26 Şubat 2025 Çarşamba

Atatürk'ün Büyüklük Tanımı

"Büyük olmak için kimseye iltifat etmeyeceksin, kimseyi üstün görmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, ülke için gerçek idealin ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes sana karşı çıkacaktır; herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır; önüne sonsuz engeller yığacaklardır, fakat sen bunlara dayanıklı olacaksın. Kendini büyük değil, küçük, bir hiç sayarak, kimseden yardım görmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın. Bütün bunlardan sonra da sana "büyük" derlerse söyleyenlere gülüp geçeceksin."

Atatürk'ün Türk Tanımı

Atatürk'ün; kurşun kalemle, iki küçük not kâğıdı üzerine sığdırdığı Türk tanımı. Bu tanımı Atatürk, manevî kızlarından Afet İnan'ın yardım isteği üzerine hemen yazıvermiştir.
          
Afet İnan; öğretmeni olan İsviçreli antropolog Profesör Eugène Pittard'ın, kendisine doktora tezi olarak verdiği "Türk Milleti’nin Özellikleri" konusunda Atatürk'ten yardım istemiştir. Atatürk; Afet İnan'ın önce kendi görüşlerini yazmasını istemiş, daha sonra fikrini belirteceğini söylemiştir.
          
Afet inan, uzun bir çalışma hazırlamış ve Atatürk'e sunmuştur. Bu tanımı çok uzun bulan Atatürk, "Önce sana milletimizi anlatayım" diyerek, kısa ve öz ifadelerle kendi Türk tanımını, elinin altında bulduğu iki küçük not kâğıdı üzerine karalayıvermiştir.
          
"Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine sahne oldu. Bu sahne en aşağı 7 bin senelik Türk Beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgârlarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvelâ korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu, şimşek, yıldırım, güneş oldu. Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir."


Atatürk ve Türk Dünyası

Türk Dünyası 350 milyonu aşan nüfusuyla Türkiye'nin sorumluluğu altındadır. Çünkü bu Atatürk'ün vasiyetidir:
          
"Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür... İnanç bir köprüdür...Tarih bir köprüdür... Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların (soydaş Türk kardeşlerimizin) bize yaklaşmasını beklememeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir." demiş ve bu öngörüsü ülkelerin tarihleri açısından kısa sayılabilecek bir süre sonra gerçekleşmiştir. Atatürk'ün bu hususta bir başka vecizesi ise şöyledir:
 “Türk Birliği'nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliği'ne inanıyorum. Onu görüyorum. Yarının tarihi yeni fasıllarını Türk Birliği ile açacak. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türklüğün varlığı bu köhne âleme yeni ufuklar açacak. Güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek. Hayatta yegâne varlığım ve servetim Türk olarak doğmamdır."


Atatürk Hakkında Söylenmiş Sözler

Hindistan
          "Dünyanın yetiştirdiği en büyük insanlardan biri."

Star of India


          "Atatürk, yalnız Türk Milleti'nin değil, özgürlüğü uğruna savaşan bütün milletlerin önderiydi. O'nun direktifleri altında siz bağımsızlığınıza kavuştunuz. Biz de o yoldan yürüyerek özgürlüğümüze kavuştuk."

Bayan Sucheta Kripalani (Hint Parlamento Heyeti Başkanı)


İran
          "Atatürk gibi insanlar bir nesil için doğmadıkları gibi belli bir devre için de doğmazlar. Onlar önderlikleriyle yüzyıllarca milletlerin tarihinde hüküm sürecek insanlardır."

Tahran Gazetesi


          "Atatürk yalnız kahraman milletinin büyük bir Şef'i olmakla kalmamıştır. O, aynı zamanda insanlığın da en büyük evladı olmuştur."

İran Gazetesi


İsrail
          "Dünya, çağımızın en dikkati çekici adamlarından birini kaybetti."

Palestine Post


          "Mustafa Kemal Atatürk, kuşkusuz 20. yüzyılda dünya savaşından önce yetişen en büyük devlet adamlarından biri, hiçbir millete nasip olmayan cesur ve büyük bir inkılapçı olmuştur."

