19 Mart 2025 Çarşamba

Atatürk’ün Trabzon’daki Köşkü

Atatürk’ün Trabzon’daki Köşkü İncelemeye konu edinilen ilk ev “Atatürk Köşk”ü olarak bilinen ve Trabzon Vilayeti İdare-i Hususiyesi tarafından Mustafa Kemal Paşa’ya hediye edilen köşktür. Cephe ve mekân kurgusu Avrupa mimarisi özelliklerini taşıyan bu köşk 1890 yılında Konstantin Kabayanidis tarafından yaptırılmıştı.

Köşk, yığma yapım tekniği ile taş, tuğla ve ahşap yapı malzemeleri kullanılarak inşa edilmişti.

Trabzon Vilayeti İdare-i Hususiyesinin malı olan bu köşk, Vilayet Daimi Encümeni'nin 18 Mayıs 1931 tarih ve 361 numaralı kararı gereğince Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya mülk olarak verilmiştir.

Buna ilişkin resmi işlemler 16 Haziran 1931 tarihinde yapılmış ve Gazi Mustafa Kemal Paşa adına tapuya kaydedilmiştir.

Atatürk, 10 Haziran 1937 tarihinde başladığı Trabzon seyahati süresince bu köşkte kalmış, köşkte yaşanılan gelişmeler de yukarıda açıklanmıştı.

Atatürk bu köşkte bulunduğu sırada, çiftliklerini Hazineye bağışladığını İsmet İnönü’ye gönderdiği yazıyla duyurmuştu. Çiftliklerin bağışlandığı yer olması nedeniyle, köşkün Atatürk’ün hayatında önemli bir yer tuttuğunu söylemek mümkündür. Soğuksu köyünde bulunan bahçe içindeki bu köşk, Atatürk’ün vefatı sonrasında, yasal varisi olan kız kardeşi Makbule Boysan’a intikal etmiştir.

 Bu konuya ilişkin yasal işlem, Ankara Asliye Hukuk Hâkimliğinin 7 Aralık 127 Cumhuriyet, 12 Mayıs 1938, s. 1, 3.

*  128 Trabzon Kent İçi Kültür Varlıkları Envanteri, T.C. Trabzon Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayınları, Trabzon 2010, s. 269. 
* 129 - Trabzon Tapu Zabıt Defteri (TTZD), Cilt No:109/1, Sayfa No:18, Sayı No:49. 938/2509 esas ve 1627 karar sayılı veraset ilanı
* 130 - gereğince gerçekleştirilmiş ve köşk Makbule Boysan adına, 31 Temmuz 1939 tarihinde tapuya tescil edilmiştir.
* 131 - Köşk daha sonra Trabzon Belediyesi tarafından Atatürk Müzesi haline getirilmiştir. Günümüzde de Atatürk Müzesi olarak kullanılmaktadır.  

18 Mart 2025 Salı

Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü

Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü, Türkiye'de açılan 15. köy enstitüsüdür. 1941-1947 yılları arasında hizmet vermiştir.

Kuruluş

Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı'nın Ankara çevresinde bir köy enstitüsü kurulması yönündeki kararı ardından İlköğretim Müdürü İsmail Hakkı Tonguç, Ankara Millî Eğitim Müdürü Rasim Arslan, müfettiş Hayrullah Örs ve Ali Rıza Tümer tarafından oluşturulmuş bir komisyon tarafından yeri tespit edilmiş ve 1941 yılı Nisan ayında 266 Kepirtepe Köy Enstitüsü öğrencisinin Hasanoğlan'a gelip yerleşmesiyle kuruluşuna başlanmıştır. Yüksek Enstitü olarak diğer Köy Enstitülerinden farkı ise; diğer Enstitülere Öğretim Üyesi veya Müfettiş yetiştirmek amacıyla kurulmuş olmasıdır.

Bu ilk öğrenciler okul, cami ve çadırlarda barınmış, enstitü inşaatında çalışmış ve bir yandan da eğitimlerine devam etmişlerdir. Geçici binalar sonrasında 10 Temmuz 1941'de enstitü binalarının temeli atıldı ve 1942 yılında 1 yatakhane, 1 ahır, 10 öğretmen evi, 2 okul binası, 1 kümes yapılması planlandı. Toplam 11 köy enstitüsünden gelen ve planda yer alan bir binanın yapımını üstlenen gruplar böylece köy enstitüleri arası ilk ve en büyük imeceyi gerçekleştirdi.

