisi tarafından bu bildiri 28 Ocak 1920 yılında oybirliği ile kabul edilmiştir ve kabul edildikten sonraki 17 Şubat'ta kamuoyuna açıklanmıştır.

Bildiri, I. Dünya Savaşı'nı sona erdirecek olan barış antlaşmasından Türkiye'nin kabul ettiği askeri şartları içerir. Bildiri Mebusan Meclisinde "Ahd-ı Milli Beyannamesi" adıyla kabul edilmiş, daha sonradan " Mısak-ı Milli" olarak adlandırılmıştır. Her iki deyimle Ulusal Yemin anlamına gelir. Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırları, tabi bazı ayrıntılar hariç, Mısak-ı Milli ilkeleri doğrultusunda gerçekleşmiştir.

Misak-ı Milli' de Alınan Kararlar

Erzurum ve Sivas civarlarında oluşan kongrelerinde saptanıp ve ardından olgunlaştırılan ilkeler doğrultusunda son Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından gizli oturumda oy birliği ile 28 Ocak 1920 tarihinde alınan ve Türkiye' nin kabul edebileceği barış koşullarını açıklayan 6 maddelik bildiridir. Mısak-ı Milli temelinde Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık savaşlarının bir programı niteliğindedir.

6 Maddeden Oluşan Misak-ı Milli Kararları Özetle Şunlardır :

Arap kökenli halkın oturuduğu aynı zaman da Mondros Mütakeresi imzalandığı tarihte yabancı devletlerin işgal ettikleri bölgelerin gelecekleri, halkın serbest ve kendi oyuyla belirlenecektir;  Mütakere sınırları içerisinde Osmanlı - İslam çoğunluğunun çoğunluk olarak yerleşmiş bulunduğu kısımların tümü, gerçekte ya da hükmen hiç bir neden ile birbirinden ayrılmayacak bir bütündürler.

Mısak-ı Milli Nedir? 

İlk serbest bırakıldıkları anda tekrardan kendi istekleri doğrultusunda anavatana katılan Kars, Ardahan ve Batum' da gerekirse tekrardan bir halk oylaması yapılabilecektir.

Batı Trakyanın hukuki durumuda, hakın kendi özgürlüğü içinde verecekleri oylarla saptanacaktır. 

İsstanbul ve Marmara Denizinin her türlü güvenliği, tehlikeden uzak tutulması, Boğazların ise ticaret gemilerine açılması ilgili devletler aralarındaki anlaşma ile sağlanmalıdır.

Misak-ı Milli kararları doğrultusunda belirlenen ilkeler çerçevesinde azınlıkların hukuki hakları, komşu ülkelerde yer alan müslümanlarında aynı haklardan yararlanması koşuluyla azınlıklar güvence altında olucaktır.

Türkiye' nin siyasal, adli ve mali olarak tam bvağımsızlığı kabul edilecektir ; bu konularda hiç bir kayıt ve kısıtlama getirilmeyecektir.


8 Eylül 2025 Pazartesi

Lozan Barış Konferansı (11 Kasım 1922–24 Temmuz 1923)

Lozan Barış Konferansı (11 Kasım 1922–24 Temmuz 1923), İsviçre'nin Lozan (Lausanne) şehrinde 8 ay süren, Kurtuluş Savaşı sonrasında tamamen geçersiz kalmış olan Sevr Antlaşması'nın yerine geçecek Lozan Antlaşması'nın görüşüldüğü konferanstır. 

Konferansa Türkiye, Britanya, Fransa, İtalya, Yunanistan, Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı ve Japonya katılmıştır. ABD gözlemci olarak katılmıştır. Boğazların görüşüldüğü komisyona ise Sovyetler Birliği, Romanya ve Bulgarisan da katılmıştır.

Lozan Antlaşması'na ilişkin sınırlar; Türkiye-Yunanistan-Bulgaristan

İngiltere Dışişleri Bakanı Curzon'un koordinatörlük ettiği konferansa Türk heyeti başdelegesi olarak İsmet İnönü seçilmiştir. İsmet İnönü'nün Misak-ı Milli'den ödün vermemesi ve itilaf devletlerinin taleplerinden vazgeçmemesi sebebiyle konferans zorlu geçmiş ve 3 Şubat 1923'te konferansa ara verilmiştir. 23 Nisan 1923'te ikinci oturum başlamış ve 23 Temmuz 1923'te Lozan Antlaşması imzalanmıştır.

Delege Heyeti Seçimi

Başdelege olarak dönemin başbakanı Rauf Orbay ve dışişleri bakanı Yusuf Kemal Tengirşenk gibi isimler konuşulurken Mustafa Kemal Atatürk, Mudanya mütarekesindeki başarısı ve askeri geçmişinden gelen disiplininden dolayı İsmet İnönü'yü önermiştir. 

TBMM'de İsmet İnönü'nün başvekil olarak kabul edilmesiyle Atatürk, Tengirşenk'ten görevinden istifa etmesini rica etmiş ve konferans süresince dışişleri bakanı İsmet İnönü olmuştur. İnönü'nün kendi deyimiyle bir amatör diplomat olması, konferansta bazı sorunlara neden olurken Türkiye heyetinin lehine sonuçlar da doğurmuştur.

Türk Heyetine Lozan'a gitmeden önce kesin olarak izlemeleri istenen 14 maddelik bir yönerge verilmiştir. Misak-i milli esaslarına dayanan bu yönergede doğu bölgelerinde bir ermeni yurdunun kurulmasının ve kapitülasyonların kesin reddi ve ısrar halinde görüşmelerin kesilmesi; 

Süleymaniye, Musul ve Kerkük'ün talep edilmesi, Suriye sınırının güney ve güneydoğuya çekilmesi, Anadolu kıyılarına yakın adaların talep edilmesi, Trakya'da 1914 sınırının elde edilmesi, Batı Trakya'da plebisit talep edilmesi, Boğazlarda yabancı varlıkların reddi, azınlıklar sorununda mübadele uygulanması, Osmanlının borçlarının Osmanlıdan ayrılan devletlerce paylaştırılması, Türk ordusuna herhangi bir sınırlamanın reddedilmesi ve Türkiyedeki yabancı şirket ve okul gibi kurumların Türk kanunlarına tabi olması vardı.

Lozan Konferansına katılacak Türk Delege Heyeti 8 Kasım 1922 günü doğu ekspresiyle İstanbul'dan hareket etmiş ve 11 Kasım 1922 akşamı Lozan'a vardı. Türk Delege Heyeti Başkanı, Lozan yolculuğu sırasında heyet mensuplarına ilk Başkanlık Genel Bildirisini 11 Kasım 1922'de tebliğ etti.