Ben Gurion (İsrail Başbakanı, 1963)


İsveç
          "O olmasaydı modern Türkiye olmazdı. O'nun sayesinde Türkler, O'nun olağanüstü eserini izleyebilecekler ve zaten dünyaca pek yüksek olan onurlarını daha fazla yükseltebileceklerdir."

Nya Dagligt Gazetesi


İsviçre
          "Türkiye' yi yaratan, tarihimizin bu en Büyük Adam'ını başımı en derin hürmetle eğerek selamlarım."

Profesör Morrf


          "Yalnız bir asker değil, aynı zamanda yüzyılımızın bir daha göremeyeceği bir dahi idi."

Profesör Sekretan


İtalya
          "Hayatının sonuna kadar milletinin mutlak güveni ile kurduğu devletin başında muzaffer kumandanının kişiliği, eşi görülmemiş bir karakter örneğidir."

C.C.Sforza


          "Üstün iradesi, tükenmez cesareti ve eşsiz sezişi ile hasımlarını dize getirdi. Fazilet ve ciddiyeti, üç yılda memleketine yalnız askeri değil, aynı zamanda tam ve doyurucu bir siyasi zafer kazandırdı."

F.Perrone Di San Martino (Yazar)


          "Atatürk'ün ölümü ile Yakın Doğu'nun gelişmesine birinci derecede etken olan son derece kuvvetli bir şahsiyet kaybolmuştur."

Tribuna Gazetesi


Japonya
          "Şaşırtıcı ve çekici bir kişi. Asker olarak büyük, fakat devlet adamı olarak daha büyük."

Japon Times


          "Yüzyıldan beri Küçük Asya'nın çıkardığı en büyük lider."

The Japon Chronicle


Lübnan
          "Büyük adamlar, kuşaklarının başındadır. Türk Milleti'nin başındaki büyük ve dahi Atatürk, politika ve savaş alanlarında yılmayan büyük ve yurtsever bir insandı."

Kerama (Lübnan Başbakanı, 10 Kasım 1963)


          "Kelimenin tam anlamıyla bir yapıcı ve yaratıcı olan Atatürk, dünya haritasında memleketine yepyeni bir sınır çizmiştir."

Loryan Gazetesi (1938)


          "Atatürk, dünyanın çok nadir yetiştirdiği dahilerdendir. O, bütün bir tarihin seyrini değiştirmiştir."

Ennehar Gazetesi (1938)


          "Dünyanın çok nadir yetiştirdiği dahilerdendir. Dünya tarihinin gidişini değiştirmiştir."

An Nahar


Macaristan
          "Yüzyılımızda, "olmayacak hiçbir şey yoktur" şeklindeki tarihi gerçeği ispatlayan ilk adam olmuştur."

Esti Ujsag


          "Dünya, bu savaş ve barış kahramanı büyük adamın ölümü ile yoksul düşmüştür."

Pester lioyd Gazetesi


          "Türkiye'yi bir arı kovanına ve bütün Türkleri de bal aramağa çıkmış çalışkan arılara benzetiyorum. Nasıl arılar beylerinin etrafında toplanıp çalışırlarsa bütün Türk Milleti bu gün büyük dahi Mustafa Kemal etrafında toplanmışlardır."

Prof. M. Zaajti Franes


Mısır
          "Çağının, belki de tüm tarihin en olağanüstü kişilerinden biri."

Egyptian Gazete


Norveç
          "Atatürk, tarihte, memleketinin en büyük adamlarından biri olarak kalacaktır."

Le Morgen Bladet Gazetesi


Pakistan
          "Kemal Atatürk, yalnız bu yüzyılın en büyük adamlarından biri değildir. Biz Pakistan'da, Onu geçmiş bütün çağların en büyük adamlarından biri olarak görüyoruz. Askeri bir deha, doğuştan bir lider ve büyük bir yurtsever."