Tamamen öğrenciler tarafından yapılan binaların sayısı 1945 yılında 43'ü bulmuştur; sinema, müzik salonu ve açık hava tiyatrosu bu binalar arasındadır. Ağaçlandırma çalışmaları, Kuzey'de 3 km mesafedeki Hasan Deresi'nden su getirme çalışmaları, hayvancılık ve bağcılık işleri için hazırlıklar yapılan çalışmalar arasındadır.

Eğitim

2 Ocak 1942'de enstitüye ilk öğrenciler geldi; 66 son sınıf öğrencisi ise (1 kadın, 65 erkek olmak üzere Pazarören'den 21, Çifteler'den 45 öğrenci) 1943-1944 öğretim yılında mezun oldu. Enstitü toplam 678 öğretmen, 774 sağlık memuru, 213 yüksek kısım ve 102 geçici kurs mezunu vermiştir. Yüksek Köy Enstitüsü mezunlarından 18'i kadın, 195'i erkektir.

1943 yılının Haziran ayında çıkan yönetmelikle Yüksek Köy Enstitüsü (3 yıl süreli), 10 Ocak 1944'te ise köy sağlık memuru yetiştirmeye yönelik Sağlık Kolu (2 yıl süreli) açıldı. Enstitüde Enver Ziya Karal (tarih), Ruhi Su ve Aşık Veysel (müzik), Selahattin Batu (zootekni), Muhlis Ete (ekonomi), Sabahattin Eyüboğlu (dil-edebiyat), Kazım Köylü (ziraat), Ferruh Sanır (coğrafya), Mahir Canova (tiyatro), Faik Canselen (armoni), Doç. Dr. İbrahim Yasa (sosyoloji), Halil Demircioğlu (tarih), Mualla Eyüboğlu (mimar, inşaat sorumlusu) ve Rauf İnan (öğretmen, yönetici) gibi eğitim elemanları da görev yaptı.

Yüksek Köy Enstitüsü 27 Kasım 1947'de Bakan Reşat Şemsettin Sirer tarafından alınan bir kararla kapatıldı. Eğitimlerine devam etmekte olan öğrenciler Ankara Erkek Teknik Meslek Öğretmen Okulu, Gazi Eğitim Enstitüsü gibi eğitim kurumlarına gönderilmiştir.

Restorasyon çalışmaları

Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş, Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nü tarihi dokusuna uygun şekilde restore etmek için 17 Nisan 2021 tarihinde çalışmalara başlandığını açıkladı. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı'nın verdiği izin bir ay sonra iptal edildi.

Gökçen Hüseyin Efe

Gökçen Hüseyin Efe 1891 yılında Ödemiş'in Ayasurt (Türkönü) köyünde dünyaya geldi.. Hali vakti yerinde bilgili görgülü, varlıklı ve asil bir aileye mensuptu. Haksızlığa dayanamayıp isyan eden mert bir yapısı vardı 1911 yılına kadar Çakırcalı Efenin yanında Zeybeklik yaptı.

Çakırcalının 1911 de ölümüyle bir müddet daha dağlarda efelik yapar. 1912 yılında İzmir'de devlet görevlisi olan Celal Bayarın daveti üzerine dağdan inerek Ödemiş'in Kahrat Köyüne yerleşir. 

15 Mayıs 1915'te Yunanlılar İzmir'i işgal ederler. 29 Mayıs'da  Tire'yi işgal ile efenin oturduğu köyü göz hapsine alırlar. Gökçen Efe bu işgale karşı bir savunma yolu ararken Karaçamur Köyünden Hacı Hüseyin Ağadan bir mektup alır.

“Oğlum Gökçen, Eskiden Osmanlı hükümetine karşı zeybeklik ediyor, kahramanlık yaptım sanıyordun. Efelik yapacak zaman şimdiki zamandır.

Bu işgal yüreğini acıtmıyor mu ? 

Haydi bakayım iş başına. Anlaşmak ve yapacağımız işleri görüşmek için bir yer göster. Seni çok göresim geldi. Şimdilik selam eder gözlerinden öperim.” Der. 

Gökçen Efe bu mektubu alınca 2 Temmuz 1919 günü Çobanköy yakınındaki Sarı Kahya çeşmesi denen yerde 2 saat süren bir görüşme yaparlar.