Konferansın Arka Planı

Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Osmanlı İmparatorluğu, İtilaf Devletleri tarafından Mondros Mütarekesi'ne zorla imzaya zorlanmıştır. Mütareke hükümlerine göre, İtilaf Devletleri, Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarını işgal etme ve yönetimini ele geçirme hakkına sahipti.

Osmanlı İmparatorluğu'nun işgali karşısında Mustafa Kemal Atatürk liderliğindeki Milli Mücadele hareketi başlamıştır. Yunanistan ve Ermenistan ile de savaşan Milli Mücadele hareketi, İtilaf Devletleri'nin işgaline karşı başarılı olmuş ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kurarak itilaf devletleri ile Mudanya Mütarekesini imzalamıştır.

Konferansın Amaçları ve Komisyonlar

Lozan Barış Konferansı'nın amaçları, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından yıkılan Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarını, sınırlarını ve diğer sorunlarını çözmekti. Konferans, İngiltere, Fransa ve İtalya'nın başkanlık ettiği üç komisyondan oluşmaktaydı. Türk heyeti bir komisyon kurmayı talep etse de diğer devletler tarafından reddedildi. 

Sınırlar, uyrukluk ve boğazların görüşüldüğü birinci komisyona İngiltere, Türkiye'de yabancılara uygulanacak kanunlar ve kapitülasyonların görüşüldüğü ikinci komisyona İtalya, ekonomik ve mali işler ve borçların görüşüldüğü üçüncü komisyona ise Fransa başkanlık etmiştir.

Konferansın Katılımcıları

Lozan Barış Konferansı'na Türkiye Cumhuriyeti, Britanya İmparatorluğu, Fransız Cumhuriyeti, İtalya Krallığı, Japon İmparatorluğu, Yunanistan Krallığı, Romanya Krallığı ve Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı (Yugoslavya) temsilcileri katıldı. Türkiyeyi İsmet İnönü, İngiltereyi Lord Curzon, Fransa'yı Mösyö Bareré, İtalya'yı Marki Garroni, Japonya'yı Baron Hayashi, Yunanistanı Venizelos, Romanya'yı Duca ve Yugoslavyayı Nintchitch, Sovyetleri ise Çiçerin'in başdelegeliğindeki heyetler temsil etmiştir.

Lozan konferansına katılan Türk delege kurulu

Delegeler

  • İsmet Paşa (İnönü): Dışişleri Bakanı, Delegasyon Başkanı
  • Dr. Rıza Nur Bey: Sağlık Bakanı
  • Hasan Bey (Saka): Eski Maliye Bakanı

Danışmanlar

  • Münir Bey (Ertegün): Dışişleri Bakanlığı Hukuk danışmanı
  • Muhtar Bey (Cilli): Eski Bayındırlık Bakanlığı Müsteşarı
  • Veli Bey (Saltıkgil): Burdur Mebusu
  • Zülfü Bey (Tigrel): Diyarbakır Mebusu
  • Zekai Bey (Apaydın): Adana Mebusu
  • Celâl Bey (Bayar): Eski Ekonomi Bakanı ve İzmir Mebusu
  • Şefik Bey (Başman): Maliye Denetleme Kurulu Başkanı
  • Semiyettin Bey (Başak): İstanbul Evkaf Hukuk Danışmanı
  • Şevket Bey (Doruker): Yarbay, Milli Savunma Bakanlığı Deniz Dairesi Müdürü
  • Tevfik Bey (Bıyıklıoğlu): Kurmay Yarbay
  • Tahir Bey (Taner): Adliye Bakanlığı Müsteşarı
  • Nusret Bey (Metya): Dışişleri Bakanlığı İkinci Hukuk Danışmanı
  • Yusuf Hikmet Bey (Bayur): Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müdürü
  • Zühtü Bey (İnhan): Üniversite öğretim üyesi
  • Fuat Bey (Ağralı): Maliye Bakanlığı Hesap İşleri Genel Müdürü
  • Mustafa Şeref Bey (Özkan): Dışişleri Bakanlığı Müşaviri
  • Şükrü Bey (Kaya): Mülkiye Müfettişi
  • Hamit Bey (Hasancan): Kızılay İkinci Başkanı
  • Cavit Bey: Eski Maliye Bakanı
  • Haim Nahum: Türkiye Musevileri Hahambaşı, Yüksek Mühendis Mektebi (İTÜ) Fransızca öğretmeni
  • Baha Bey: Adliye Bakanlığı Mezhep İşleri Müdürü
  • Feyzi (Fevzi) Pirinççioğlu: Bayındırlık Bakanı

Basın Danışmanları

  • Ruşen Eşref (Ünaydın): Yazar
  • Yahya Kemal Bey (Beyatlı): İstanbul Darülfünunu Müderrisi

Genel Sekreter ve Danışman

  • Reşit Saffet Bey (Atabinen): Devlet Şurası Azası

Tercüman

  • Hüseyin Bey (Pektaş): Robert Koleji İkinci Müdürü

Katipler

  • Nanemolla Hafız Mehmet Efendi (Ercan)
  • Hesapçı Mehmet Ali Efendi (?)

Sekreterler

  • Ali Bey (Türkgeldi): Dışişleri Bakanlığında görevli
  • Mehmet Ali Bey (Balin): Dışişleri Bakanlığında görevli
  • Cevat Bey (Açıkalın): Dışişleri Bakanlığında görevli
  • Celâl Hazım Bey (Arar): Dışişleri Bakanlığında görevli
  • Saffet Bey (Sav): Kızılay Genel Müdürlüğünde görevli
  • Süleyman Saip Bey (Kıran): Dışişleri Bakanlığında görevli
  • Rıfat Bey: Dışişleri Bakanlığının eski memuru
  • Dr. Nihat Reşet Bey (Belger): Paris basın temsilcisi

İsmet Paşa'nın yaverleri

  • Atıf Bey (Esenbel): Süvari Binbaşı
  • Sabri Bey (Artuç): Süvari Binbaşı

Konferansın Süreci

Lozan Barış Konferansı, 11 Kasım 1922 tarihinde başladı. Konferans, Türkiye'nin bağımsızlık talebi nedeniyle çetin geçmiştir. Türkiye, kayıtsız şartsız bağımsızlığını elde etmek için İtilaf Devletleri ile uzun ve zorlu görüşmeler yürütmüştür.