Eyüp Han (Pakistan Cumhurbaşkanı)


          "Bizim aslımız rengi uçmuş bir kıvılcım iken, O' nun bakışı ile cihanı kaplayan ve aydınlatan bir güneş haline geldik."

İkbal (Şair)


Polonya
          "O'nun yaratıcı ruhunun ve ateşli yurtseverliğinin harekete geçmemiş olduğu hiçbir alan yoktur."

Gazeta Polska


Romanya
          "Atatürk, tarihte teşkilatçı bir dahi, bir milletin harikalar yaratan yöneticisi ve memleketinin kurtarıcısı olarak kalacaktır."

Independence Romaine Gazetesi (12 Kasım 1938)


          "Bir milleti, uçurumun kenarından sarsılmaz azmiyle kurtaran, kuvvetlendiren, yükselten yöneticiler arasında Atatürk, en birincisidir."

Timpul Gazetesi (12 Kasım 1938)


S.S.C.B.
          "Şöhreti bütün cihana yayılmış olan tecrübeli başkanın yönetimi herkesin sevgi ve saygısını çeken büyük Türk Milleti'nin milli bağımsızlığını devamlı bir başarı ile kuvvetlendirmiş ve yeni milli yapısını yaratmıştır."

S.S.C.B. Başbakanı Kalinin


Suriye
          "Vatanını muhakkak bir parçalanmaktan kurtararak devlet gemisini güvenilir bir limana götürdükten sonra milletinden bir taht istemedi. O, kelimesinin bütün anlamıyla bir insan, eşsiz bir dahi, kahraman bir asker ve siyaset adamı idi."

Elifba Gazetesi


          "Atatürk'ün başardığı işler mucize ve harika kabilindedir. Birkaç yıl içinde memleketinde yaptığı inkılaplar, birkaç yüzyılda gerçekleştirilmeyecek işlerdir."

El Tekaddum Gazetesi


Yugoslavya
          "Atatürk'ün dehası, tarihte Türk Milleti'nin taşıdığı ruhun faziletine en yüksek örneklerinden birini teşkil edecektir."

Branko Aczemovic (Elçi)


          "Tarih, silinmez harflerle bu devlet adamının ismini hak edecektir. Atatürk bir halk adamıdır. Kırılmaz azmi, keskin zekası ve kudreti kendisini yendiği alın yazısının önüne getirmiş, böylece yeni Türkiye'nin yaratıcısı olmuştur."

Politika Gazetesi


Yunanistan
          "Türkiye, dost ve düşmanlarının hayran olduğu bir deha adama, malik bulunmak bahtiyarlığına erişmiştir."

Katimerini

Çaresizsen Çare Sensin

- 7 yaşındayken babasını kaybetti ve yetim kaldı. Yalnız ve içine kapanık biri olarak yaşamaya, oradan oraya sürüklenmeye başladı.
- 8 yaşında okuldan alındı ve köyde yaşadı. Zamanını tarlalarda kargaları kovalamakla geçirdi.
- 10 yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde, yeni okulundaki hocasından dayak yedi. Ailesi onu okuldan aldı. Sinirden ve korkudan üç gün evinden çıkamadı.
- 17 yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için gerekli not ortalamasını tutturamadı.
- 24 yaşında tutuklandı, günlerce sorguya çekildi ve 2 ay tek başına bir hücrede hapis yattı.
- 25 yaşında sürgüne gönderildi.
- 27 yaşında kendisinden bir yaş büyük meslektaşı kendisinin de üyesi bulunduğu derneğin çalışmaları ile kahraman ilan edilirken, kendisi hiç önemsenmiyordu. Doğduğu şehrin merkezinde rakibi törenlerle karşılanırken, o kalabalık arasında yalnız başına olanları izliyordu.
- 30 yaşında kendisi başka şehirleri düşman elinden kurtarmaya çalışırken, doğduğu şehir düşmanların eline geçti.
- 30 yaşında amiri, onu kendisinden uzaklaştırmak için başka göreve atanmasını sağladı. Yeni görevinde fiilen işsiz bırakıldı. Aylarca boş kaldı.
- 37 yaşında böbrek rahatsızlığından Viyana'da 2 ay hasta ve yalnız halde yattı.
- 37 yaşında komutan olarak yeni atandığı ordu, dağıtıldı.
- 38 yaşında Savunma Bakanı tarafından görevinden atıldı.
- 38 yaşında bir toplantıda giyebileceği bir tek sivil elbisesi bile yoktu ve başkasından bir redingot ödünç aldı. Ayrıca cebinde sadece 80 lirası vardı.
- 38 yaşında kendisi için tutuklama kararı çıkartıldı.
- 38 yaşında en yakın beş arkadaşından üçü, onun Kongre temsil heyetine üye olmaması için oy kullandı.
- 39 yaşında idam cezasına çarptırıldı.