Aldıkları karara göre, Hepsi ailelerini ve davarlarını alıp karaçamur köyüne gidecekler toplanma ve idare yeri Emminin obası olacaktır. Kısa sürede yiğit delikanlılardan oluşan bir kuvvet kuracaklar işgale karşı koyacaklardır.

11 Temmuz 1919 da Gökçen Efe emrindeki kuvvetler Fata Köyündeki Yunan karakoluna baskın düzenleyerek yunanlıları imha ederek çok sayıda silah ve mühimmat elde etmişlerdir.

Gökçen Efe ve Kızanları 

Gökçen Efe Aydın havalisinde mücadele eden Yörük Ali Efe'ye kızan göndererek işbirliği teklif eder. ancak gelen kızan Yörük Ali Efenin Aydını düşman işgalinden kurtardığı haberini getirir. Bundan cesaret alan Gökçen Efe de Tire'yi işgalden kurtarmaya karar verir.

Önce 300 kızanıyla birlikte 26 Ağustosta Üç yol baskınına katılır. Çok takdir ettiği neredeyse yaşıtı olan Yörük Ali Efe ile omuz omuza savaşır. Gökçen Efe Tire'yi Yunandan geri almanın planlarını yaparken 13 Ekim 1919 da hastalanır. Bu durumu öğrenen Yunan kuvvetleri hücuma geçerler. 

Hasta yatağından çatışmayı idare eden Efe Çadırın basıldığını görünce 7-8 yunan askeri ile mücadeleye girer ve onları öldürür. Kendisi de yaralanır. Yaralı halde mevzi değiştirirken yaralı bir Yunan askeri tarafından arkadan vurularak şehit edilir. 

Henüz 28 yaşında iken şehit olan bu kahraman Efenin kızanları vasiyetini yerine getirip Tire'yi İşgalden kurtarırlar.

(Ayrıntılı bilgi isteyen ırkdaşlarım, Ziya HANHAN’ın “Gökçen Efe Destanı” kitabında bulabilirler)

Adı dillerden düşmeyen ve hakkında kahramanlık destanları yazılan Efeye Efe Faniden bir mani ve Gökçen Efe türküsü .

ŞEHİT GÖKÇEN EFEM

Göcen dağı yaslı efem,

Gümüş bıçak paslı efem,

Beş bin efsun azdır diyor,

Mor cepkeni süslü efem.

Mahşer gibi dağlar efem,

İbret alsın sağlar efem,

Şehit olmak kısmet oldu,

Zeybeklerin ağlar efem.

Kırk katımız efsun efem,

Dağlar taşlar efsun efem,

Bizi seven bacılarım,

Yasımızı tutsun efem.

Gökçen efem, çakır efem,

Sana yoldaş Bakır efem,

Kahpe Yunan telef oldu,

Zafer bizim şükür efem.Efe Fani yazar efem,

Cephelerde gezer efem,

Vatanıma göz dikenin,

Mezarını kazar efem.

Çakırcalı Mehmet Efe

Çakırcalı Mehmet Efe (1872, Ödemiş - 17 Kasım 1911 Nazilli), İzmir'in Ödemiş ilçesine bağlı Türkönü köyünde doğmuş, Ege'deki efelik kültürünün en ünlü simalarından biridir. Çakırcalı Mehmet Efe'nin Hacı Mustafa tarafından öldürüldüğüne ve bir çatışma esnasında serseri kurşuna kurban gittiğine yönelik söylentiler bulunmaktadır. 

Belirtildiğine göre, zaptiyelerle başlayan müsademede öldürülmüştür. Kızanları başını keserek tanınmasını engellemişlerdir. Cesedi ilk karısı Iraz (Raziye) Hanım tarafından tanınmıştır. Başsız cesedi Nazilli'de gömülmüştür. 1948 senesinde en küçük kızı Hatice Akkaş tarafından Nazilli'den alınarak dedelerinin vakfı olan Ödemiş Kayaköy mezarlığına defnedilmiştir.

Efeliği süresince birçoğu kendisi tarafından tam 1080 kişiyi öldürdüğü öne sürülmektedir. Adına yakılmış meşhur İzmir'in Kavakları türküsünde Çakıcı olarak anılan Çakırcalı Mehmet Efe'dir (türküde "Kamalı Zeybek" şeklinde anılan da bir başka efedir). Çakıcı olarak da tanınan Çakırcalı Mehmet Efe, 1872 yılında İzmir'in Ödemiş ilçesine bağlı Türkönü Köyünde dünyaya geldi. Annesi Hatice, babası eski zeybeklerden Çakırcalı Ahmet Efe idi.