Konferans, 24 Temmuz 1923 tarihinde sona erdi. Lozan Barış Antlaşması, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalandı.

Konferansın Sonuçları

Lozan Barış Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını ve egemenliğini uluslararası alanda tanıyan ilk antlaşmadır. Antlaşma, Türkiye'nin topraklarını, sınırlarını ve diğer sorunlarını çözüme kavuşturmuştur.

Lozan Barış Antlaşması'nın başlıca sonuçları şunlardır:

Türkiye Cumhuriyeti, bağımsız ve egemen bir devlet olarak tanınmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırları, Karadeniz'den Ege Denizi'ne kadar uzanmıştır.

Doğu Anadolu'nun statüsü, Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenliği altında kalmıştır.

Boğazlar, Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenliği altında uluslararası bir statüye kavuşmuştur.

Rumların mübadelesi gerçekleştirilmiştir.


7 Eylül 2025 Pazar

Lozan Antlaşması

Lozan Antlaşması (Dönemin Türkçesi ile Lozan Sulh Muâhedenâmesi), Lozan Barış Konferansı sonrasında 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre'nin Lozan şehrinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileriyle Britanya İmparatorluğu, Fransız Cumhuriyeti, İtalya Krallığı, Japon İmparatorluğu, Yunanistan Krallığı, Romanya Krallığı ve Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı (Yugoslavya) temsilcileri tarafından, Leman Gölü kıyısındaki Beau-Rivage Palace'ta imzalanmış bir barış antlaşmasıdır.

Sevr Antlaşması'na göre Osmanlı topraklarının paylaşımını gösteren harita.

1920 yazına gelindiğinde I. Dünya Savaşı'nın galipleri mağluplar ile hesaplaşmalarını bitirmiş, savaşı kaybeden ülkelere barış antlaşmalarının kabul ettirilmesi süreci tamamlanmıştı. 

Almanya'ya 28 Haziran 1919'da Versay'da, Bulgaristan'a 27 Kasım 1919'da Neuilly'de, Avusturya'ya 10 Eylül 1919'da Saint-Germain'de, Macaristan'a da 4 Haziran 1920'de Trianon'da anlaşmalar imzalatılmış ancak hesaplaşılmayan tek mağlup Osmanlı İmparatorluğu ile 10 Ağustos 1920'de Sevr'de Fransa'nın başkenti Paris'in 3 km batısındaki Sevr banliyösünde bulunan Seramik Müzesi'nde anlaşma imzalanmıştır. 

Ankara'da TBMM'nin Sevr Antlaşması'na tepkisi çok sert oldu. Ankara İstiklâl Mahkemesinin 1 numaralı kararı ile anlaşmaya imza koyan 3 kişiyi ve Sadrazam Damat Ferit Paşa'yı idama mahkûm etti ve vatan haini ilan etti. 

Yunanistan dışında Sevr'i hiçbir ülkenin meclislerinde onaylamaması nedeni ile Sevr bir antlaşma taslağı olarak kaldı. Onaylanmamış olmasının yanı sıra Anadolu'daki mücadelenin de başarıya ulaşması ve zaferle sonuçlanması neticesinde Sevr Antlaşması hiçbir zaman uygulanamadı. 

Buna karşın, İzmir'in Kurtuluşu ile Lozan Antlaşması'na giden süreçte Birleşik Krallık içinde 2 uçak gemisinin de bulunduğu donanmayı İstanbul'a göndermiştir. 

Aynı süreçte ABD de 13 yeni savaş gemisini Türkiye sularına göndermiştir. Ayrıca, Amiral Bristol komutasındaki USS Scorpion gemisinin istihbarat görevi de yapmak suretiyle 1908-1923 arası sürekli olarak İstanbul'da bulunduğu bilinmektedir.

İlk görüşmeler

TBMM Hükûmeti'nin Yunan kuvvetlerine karşı elde ettiği zaferin ardından Mudanya Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasından sonra İtilaf Devletleri 28 Ekim 1922'de TBMM Hükûmeti'ni Lozan'da toplanacak olan barış konferansına davet ettiler. 

Barış şartlarını görüşmek için konferansa önce Başvekil Rauf Orbay katılmak istemiştir. Fakat Mustafa Kemal Atatürk, İsmet Paşa'nın katılmasını uygun görmüştür. Mustafa Kemal Paşa Mudanya görüşmelerine de katılan İsmet Paşa'nın Lozan'a baş temsilci olarak gönderilmesini uygun buldu. 

İsmet Paşa Dışişleri Bakanlığına getirildi ve çalışmalar hızlandırıldı. İtilaf Devletleri Lozan'a TBMM Hükûmeti üzerinde baskı kurmak için İstanbul Hükûmeti'ni de davet ettiler. Bu duruma tepki gösteren TBMM Hükûmeti, 1 Kasım 1922'de saltanatı kaldırdı.

TBMM Hükûmeti, Lozan Konferansı'na katılarak Misak-ı Milli'yi gerçekleştirmeyi, Türkiye'de bir Ermeni devletinin kurulmasını engellemeyi, kapitülasyonları kaldırmayı, Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunları (Batı Trakya, Ege adaları, nüfus değişimi, savaş tazminatı) çözmeyi ve Türkiye ile Avrupa devletleri arasındaki sorunları (ekonomik, siyasal, hukuksal) çözmeyi amaçlamış Ermeni yurdu ve kapitülasyonlar hakkında anlaşma sağlanamazsa görüşmeleri kesme kararı almıştır.

Lozan'da TBMM Hükûmeti, sadece Anadolu'ya saldıran ve orada yendiği Yunanlarla değil I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'ni mağlup eden devletlerle de karşılaşıp hesaplaştı ve artık tarihe karışmış olan bu imparatorluğun tüm tasfiye davaları ile yüzleşmek zorunda kaldı. 

20 Kasım 1922'de Lozan görüşmeleri başlamıştır. Osmanlı borçları, Türk-Yunan sınırı, boğazlar, Musul, azınlıklar ve kapitülasyonlar üzerinde uzun görüşmeler yapılmıştır. Ancak kapitülasyonların kaldırılması, İstanbul'un boşaltılması ve Musul konularında anlaşma sağlanamamıştır.