Sonra Ne mi Oldu?
          
42 yaşında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu! Okuduğunuz öykü efsanevi lider Mustafa Kemal Atatürk'e aittir. Şimdi düşünün, sizin başarılı olmanızı engelleyen ama Atatürk'ün karşısına çıkmamış bir engel var mı?
          
Başarınızın önündeki engel ne? 

Paranız mı yok? 

Atatürk'ünde yoktu! 

Sağlığınız mı bozuk? 

Atatürk'ün de bozuktu! 

Çevrenizde sizi çekemeyenler mi var? 

Atatürk'ünde vardı! 

Bazı yakın arkadaşlarınız sizi arkadan mı vurdu? 

Atatürk'e de vurdular! 

Aileniz çok zengin değil mi? 

Atatürk'ünki de değildi! 

Amirleriniz hakkınızı mı yiyor? 

Atatürk'ünkini de yemişlerdi! 

Sizden daha beceriksiz ama hırslı insanlar, sizden daha hızlı yükselip size amirlik mi yapıyor? 

Atatürk'ün de başına gelmişti! 

Geçmişte bazı denemeleriniz de başarısız mı oldunuz? 

Atatürk de olmuştu! 

Hakkınızda idam fermanı çıktığı için mi başarılı olamıyorsunuz? Atatürk'ün de başına gelmişti!

Afet İnan

Öğretmen, tarihçi ve sosyoloji profesörü. Atatürk' ün manevi kızıdır. Cumhuriyetin ilk tarih profesörlerinden birisidir. Türk Tarih Kurumu'nun asbaşkanlığını yapmıştır. Türk Tarih Tezi’ni ortaya koyan tarihçiler arasında yer alır. 

Afet İnan, 30 Ekim 1908 tarihinde Selanik’in Doyran ( Doirani) kasabasında doğmuştur. Babası orman memuru İsmail Hakkı Uzmay Şumnu, annesi Doyran Müderrisi Emrullah Efendi’nin torunu olan Şehdane Hanım’dır. 

Ailesi Balkan Savaşları’ndan sonra Anadolu'ya taşındı. Babası Anadolunun bir çok yerlerinde orman memuru, müfettişi ve müdürü olarak çalışmış ve daha sonra Bolu Milletvekilliğine seçilmiştir.

(Babasının görevi nedeniyle) sürekli tayinler sebebiyle yer değiştirdiğinden, ilk öğrenimini Adapazarı, Ankara, Mihallıççık (Eskişehir) ve Biga'da yapmıştır. 1920'de altı yıllık ilkokul diplomasını aldı. 

Bursa' da okuduğu Kız Öğretmen okulundan 1925 te mezun olmuş; İzmir'de Redd-i İlhak İlkokulu'nda göreve başlamıştır. İzmir'de öğretmenlik yaparken Atatürk ile tanışma fırsatı bulunca; Mustafa Kemal Atatürk tarafından Fransızca öğrenmesi için İsviçre'nin Lozan şehrine gönderilmiştir.

Afet Hanım, 1925 yılında Redd-i İlhak İlkokulu'nda yeni göreve başladığı sırada bir çay ziyaretinde cumhurbaşkanı Atatürk ile tanışma fırsatı buldu. Annesinin ailesinin Selanik'in Doyran kasabasından olması nedeniyle cumhurbaşkanının ilgisini çekti ve Atatürk ertesi gün ailesiyle tanıştı. 