Baba oğul her iki zeybeğin de kullandıkları Çakırcalı lakabının, birtakım kaynaklarda mensup oldukları bir yörük aşiretinden gelme olduğu belirtilir. Babası eşkıyalığı bırakmış, düze inmiş, kendi halinde bir köylü olarak yaşarken bu durumdaki eski zeybeklerin yeniden dağa çıkmalarını önlemek amacıyla verilen gizlice öldürülmeleriyle ilgili bir emir doğrultusunda zaptiye çavuşu Boşnak Hasan Çavuş tarafından öldürüldü. 

Babası öldürüldüğünde Mehmet henüz 11 yaşındaydı. Uzun süre tütün kaçakçılığı yaparak yaşamını sürdürdü. Bu işte en büyük yardımcısı babası Ahmet Efe'ye de yardım etmiş olan Hacı Eşkıya Mustafa idi. Bir zaman sonra Hacı Eşkıya'nın geçmişte kendisini bırakarak başka bir gençle kaçan karısını ve kaçtığı genci Ödemiş'teki evinde öldürdü. 

Kısa bir süre sonra da babasını da tuzağa düşürerek öldüren Boşnak Hasan Çavuş tarafından yakalanarak hapse atıldı. Ancak delil yetersizliğinden dolayı mahkemede beraat ederek serbest kaldı.

Çakırcalı'nın bir gün başına bela olacağını bilen Hasan Çavuş'un yıllar önce işlenen bir hırsızlık olayını da ona mal edip takibe düşmesi ve köyüne baskın düzenleyerek annesi ve diğer akrabalarına türlü hakaretlerle işkence yapması Çakırcalı'yı çileden çıkardı. 

Bu olaylar ve babasının da öcünü almak amacıyla Çakırcalı, yanında Hacı Mustafa, Çoban Mehmet, Harmanlıoğlu Ahmet, Koca Mehmet, Arap Mercan, Kara Ali gibi yiğitlerle dağa çıktı ve Çakırcalı Mehmet Efe dağa çıktı, Osmanlı gelip de yakalasın diye Osmanlı'ya haber saldı. 

Halk arasında ün kazanan ve öyküsü destanlaşan Çakırcalı, diğer birçok efe gibi o da varlıklı kişilerden aldığı paraları kendisine yardım eden yoksullara dağıttı. Çevredeki birçok varlıklı kişiyi köprü, çeşme gibi yararlı işler yapmaya zorladı. Bu sayede halkın gözünde kısa bir sürede yüceldi. Çakırcalı, bir ara peşine düşmüş olan Hasan Çavuş ile Mülazım Hüsnü Efendi'yi de bir pusuda öldürdü.

1911'de Nazilli yakınlarındaki Karıncalıdağ mevkiinde yönetim güçlerince girdiği bir çatışma sonucu öldü. Kendisinin 'eğer bana bir şey olursa sizi öldürürler, o yüzden benim başımı yok edin' tembihiyle kafası kesik şekilde Nazilli'de gömülmüş. Adına yakılmış pek çok türkü bulunan Çakırcalı için söylenen en ünlü türkünün sözleri ise şöyledir.

İzmirin kavakları

Dökülür yaprakları

Bize de derler Çakıcı

Yar fidan boylum

Yakarız konakları.

KÖY ENSTİTÜSÜ'NÜN AÇILIŞI ve KAPANIŞI

KÖY ENSTİTÜSÜ'NÜN AÇILIŞI ve KAPANIŞI


Köy enstitüsü, Türkiye'de ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 tarihli ve 3802 sayılı yasa ile açılan okul türü. Tamamen Türkiye'ye özgü olan bu eğitim projesini 28 Aralık 1938 tarihinde Millî Eğitim Bakanı olan Hasan Âli Yücel bizzat yönetti.

Türkiye'de köy enstitüsü fikri ilk kez Amerikalı eğitim filozofu John Dewey tarafından savunuldu. Dewey, özellikle kırsal bölgelerdeki okulların toplum yaşam merkezi haline getirilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye'de okulun yerel koşullara uyarlanması sorunu eğitim felsefesinin özünü oluşturuyordu. Köy Enstitüleri, John Dewey'in iş ve eğitimi birleştirme fikrini yerine getirmek için tasarlanmıştır. 