İkinci görüşmeler

Amerikan Dayton News gazetesinin Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından sonra Türkiye'nin Ermeni Kırımı'nın sorumluluğunu üstlenmemesini eleştiren bir karikatürü. (1924)

Temel konularda tarafların tavize yanaşmaması ve önemli görüş ayrılıkları çıkması üzerine 4 Şubat 1923'te görüşmelerin kesilmesi savaş ihtimalini yeniden gündeme getirmiştir. Başkomutan Müşîr Mustafa Kemal Paşa Türk Ordusu'na savaş hazırlıklarının başlamasını emretmiştir. 

Sovyetler Birliği eğer tekrar savaş çıkarsa bu sefer Türkiye'nin yanında savaşa gireceğini duyurmuştur. Haim Nahum Efendi öncülüğündeki azınlık temsilcileri de Türkiye'yi destekleyerek arabulucu olmuşlardır. Yeni bir savaşı ve kendi kamuoyunun tepkisini göze alamayan İtilaf Devletleri barış görüşmelerini tekrar başlatmak için Türkiye'yi tekrar Lozan'a çağırmıştır.

Taraflar arasında karşılıklı verilen tavizler ile görüşmeler 23 Nisan 1923'te tekrar başlamış, 23 Nisan'da başlayan görüşmeler 24 Temmuz 1923'e kadar devam etmiş ve bu süreç Lozan Barış Antlaşması'nın imzalanması ile sonuçlanmıştır. Taraf ülkelerin temsilcileri arasında imzalanan anlaşma, uluslararası anlaşmaların ülke meclislerince onaylanmasını gerektiren yasalar gereğince taraf ülkelerin meclislerinde görüşülmüş ve Türkiye tarafından 23 Ağustos 1923'te, Yunanistan tarafından 25 Ağustos 1923'te, İtalya tarafından 12 Mart 1924'te, Japonya tarafından 15 Mayıs 1924'te imzalanmıştır. 

Birleşik Krallık'ın anlaşmayı onaylaması ise 16 Temmuz 1924 tarihinde olmuştur. Anlaşma, tüm tarafların onayladığına dair belgeler resmi olarak Paris'e iletildikten sonra, 6 Ağustos 1924 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Görüşülen konular ve alınan kararlar

Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından 1 hafta sonra İsviçre'de yayımlanan L'Illustré dergisinin 2 Ağustos 1923 tarihli sayısının kapağında İsmet İnönü ve Rıza Nur görülüyor.

Türkiye-Suriye Sınırı: 

Fransızlarla imzalanan Ankara Anlaşması'nda çizilen sınırlar kabul edilmiştir.

Irak Sınırı: 

Musul üzerinde antlaşma sağlanamadığı için, bu konuda Birleşik Krallık ve Türkiye Hükûmeti kendi aralarında görüşüp anlaşacaklardı. Bu anlaşmazlık Musul Sorunu'na dönüşmüştür.

Türk-Yunan Sınırı: 

Mudanya Ateşkes Antlaşması'nda belirlenen şekliyle kabul edildi. Meriç Nehri'nin batısındaki Karaağaç istasyonu ve Bosnaköy, Yunanistan'ın Batı Anadolu'da yaptığı tahribata karşılık savaş tazminatı olarak Türkiye'ye verildi.

Adalar: 

Midilli, Limni, Sakız, Semadirek, Sisam ve Ahikerya adaları üzerinde Yunan hakimiyeti hususunda Osmanlı Devleti'nin imzalamış olduğu 1913 tarihli Londra Antlaşması ve 1913 tarihli Atina Antlaşması'nın adalar hakkındaki hükümleri ve 13 Şubat 1914 tarihinde Yunanistan'a bildirilen karar, adaların askeri gayelerle kullanılmaması şartıyla aynen kabul edilmiştir. 

Anadolu kıyısına 3 milden az mesafede bulunan adaların ve Bozcaada, Gökçeada ile Tavşan Adaları üzerindeki Türk hakimiyeti kabul edilmiştir. 

Osmanlı Devleti tarafından Uşi Antlaşması ile 1912 yılında İtalya'ya geçici olarak bırakılan On İki Ada üzerindeki bütün haklardan on beşinci maddeyle İtalya lehine feragat edilmiştir.

Türkiye-İran Sınırı: 

Osmanlı İmparatorluğu ile Safevî Devleti arasında 17 Mayıs 1639'da imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre belirlenmiştir.

Kapitülasyonlar: 

Tamamı kaldırıldı.

Azınlıklar: 

Lozan Barış Antlaşması'nda azınlık, Müslüman olmayanlar olarak belirlenmiştir. Tüm azınlıklar Türk uyruklu kabul edildi ve hiçbir şekilde ayrıcalık tanınmayacağı belirtildi. 

Antlaşmanın 40. maddesinde şu hüküm yer almıştır: 

"Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk uyrukları, hem hukuk bakımından hem de uygulamada, öteki Türk uyruklarıyla aynı işlemlerden ve aynı güvencelerden yararlanacaklardır. Özellikle, giderlerini kendileri ödemek üzere, her türlü hayır kurumlarıyla, dinsel ve sosyal kurumlar, her türlü okullar ve buna benzer öğretim ve eğitim kurumları kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak ve dinsel ayinlerini serbestçe yapma konularında eşit hakka sahip olacaklardır." 

Batı Trakya'daki Türklerle, İstanbul'daki Rumlar dışında, Anadolu ve Doğu Trakya'daki Rumlar ile Yunanistan'daki Türkler'in mübadele edilmeleri kararlaştırıldı.

Savaş tazminatları: 

İtilaf Devletleri, I. Dünya Savaşı nedeniyle istedikleri savaş tazminatlarından vazgeçtiler. Türkiye, tamirat bedeli olarak Yunanistan'dan 4 milyon altın talep etti ancak bu istek kabul edilmedi. Bunun üzerine 59. maddeyle Yunanistan savaş suçu işlediğini kabul etti ve Türkiye tazminat hakkından feragat etti ve sadece savaş tazminatı olarak Yunanistan, Karaağaç bölgesini verdi.

Osmanlı'nın borçları: 

Osmanlı borçları, Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrılan devletler arasında paylaştırıldı. Türkiye'ye düşen bölümün taksitlendirme ile Fransız frangı olarak ödenmesine karar verildi. Düyun-u Umumiye idare heyetinde bulunan yenik Alman İmparatorluğu ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu devletlerinin temsilcileri idare kurulundan çıkartılmış ve kurumun faaliyeti devam ettirilerek antlaşmayla birlikte yeni görevler verilmiştir. (Lozan Barış Antlaşması madde 45,46,47...55, 56).