Gazi Paşa'ya öğrenimini sürdürmek ve yabancı dil öğrenmek istediğini açıklamış olan Afet Hanım, kısa bir süre sonra Ankara'ya atandı. Bakanlığın izniyle İsviçre'nin Lozan şehrine Fransızca öğrenmek için gönderildi

1927 de döndükten sonra bir süre İstanbul Fransız Kız lisesine (Nötre dame de Sion) devam edip öğrenim gördü. 1929 da ortaöğrenim tarih öğretmeni olmak için sınava girmiş, kazanmıştır. Ve Ankara Musiki Muallim mektebinde Tarih ve Yurtbilgisi derslerini okutmak üzere göreve başlamıştır. 1933 ten sonra da Ankara Kız lisesinde görevlendirilir.

Afet İnan, yabancı okullarda okuduğu tarih kitaplarında Türk milleti için kullanılan, barbar ve ikinci derecede ırk deyimleri millî hislerini rencide ettiği için öğretmenlerine itirazda bulunmuştur. Bu kitabı Atatürk'e gösterdiği vakit üzerinde ilgi ile durulmuş ve bu konularda çalışmak üzere tarihçileri bir araya toplayarak vazifeler verilmişti.

Atatürk'ün isteği üzerine 3 Nisan 1930'da Türk Ocağı'nda Türk kadınlarının seçim haklarına ilişkin bir konferans verdi. Bu konferans, Afet İnan'ın verdiği ilk konferanstı. Bu konferans için zamanın en ünlü hatibi Hamdullah Suphi Bey'den dersler alan Afet Hanım'ın giyeceği elbiseyi bizzat Mustafa Kemal ATATÜRK çizmiş ve gömleği için kendi pırlanta kol düğmelerini hediye etmişti.

Afet İnan, 1930 yılında Türk Ocakları Kurultayında Aksaray delegesi olarak tarih üzerinde çalışanlara önem verilmesini teklif etti. Bundan sonra "Türk Tarih ve medeniyetini ilmî bir surette tetkik ve tetebbu eylemek üzere" Türk Tarih heyeti teşkil edilmiş ve orada vazife almıştır. 15 Nisan 1931 de Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti ve 1935 te de Türk Tarih Kurumu adını alan bu teşekkülün. Bir numaralı kurucu üyesi olarak çalışmalara katılmış ve yayınlarda bulunmuştur.

1935 yılında Ankara'da kurulması öngörülen Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde Afet înan'a da öğretim görevi verilmesi teklif edilince kendisi yüksek öğrenimini ve doktorasını yapmadan bunu kabul edemiyeceğini bildirmiştir. Bundan sonra Cenevre Üniversitesi Sosyal ve Ekonomik bilimler fakültesinin yakın çağ ve Modern tarih bölümüne kaydolarak öğrenimine devam etmiştir. 

LÇisans tezi olarak "Türk Osmanlı devrinin ekonomik tarihi" ni sunduktan sonra, bütün derslerin sınavlarını geçmiş ve Temmuz 1938 de mezun olmuştur. Doktora için diğer sınavları da geçerek tez savunmasını yapmış ve Temmuz 1939 da Sosyoloji doktoru unvanını almıştır. 1942 de doçentlik sınavını geçerek bu unvanı ile derslerine devam etmiştir. 1950 de sınavı vererek Profesör olmuştur.

Yurda döndükten sonra Kız lisesindeki derslerine devam etmekle beraber, Dil ve Tarih-Coğrafya fakültesinde Doçent vekili olarak atanmıştır.

1950 den sonraki ders yıllarında Ankara Fen Fakültesi, Hacettepe Üniversitesi, Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Ankara Harp okulunda Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Devrimi konularında dersler vermiştir.

Tarih ve sosyoloji çalışmaları yanında Atatürk’e ilişkin araştırmalar da yapan İnan, bunları kitap olarak yayınladı.

1961-1962 yıllarında İngiltere'de incelemeler yaptı. 1955-1979 arasında da UNESCO Türkiye Milli Komisyonu’nda Türk Tarih Kurumu’nu temsil etti. Ankara Üniversitesi Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Devrim Tarihi kürsüsü başkanlığını yaptı, 1977 yılında bu görevde iken kendi isteğiyle emekli oldu.

Üyesi olduğu Uluslararası kuruluşların da dış memleketlerdeki toplantılarında özellikle Türk medeniyet tarihi ve Türk kadın hakları üzerinde tebliğler vermiştir. Türk medeniyetine ve Türk Cumhuriyetine ait kitapları yabancı dillerde yayınlanmıştır. Türk kadın hakları üzerindeki kitabı UNESCO tarafından Fransızca ve İngilizce (1962) olarak yayınlandıktan sonra "Courrier" dergisinde dokuz dile çevrilmiştir.

Atatürk vasiyetnamesinde Afet İnan için; "yaşadığı müddetçe şimdilik (şimdiki halde) ayda 800 lira verilecektir" diye vasiyette bulunmuştur.

1940 yılında kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olan Rıfat İnan ile evlendi. Afet İnan 8 Haziran 1985 günü 76 yaşında Ankara`da yaşamını kaybetti. Arı adında bir kızı, Demir adında bir oğlu vardır.


Eserlerinden Bazıları :
  • Türk Tarihinin Ana Hatları (1930)
  • Mimar Sinan (1937)
  • Türkiye Halkının Antropolojik Karakterleri ve Türkiye Tarihi (1947)
  • Atatürk'ten Hatıralar (1950)
  • "Eski Mısır Tarihi ve Medeniyeti (1956)
  • Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler (1958)
  • Tarih Boyunca Türk Kadınının Hak ve Görevleri (1964)
  • Medeni Bilgiler ve M.Kemal Atatürk'ün El Yazıları (1968)
  • Devletçilik İlkesi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı (1972)
  • İzmir İktisat Kongresi, 1923 (1982)
  • Mustafa Kemal Atatürk'ün Karlsbad Hatıraları
Kurucusu ve Üyesi Olduğu Dernekler:
  • Türkiye'deki Dernekler:
  • Türk Tarih Kurumu (kurucu ve yönetici)
  • Çocuk Haklarını Koruma Derneği (kurucu)
  • Türk Kadının Sosyal Hayatı Tetkik Kurumu
  • Milli Kütüphane’ye Yardım Derneği
Yurtdışındaki Dernekler :
  • Cenevre Tarih ve Arkeoloji Topluluğu (Cenevre, 1936)
  • Uluslararası Antropoloji Enstitüsü (Paris, 1937)
  • Uluslararası Kadınlar Birliği (Kopenhag)
  • Avrupa Kültürü Cemiyeti (Venedik, 1957)

Nakiye Elgün

Türkiye’de 23 Nisan ve Ekim ayının ilk Pazartesi günü “Dünya Çocuk Günü” olarak kutlanmaktadır. Nakiye Elgün verdiği mücadelelerle Cumhuriyetin en güzel yüzlerinden biri olmuştur. Kendisi 1930 yılında çocuklar ile birlikte Dünyada ve Türkiye de ilk kez çocuk hakları bildirgesini Taksim meydanında okumuştur.

Nakiye Elgün (1882 -1954) Türkiye’nin en eski eğitimcilerinden birisidir. Kız Muallim Mektebi’ni bitirdi. Bu okulda edebiyat öğretmenliği yaptı. II. Meşrutiyet’ten sonra Fevziye Lisesi’nde Müdür olarak Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar çalıştı. Muallimler Cemiyeti başkanlığı yaptı. 

Kurtuluş Savaşı’nı destekledi, kadınları erkeklerle birlikte mücadeleye çağırdı. Cumhuriyet’in ilanından sonra Türk Ocağı, Halkevi, Kızılay ve Türk Hava Kurumu’na üye oldu. 