24 Temmuz 1930 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Lozan Antlaşması'nın yıl dönümüne dair bir çizim.

Boğazlar: 

Boğazlar, görüşmeler boyunca üzerinde en çok tartışılan konudur. Sonunda geçici bir çözüm getirilmiştir. Buna göre askeri olmayan gemi ve uçaklar barış zamanında boğazlardan geçebilecekti. Boğazların her iki yakası askersizleştirilip, geçişi sağlamak amacıyla başkanı Türk olan uluslararası bir kurul oluşturuldu ve bu düzenlemelerin Milletler Cemiyeti'nin güvencesi altında sürdürülmesine karar verildi. Böylece Boğazlar bölgesine Türk askerlerinin girişi yasaklandı. Bu hüküm, 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile değiştirilmiştir.

Yabancı okullar: 

Eğitimlerine Türkiye'nin koyacağı kanunlar doğrultusunda devam etmesi kararlaştırıldı.

Patrikhaneler: 

Dünya Ortodokslarının dini lideri durumundaki patrikhanenin Osmanlı Devleti zamanındaki bütün ayrıcalıklarının kaldırılarak sadece dinî işleri yerine getirmek şartıyla ve bu hususta verilen sözlere güvenilerek İstanbul'da kalmasına izin verildi. Ancak antlaşma metnine patrikhanenin statüsü hususunda tek bir hüküm konulmadı.

Kıbrıs: 

Osmanlı Devleti Ruslara karşı İngilizleri yanına çekebilmek için 1878 yılında Kıbrıs'taki hakları saklı olmak şartıyla geçici olarak Kıbrıs'ı Birleşik Krallık idaresine vermişti. Birleşik Krallık I. Dünya Savaşı'nın başlaması üzerine 5 Kasım 1914'te Kıbrıs'ı topraklarına kattığını resmen açıkladı. Osmanlı Devleti bu kararı tanımadı. Türkiye Lozan Antlaşması'nın 20. maddesiyle Kıbrıs'taki Birleşik Krallık egemenliğini kabul etti.

David Lloyd George antlaşmayı Birleşik Krallık için "alçakça, korkakça ve rezilce bir teslimiyet" olarak nitelendirdi.

Tarihçi Norman Naimark, "Lozan Antlaşması, yirminci yüzyıl boyunca halkların kendi istekleri dışında nakledilmeleri konusunda önemli bir uluslararası emsal teşkil etmiştir" dedi.

Tarihçi Ronald Grigor Suny, antlaşmanın "nüfus sorunlarına potansiyel bir çözüm olarak tehcirin ve hatta öldürücü etnik temizliğin etkinliğini esasen teyit ettiğini" belirtti.

Tarihçi Hans-Lukas Kieser, "Lozan, Alman revizyonistleri ve diğer pek çok milliyetçi için ölümcül bir cazibeye sahip olan, hetero-etnik ve hetero-dinsel gruplara yönelik kapsamlı sınır dışı etme ve imha politikalarını zımnen onaylamıştır" dedi.

Komplo teorileri

İslamcı çevrelerce Lozan Antlaşması ile ilgili pek çok komplo teorisi ortaya atılmıştır. Antlaşmanın 100 yıl süreli yapıldığı iddiası bunlardan biridir. Antlaşmaya ekli gizli maddelerde, Türkiye'nin bor ve petrol başta olmak üzere madenlerini çıkarmasının yasaklandığı iddia edilmiştir. İddiaya göre antlaşmanın süresi 2023 yılında dolacak, dolayısıyla 2023'ten itibaren Türkiye madenleri yer üstüne çıkarıp kullanarak ve ihraç ederek hızla gelişmiş ülke statüsüne geçecektir.

2023 yılının geçmesi ve maden çıkarma hakları konusunda hiçbir değişiklik olmaması dolayısıyla, iddialar boşa çıkmıştır.

Ayrıca bakınız

  • Lozan Sulh Antlaşması anma pulları
  • Lozan Anıtı


2 Şubat 2025 Pazar

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine Girişi

 Türkiye'nin Milletler Cemiyetine Girişi

Milletler Cemiyeti, 1919'da imzalanan Versailles Antlaşması sonunda kuruldu. 1947 yılında görevini Birleşmiş Milletler Cemiyeti'ne devretti. Türkiye Milletler Cemiyeti'ne 1932'de girdi. 

Türkiye'nin Cemiyet'e geç girmesinin nedeni, Cemiyet'in o yıllarda başta İngiltere olmak üzere büyük devletlerin çıkarlarını koruyan bir organ durumunda olmasıydı. 

Büyük devletler, o yıllarda başta savaş tazminatı alınmaması ilkesi olmak üzere Milletler Cemiyeti'nin hiçbir ilkesine uymuyordu. Milletler Cemiyeti, Musul sorununda İngilizlerin etkisinde kalıp yanlı bir tutum sergilemişti. 

Türkiye, önceleri Milletler Cemiyeti'ne girmeyi bağımsızlık ilkesine ters gördü. İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteği ile Türkiye 18 Temmuz 1932'de Milletler Cemiyeti'ne üye oldu.  

24 Ocak 2025 Cuma

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine Girişi

 Türkiye'nin Milletler Cemiyetine Girişi

Milletler Cemiyeti, 1919'da imzalanan Versailles Antlaşması sonunda kuruldu. 1947 yılında görevini Birleşmiş Milletler Cemiyeti'ne devretti. Türkiye Milletler Cemiyeti'ne 1932'de girdi. 

Türkiye'nin Cemiyet'e geç girmesinin nedeni, Cemiyet'in o yıllarda başta İngiltere olmak üzere büyük devletlerin çıkarlarını koruyan bir organ durumunda olmasıydı. 

Büyük devletler, o yıllarda başta savaş tazminatı alınmaması ilkesi olmak üzere Milletler Cemiyeti'nin hiçbir ilkesine uymuyordu. Milletler Cemiyeti, Musul sorununda İngilizlerin etkisinde kalıp yanlı bir tutum sergilemişti. 

Türkiye, önceleri Milletler Cemiyeti'ne girmeyi bağımsızlık ilkesine ters gördü. İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteği ile Türkiye 18 Temmuz 1932'de Milletler Cemiyeti'ne üye oldu.  

23 Ocak 2025 Perşembe

Sadabat Paktı ( 8 Temmuz 1937)

  Sadabat Paktı ( 8 Temmuz 1937) 

1930'lu yıllarda İtalyan faşizmi bütün dünyayı tehdit etmekteydi. İtalya'nın 1934 yılında Hebeşistan'ı işgal etmesi ve Doğu Akdeniz üzerindeki emellerini açıkça belirtmesi üzerine, Türkiye Orta Doğu'da bulunan devletler ile bir ittifak kurma konusunda harekete geçti. 8 Temmuz 1937'de Türkiye, İran, Irak ve Afganistan'ın katılımıyla Sadabat Paktı kuruldu.