İstanbul Kız Lisesi müdürü iken, 1930’da İstanbul Şehir Meclisi’ne ilk kadın üye olarak seçildi. Daimi Encümen’de beş yıl üyelik yaptı. V., VI.ve VII. Dönem Erzurum milletvekilliği yaptı. Adı Osmanbey’de bir sokağa verildi.

Yaşamı

Nakiye Elgün, 1882 yılında İstanbul'da doğdu. 22 Mart 1954'te İstanbul'da ölmüştür. Babası Sivas'lı Gedikoğulları'ndan Mehmed Ali Efendi, annesi Zeliha Hanım'dır.

1901 yılında Kız Muallim Mektebi'ni bitirdi. Mezun olduktan sonra 1911 yılına kadar aynı okulda edebiyat öğretmenliği yaptı.

II. Meşrutiyet'ten sonra yeni açılan İstanbul İnas Mektebi'ne 1911 yılında tayin edildi.[3] Eğitimciliğinin yanı sıra sosyal hayatta da aktif bir rol oynadı; ilk Osmanlı kadın örgütlerinden biri olan Teal-i Nisvan Cemiyeti'nde katiplik görevinde bulundu. İnas Mektebi'ndeki görevi sırasında Maarif Nezareti kendisinden, eğitim kademelerini yenileme çalışmalarında, sisteme öncülük edecek bir proje hazırlamasını isteyince Nakiye Hanım, fiziki şartların eğitime etkisini göz önüne alarak bir proje hazırladı; elektriği bulunan, öğrencilerin masaları beyaz örtülü sınıflarda ders alması gerektiğini savundu. Projesi Maarif Nezareti tarafından lüks bulunarak reddedilince 1914'te istifa etti.[1][4]

1914-1917 yılları arasında Evkaf Nazırlığı'nda çalıştı; Sultanahmet'te kurulan Vakıf Mektepleri'nin ıslahı ve düzenlemesi ile uğraştı. Ayrıca 1916'da Suriye Valisi Cemal Paşa'nın daveti üzerine Halide Edip Hanım ile Suriye'ye giderek Şam, Kudüs ve Beyrut'ta Türkçe eğitim veren kız öğretmen okullarının kurulmasına öncülük etti.[4] Maarif Nezareti'nin bütün tedrisatı merkezileştirmek esasına giderek bütün vakıf okullarını Maarif'e devretmesi üzerine artık resmi okul hayatında kendisi için bir görev kalmadığını düşünerek bu görevden ayrıldı.[3]

Beyazıt'ta 1915 yılında kurulmuş olan ancak Mustafa Satı Bey'in okul müdürlüğünden ayrılması ile dağılma noktasına gelen "Yeni Mektep" adlı özel okulu yeniden kurma teklifini kabul ederek; bu kurumu 1917 yılında Fevziye Lisesi adıyla yeniden tesis etti.[3][5] Bu okulun müdürlüğünü on bir yıl sürdürmüş; Beyazıt'taki konağı yetersiz kalması üzerine bu okulu 1923 yılında Şişli'ye (Teşvikiye Karakolu karşısında bulunan Naciye Sultan Konağı'na) taşımıştır.

I. Dünya Savaşı boyunca Hilal-i Ahmer'de çalışan Nakiye Hanım,[1] savaştan sonra Anadolu'nun işgalini protesto etmek için İstanbul'da düzenlenen çeşitli mitinglerde dönemin Muallimler Cemiyeti başkanı olarak konuşmalar yaptı.[6][7] 23 Mayıs 1919 günü Sultanahmet Meydanı'nda düzenlenen büyük mitingde kalabalığa seslenen konuşmacılardan biriydi. Katıldığı bu mitingler Nakiye Hanım'ın siyasal bir figüre dönüştüğü bir alan olarak değerlendirilir.[4]

Türk Kurtuluş Savaşı başladıktan sonra savaşta kimsesiz ve yardımsız kalan aileleri korumak amacıyla Şehid Ailelerine Yardım Cemiyeti adıyla bir cemiyet kurdu; müdürlüğünü yaptığı Feyziye Okulu'nun depolarında, Bartın üzerinden Anadolu'ya sevkedilen savaş malzemelerinin bir kısmını saklayarak Milli Mücadele'ye destek verdi.[3] Şehit Ailelerine Yardım Cemiyeti savaşın sonunda görevinin bittiği kanısıyla dağıtıldı;[1] Nakiye Hanım ise 1928 yılı sonlarına doğru Fevziye Okulu'ndaki görevinden ayrıldı.[3]