Montrö (Montreux) Boğazlar Sözleşmesi (20 Temmuz 1936)

 Montrö (Montreux) Boğazlar Sözleşmesi (20 Temmuz 1936) 

Lozan Antlaşması ile Türkiye'nin Boğazlar'da silah bulundurması ve Boğazlar'a geçişi düzenlemesi engellenmişti. 

Bu durum, Almanya ve İtalya'nın hızla silahlanması ile Türkiye'yi tehdit edici boyutlara ulaşmıştı. Milletler Cemiyeti'nin, Boğazlar üzerindeki güvencesi Almanya ve İtalya karşısında yetersiz duruma düşmüş, Boğazlara muhtemel bir saldırı şüphesi artmıştı. 

20 Temmuz 1936'da yapılan Boğazlar Konferansı'nda, Boğazlar üzerindeki Türk egemenliği kayıtsız şartsız kabul edilerek, Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı.  

20 Ocak 2025 Pazartesi

Lozan Barış Görüşmelerinin Kesintiye Uğraması

 Lozan Barış Görüşmelerinin Kesintiye Uğraması 

Lozan görüşmeleri devam ederken aşağıdaki konularda çıkan anlaşmazlıklar görüşmelere 4 Şubat 1923'de ara verilmesine neden oldu. 

1. Lozan'da Yunanistan Karaağaç'ı vermek istememesi, 

2. Boğazlar konusunda ortak bir görüşün oluşmaması, 

3. İngilizler'in Musul'u vermek istememesi 

4. Osmanlı Devleti'ne ait borçların bir kısmının Birinci Dünya Savaşı'ndan önce bizden ayrılan ülkelere bölüştürülmesi konusunun Avrupalı devletlerce kabul edilmemesi. 

5. Kapitülasyonların kaldırılması 23 Nisan 1923'te görüşmelere tekrar başlandı. 24 Temmuz 1923'te Lozan Barış Antlaşması imzalandı. 

Lozan Barış Antlaşması'nın Maddeleri

24 Temmuz 1923'de imzalanan ve 143 maddeden oluşan Lozan Antlaşması'nın ana konuları şunlardı 

1. Türkiye'nin sınırları meselesi 

Suriye Sınırı : 

Fransa ile TBMM arasında imzalanan 20 Ekim 1921 Ankara Antlaşması'ndaki hükümler aynen kabul edildi. 

Irak Sınırı : 

Musul sorununun çözümü daha sonra Türk-İngiliz görüşmeleri ile çözümlenmesine kara verildi. Yani Irak sınırı sorunu ve Musul konusu Lozan'da çözümlenemedi. Lozan Antlaşması'nın bitiminden itibaren bu konu için 9 ay içerisinde Türkiye ile İngiltere'nin görüşmeleri başlatmasına karar verildi. 

Batı Sınırı : 

Doğu Trakya bize geri verildi. Karaağaç ve yöresi de Yunanistan'dan alınacak savaş tazminatına karşılık olarak Türkiye'ye bırakıldı. İmroz ve Bozcaada Türkiye'ye bırakıldı. Diğer adalar Yunanistan'ın oldu. Anadolu'ya yakın olan adaların silahlandırılması yasaklandı. Oniki Ada'nın İtalya'ya verilmesi kabul edildi.

2. Kapitülasyonlar meselesi 

Adli, mali, ekonomik ve yönetsel alanlarda yüzlerce yıl sürüp giden kapitülasyonlar tüm sonuçları ile toptan kaldırılmıştır. Türkiye'deki yabancı tiacri kurumlar da, kısa bir geçiş döneminden sonra Türk yasalarına uyacaktır.

3. Azınlıklar Sorunu 

Bütün azınlıkların Türk uyruklu olduğu kabul edildi. Yani ülkede yaşayan herkesin Türkiye Devleti'nin halkı olduğu ilkesi benimsendi. Hiç kimseye ayrıcalık verilmedi ve eşitlik ilkesi benimsendi. Anadolu ve Doğu Trakya'daki Rumlar ile Yunanistan'daki Türklerin değiştirilmesi öngörüldü. Ancak bu nüfus değişiminin Batı Trakya Türkleri ve istanbul Rumlarını kapsamamasına karar verildi. Yani buralara yaşayan insanlar yerlerinde kalacaktı.

4. Savaş Tazminatı Meselesi 

Lozan'da yabancılar Birinci Dünya Savaşı nedeniyle Türkiye'den savaş tazminatı istemişler ancak bu kabul edilmemiştir. Yunanistan ise Kurtuluş Savaşı'nda uluslar arası kurallara uymadan tahribat yaptığı için savaş tazminatı ödemiştir. Ancak ekonomik durumları iyi olmadığı ve ödeyecek güçlerinin bulunmaması nedeniyle Karaağaç yöresini Türkiye'ye vermeyi kabul etti.

5. Devlet Borçları Meselesi 

Osmanlı Devleti ilk dış borcu 1854 yılında Sultan Abdülmecit zamanında aldı. Yüksek fazilerle alınan bu paralar gelir getirmeyen bir şekilde kullanıldı. Yani çeşmeler, saraylar vs. yapıldı. Daha sonra Sultan Abdülaziz zamanında da dış borçlanmaya devam edildi. II. Abdülhamit 1881 yılında devletin borçlarını ödeyemediğini Avrupalı devletlere duyurdu. Bunun üzerine aynı yıl, Osmanlı Devleti'nden alacağı olan ülkelerin temsilcilerinden oluşan bir Duyun-u Umumiye (Genel Borçlar Kuruluşu) kuruldu. Osmanlı Devleti'nin orman, maden, tuz yatakları ve bazı gelir kaynakları bu kuruluşun kontrolüne verildi. Bağımsızlığa aykırı olan bu kuruluşu Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı sırasında tek taraflı olarak kaldırdı.

6. Boğazların Statüsü Konusu Boğazların hangi devletin egemenliği altında kalacağı konusunda ve statüsünün ne olacağı konusunda büyük tartışmalar çıktı. Rus temsilcisi dahi öldürüldü. 