Savaş bittikten sonra Nakiye Hanım Ankara'da kurulan Türk Tayyare Cemiyeti'nin İstanbul şubesinin açılışında görev aldı ve bu şubenin başkanlığını yaptı.[1] Ayrıca İktisat ve Tasarruf Cemiyeti İstanbul şubesinin tesisinde görev aldı ve daha sonra Halkevleri İstanbul Şubesi İdare Heyetinde çalıştı.[1] Bu arada 1929 yılında çalışma hayatına yeniden döndü ve İstanbul Kız Lisesi müdürlüğüne tayin edildi. Ancak 1930'da kadınlara belediye ve il genel meclisine seçilme hakkı verilince öğretmenlikten ayrıldı ve İstanbul Belediye Meclisine Beyoğlu üyesi olarak girdi. Meclis Daimi Encümeni üyeliğine seçilen ilk kadın idi. 1934 seçimlerinde yine İstanbul Umumi Meclisi ve Daimi Encümeni'ne seçildi.[1]

5 Aralık 1934 tarihinde kadınlar milletvekili seçme ve seçilme hakkını elde ettiği zaman kadınların yaptığı kutlamalarda Nakiye Hanım da faal bir şekilde yer aldı.[1] 8 Şubat 1935 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi tarafından milletvekili adayı olarak gösterildi, 870 oy ile V. dönem Erzurum milletvekili olarak TBMM'ye girdi. Dönem boyunca Dahiliye Encümeni'nde görev yaptı. VI.ve VII. dönemlerde de Erzurum milletvekilli seçildi.[8]

Milletvekilliği sırasında 24 Mart 1935'te Kadın Esirgeme Kurumunun dördüncü toplantısında bu cemiyetin başkanlığına seçildi. 25 Mayıs 1935'te Türk Hava Kurumu'nun 6. Kurultayı'nda kurumun Merkez Yönetim Kurulu üyeliğine ve 13 Haziran 1936 tarihinde Çocuk Esirgeme Kurumu Umumi Kongresi'nde bu kurumun Umumi Merkez Heyeti üyeliğine seçildi. 1938'de Topkapı Fukaraperver Cemiyeti başkanlık görevini üstendi ve ölümüne dek sürdürdü.

22 Mart 1954'te İstanbul'da ölmüştür.

İsminin verildiği yerler

Adı Osmanbey'de bir sokağa verilmiştir. Bu sokak ile hemen arkasındaki Efe Sokak arasında bulunan Şişli Beth Israel Sinagogu, 2003 İstanbul saldırılarının hedefi olmuştur.

Nakiye Elgün anısına 2013 yılında Kadıköy Belediyesi tarafından Söğütlüçeşme Caddesi Başçavuş Sokak'ta bulunan meydana Nakiye Öğretmen Rölyefi yaptırılmıştır. 

Rölyef, Nakiye Elgün tarafından 1930 yılında dünyanın ilk Çocuk Hakları Bildirisi'nin yazılması ve kendisinin Taksim Meydanı'nda ilk Çocuk Hakları Mitingi'ni düzenlemesinin hatırasına sanatçı Ümit Öztürk'e yaptırılmıştır.


İSMET İNÖNÜ, ALMAN TELEVİZYONU’NUN ATATÜRK’E VE TÜRK DEVRİMİ’NE İLİŞKİN SORULARINI CEVAPLIYOR

İSMET İNÖNÜ, ALMAN TELEVİZYONU’NUN ATATÜRK’E VE TÜRK DEVRİMİ’NE İLİŞKİN SORULARINI CEVAPLIYOR (BASINIMIZDA BİLİNMEYEN BİR SÖYLEŞİ) Prof. Dr....