Sonuçta şu kararlar benimsendi. 

a) Boğazlardan askeri olmayan gemiler ve uçaklar barış zamanında geçebilecek. 

b) Askeri gemiler ve uçaklar; barış zamanından Karadeniz'e doğru geçişte, Karadeniz'de sahili olan devletlerden en güçlü donanmaya sahip bulunanından daha fazla gemi ve uçak geçmeyecek. Bunun dışında savaş gemi ve uçaklarına geçiş serbest, savaş zamanında sınırlama getirilebilecek 

c) Boğazların yönetimi için başkanı Türk olan uluslar arası bir kurul oluşturulacak d) Sovyet Rusya Lozan Antlaşması'nın sadece Boğazlarla ilgili bölümünü imzalamıştır. 

7. İstanbul'un Boşaltılması Konusu 

Lozan Antlaşması Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylandıktan altı hafta sonra işgal kuvvetleri İstanbul'dan gideceklerdi. Buna göre işgalciler 2 Ekim 1923'te İstanbul'dan ayrıldılar. 

Lozan'da Çözülemeyen Konular 

Lozan Antlaşması'nın imzalanmasına rağmen Türkiye'yi yakından ilgilendiren bazı konularda hala pürüzler kalmıştı. 

Bu sorunlar şunlardı : 

1. Musul Sorunu ve Türkiye-Irak Sınırı Sorunu Lozan'dan hemen sonra 1924 yılında Türk ve İngiliz Temsilcileri İstanbul'da Musul konusunu görüşmeye başladı. Ancak İngiltere'nin burayı Türkiye'ye vermek istememesi üzerine görüşmeler kesildi. 

1925 yılı başlarında Türk ordusunun Musul'u bir askeri harekatla almak istediği sırada İngilizlerin kışkırtması ile Şeyh Sait isyanı çıktı. Bunun üzerine Türkiye uluslar arası gücün Musul'u bırakmayacağını anladı ve içerideki sorunlarla uğraşmak için buradan vazgeçti. 

1926 yılında Türkiye ile İngiltere arasında imzalanan Ankara Antlaşması ile Musul'dan vazgeçtik.

2. Hatay Meselesi 20 Ekim 1921 Ankara Antlaşması'na göre; İskenderun ve Hatay sınırlarımızın dışında kalıyordu. Ancak 1938'de önce Hatay Devleti kuruldu sonra da 1939'da Hatay meclisinin verdiği kararla Hatay ve İskenderun Türkiye'ye katıldı. Böylece Lozan'dan sonra Suriye-Türkiye sınırında bir değişme oldu. 

Lozan Barış Antlaşması'nın Önemi Türk Devleti Avrupa Devletleri tarafından tanındı. Osmanlı'dan kalan sorunlar çözümlendi. Egemenlğimizi ve bağımsızlığımızı sınırlandıran pürüzler ortadan kaldırıldı. Sınırlarımız çizildi. Ermeniler'in Anadolu üzerindeki istekleri sona erdi. Kapitülasyonlar kaldırıldı böylece tam bağımsızlık yolunda en önemli adım atıldı. Osmanlı Devleti'nin sona erdiği kabul edildi. Türk Devleti'nin diğer devletlerle eşitliği kabul edildi. Doğu sorunu tamamen kapandı. Halkçılık ilkesi benimsendi ve azınlık sorunu çözümlendi.


Konferansa Katılan Devletler

 Konferansa Katılan Devletler 

Türk ordusunun İstanbul ve Trakya'ya yönelmesi üzerine 27 Ekim 1922'de İtilaf Devletleri Lozan'da yapılacak barış görüşmelerine TBMM hükümetini de çağırdı. Konferansa; İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Türkiye, Yunanistan, ABD, Romanya ve Yugoslavya, Rusya ve Bulgaristan katıldı. 

Türkiye'yi temsilen; İsmet Paşa başkanlığında, Rıza Nur ve Hasan Saka'dan oluşan Türk heyeti katıldı. TBMM'nin Türk Heyetinden İstekleri Taviz Verilmemesi Gereken Konular Nelerdi? 

Konferansa giden Türk heyetinden, Avrupalı devletlere şu şartları kabul ettirmesi istendi : 

1. Misak-ı Milli sınırları içerisinde tam bağımsız bir Türk devletinin kurulması 

2. Sınırların Misak-ı Milli'ye uygun olması 

3. Azınlıkların ayrıcalıklı olmaması 

4. Devlet borçlarının ödenmesi şeklinin bağımsızlığa aykırı olmaması 

5. Kapitülasyonların kaldırılması 

6. Boğazların statüsü konusunun egemenlik haklarımızı gölgelemiyecek şekilde düzenlenmesi 

7. Savaş tazminatının yeni Türk Devleti'ne ödetilemeyeceği 

8. Doğu sorununun kapandığı.

Mudanya Ateşkes Antlaşması

 Mudanya Ateşkes Antlaşması 

Mudanya Ateşkes Antlaşması'nın Sebepleri Büyük Taarruz ile Batı Anadolu işgalden kurtulmuştu. Boğazlar ve Trakya hala düşman işgalinde idi. Türk ordusunun bu bölgeleri kurtarmak amacıyla harekete geçmesi üzerine İngilizler Ankara Hükümeti'ne barış önerisinde bulundu. 

3 Ekim 1922'de Mudanya görüşmelerine başlandı. Görüşmeler Türkiye, İngiltere, İtalya ve Fransa arasında yapıldı, Yunanistan katılmadı. Mudanya Ateşkes Antlaşması'nın Maddeleri 

1. Türk - Yunan Savaşı sona erecek, 

2. Bu antlaşma'nın yürürlüğe girmesinden sonra Yunan kuvvetleri Ege Deniz'inden Trakya ve Bulgaristan sınırının kesiştiği yere kadar olan Meriç Nehri'nin sol kıyısına çekilecek, 

3. Barış yapılıncaya kadar Karaağaç ve Meriç'in sağ kıyıları ile demiryolları müttefiklerce işgal edilecek, 

4. Doğu Trakya, antlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonra 15 gün içerisinde Yunanlılar tarafından boşaltılacak, 

5. Bu boşaltmanın bitiminden 30 gün içinde Doğu Trakya Yunan memurları tarafından müttefik memurları aracılığıyla Türk memurlarına devir ve teslim edilecek. 

6. Barış yapılıncaya kadar Türkler Doğu Trakya'ya asker sokmayacak ancak 8.000 Jandarma bulundurabilecek. 

7. İstanbul ve Boğazlar Türkiye Büyük Millet Meclisi yönetimine bırakılacak, ancak Müttefik Kuvvetler barış antlaşmasının imzalanmasına kadar İstanbul'da kalacak, 

8. Antlaşma 14-15 Ekim gecesi yürürlüğe girecek. 

Mudanya Ateşkes Antlaşması'nın Sonuçları 

1. Mudanya Antlaşması ile Kurtuluş Savaşı'nın askeri cephesi kapandı, siyasi cephesi açıldı. 

2. İstanbul ve Boğazların TBMM'ye teslim edilmesi, Osmanlı Devleti'nin sona ereceğini ortaya koydu. 

3. Doğu Trakya ve İstanbul savaşsız ele geçirilmiş oldu. 

4. Mudanya Antlaşması sonunda Yunan yanlısı İngiliz Başbakanı Loyd George görevinden istifa etti. 

13 Ocak 2025 Pazartesi

Balkan Antantı (Paktı - 9 Şubat 1934)

 Balkan Antantı (Paktı - 9 Şubat 1934)

Balkan Antantı, 1930'lu yıllarda artan İtalyan faşizmi ve Alman nazizminin Balkanları tehdit etmesi üzerine kuruldu. Antant'a katılan devletler : Türkiye, Romanya, Yugoslavya ve Yunanistan'dı. 

Bulgaristan ve Arnavutluk, Balkan Antantı'na katılmayan Balkan Devletleri'n dendi. Antant ile, dünya barışını koruyamayan Milletler Cemiyeti'ne karşı, Balkan devletleri kendi topraklarını korumayı amaçlamıştı. 

9 Şubat 1934'te imzalanan Atina Antlaşması sonunda, Türkiye, Romanya, Yunanistan ve Yugoslavya'nın katılımı ile Balkan Antantı oluşturuldu. Bu Antant çeşitli nedenlerden dolayı başarılı olamadı.  

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine Girişi

 Türkiye'nin Milletler Cemiyetine Girişi

Milletler Cemiyeti, 1919'da imzalanan Versailles Antlaşması sonunda kuruldu. 1947 yılında görevini Birleşmiş Milletler Cemiyeti'ne devretti. Türkiye Milletler Cemiyeti'ne 1932'de girdi. 

Türkiye'nin Cemiyet'e geç girmesinin nedeni, Cemiyet'in o yıllarda başta İngiltere olmak üzere büyük devletlerin çıkarlarını koruyan bir organ durumunda olmasıydı. 

Büyük devletler, o yıllarda başta savaş tazminatı alınmaması ilkesi olmak üzere Milletler Cemiyeti'nin hiçbir ilkesine uymuyordu. Milletler Cemiyeti, Musul sorununda İngilizlerin etkisinde kalıp yanlı bir tutum sergilemişti. 

Türkiye, önceleri Milletler Cemiyeti'ne girmeyi bağımsızlık ilkesine ters gördü. İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteği ile Türkiye 18 Temmuz 1932'de Milletler Cemiyeti'ne üye oldu.  

Irak Sınırı ve Musul Sorunu

 Irak Sınırı ve Musul Sorunu 

İngilizler, Mondros Ateşkes Antlaşması'nın 7. maddesi uyarınca Musul'u işgal etmişti. 1924'te Türkiye ile İngiltere Musul sorununa çözüm bulmak amacıyla İstanbul'da bir araya geldi. 

Ancak antlaşma sağlanamadı. Taraflar, 20 Eylül 1924'te Milletler Cemiyeti'ne başvurdu. Milletler Cemiyeti Musul'un Irak'a ait olduğu bildirdi. Türkiye bu karara karşı çıktı. 

Türkiye Uluslar Arası Adalet Divanı'na başvurdu. Konu burada da çözümlenemedi. 1925 yılında çıkan Şeyh Sait İsyanı, Musul sorununu aleyhimize sonuçlandırdı. 

5 Haziran 1926'da Türkiye ile İngiltere arasında Ankara Antlaşması imzalanarak Türk - Irak sınırı bugünkü şeklini aldı ve Musul Irak'a bırakıldı.

Yabancı Okullar Sorunu

 Yabancı Okullar Sorunu 

Lozan Antlaşması'nda, Türkiyedeki yabancı okulların, Türk kanunlarına ve diğer okulların bağlı oldukları tüzük ve yönetmelik hükümlerine uygun bulunmalarına karar verilmişti. 

Lozan Antlaşması'ndan sonra Türk Hükümeti, bu okullarda Türk dili, tarih ve coğrafya derslerinin Türk öğretmenler tarafından denetlenmesi esasını getirdi. 

Ayrıca bu yabancı okulların Türk müfettişleri tarafından denetlenmesi konusunda bir yönetmelik belirlendi. Yabancı okulların bu kurallara uymak istememesi üzerine, bu okullar ilgili devletlerin Türkiye'deki elçilikleriyle temasa geçti. Türkiye'nin aldığı kararları kabul etmeyen bazı okullar kapatıldı.

Nüfus Mübadelesi Sorunu

 Nüfus Mübadelesi Sorunu 

Lozan Antlaşması'ndan sonra yeni Türk Devleti'nin dış siyaseti "Yurtta Barış Cihanda Barış" temellerine oturtuldu. Lozan Antlaşması'nda Türkiyedeki Rumlar ile Yunanistan'daki Türklerin değiştirilmesi kararı alınmış, İstanbul'daki Rumlar ve Batı Trakyadaki Türkler bu değişimin dışında tutulmuştu. 

Yunanistan, İstanbul'da çok sayıda Rum bulundurmak amacıyla Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasından önce İstanbul'a gelen Rumların da değişim dışında tutulmasını istedi. 

Türkiye ile Yunanistan arasındaki anlaşmazlık, Uluslar Arası Adalet Divanı'na götürüldü. Adalet Divanı, 21 Şubat 1925'te verdiği kararla sorunun çözümünde yetersiz kaldı. 10 Haziran 1930'da Türkiye ve Yunanistan arasında imzalanan antlaşma ile sorun halledildi.

İSMET İNÖNÜ, ALMAN TELEVİZYONU’NUN ATATÜRK’E VE TÜRK DEVRİMİ’NE İLİŞKİN SORULARINI CEVAPLIYOR

İSMET İNÖNÜ, ALMAN TELEVİZYONU’NUN ATATÜRK’E VE TÜRK DEVRİMİ’NE İLİŞKİN SORULARINI CEVAPLIYOR (BASINIMIZDA BİLİNMEYEN BİR SÖYLEŞİ) Prof. Dr....