Mezunların aynı anda hem okul öğretmenleri hem de toplumun eğitmeni olması bekleniyordu. Öğrenciler aslında kendi okullarını, evlerini, kışlalarını, iş yerlerini vb. inşa ettiler ve birlikte yaparak ve yaşayarak üretim ile eğitimi kaynaştırdılar.

Köy enstitülerinin kapatılma süreci 1946 yılında Reşat Şemsettin Sirer'in Milli Eğitim Bakanı olmasıyla CHP döneminde başlamıştır. Reşat Şemsettin Sirer birçok köy enstitüsünü kapatmıştır, bunlardan birisi Hasanoğlan Köy Enstitüsü'dür.

Watson Dickerman, Kate Vixon Wofford gibi Amerikalı eğitimciler köy enstitüleri ile ilgili çalışmalar yapıp olumlu ifadelerde bulunmuşlardır.

Kuruluşu


Neredeyse tüm Anadolu'nun okulsuz ve öğretmensiz olduğu gerçeği göz önüne alınarak, dönemin cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün himayesinde, Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel tarafından İsmail Hakkı Tonguç'un çabalarıyla köylerden ilkokul mezunu zeki çocukların bu okullarda yetiştirildikten sonra yeniden köylere giderek öğretmen olarak çalışmaları düşüncesiyle kuruldular. 

Geleneksel öğretmen okullarında yetişmiş öğretmenler için köylerde öğretmenlik yapmak, istenerek yapılacak bir görevden çok zorunluluk olarak algılanıyordu. Gönüllü ve özverili öğretmenlerin sayısı azdı. 

Oysa okuma yazma oranı Cumhuriyet ilk kurulduğu yıllarda %5 bile değildi. Bunun yanında nüfusun %80'lik bölümü köylerde yaşıyordu. Köy Enstitüleri'nin kurulması ve yaygınlaşması konusunda pedagoji uzmanı Halil Fikret Kanad'ın önemli çalışmaları vardı. Kanad, zorunluluktan değil özveriyle öğrenci yetiştirecek köye göre öğretmen fikrini savunmuştu.

1940 yılından başlayarak, tarım işlerine elverişli geniş arazisi bulunan köylerde veya onların hemen yakınlarında Köy Enstitüleri açıldı. Türkiye'de seçilen şehirlerden uzak ancak tren yollarına yakın tarıma elverişli 21 bölgede köy ilkokullarına öğretmen yetiştirmek üzere açılmıştı. 

Öğretmenler köylülere hem örgün eğitim verecek, okuma yazma ve temel bilgileri kazandıracak hem de modern ve ilmi tarım tekniklerini öğretecekti. Öğretmenler gittiği yörelerde bilinmeyen tarım türlerini de köylülere öğretecekti. 

Kitaba deftere dayalı öğretim yerine iş için, iş içinde eğitim ilkesi tatbik ediliyordu. Her köy enstitüsünün kendisine ait tarlaları, bağları, arı kovanları, besi hayvanları, atölyeleri vardı. Derslerin %50'lik bölümü temel örgün eğitim konularını içeriyordu. Geri kalanı ise uygulamalı eğitimdi.

Genel bilgiler

1940-1946 arasında köy enstitülerinde 15.000 dönüm tarla tarıma elverişli hale getirilmiş ve üretim yapılmıştı. Aynı dönemde 750.000 yeni fidan dikilmişti. Oluşturulan bağların miktarı ise 1.200 dönümdü. Ayrıca 150 büyük inşaat, 60 işlik, 210 öğretmen evi, 20 uygulama okulu, 36 ambar ve depo, 48 ahır ve samanlık, 12 elektrik santrali, 16 su deposu, 12 tarım deposu, 3 balıkhane, 100 km. yol yapılmıştı. Sulama kanalları oluşturularak enstitü öğrencilerinin uygulamalı eğitim gördüğü çiftliklere sulama suyu öğrenciler tarafından getirilmişti.

Köy Enstitüsü uygulaması Hasan Âli Yücel'in 1946'da Milli Eğitim Bakanlığından ayrılmasına değin devam etmiştir. Hasan Âli Yücel'den sonra 1946 yılında CHP döneminde köy enstitüleri kapatılmaya başlandı ve yerine Köy Öğretmen Okullarına dönüşüm gerçekleştirildi. 

Bu olay 1946'da Milli Eğitim Bakanı olan Reşat Şemsettin Sirer döneminde gerçekleşti. Köy Enstitülerine öğretmen yetiştiren, Yüksek Köy Enstitüsü bölümü 27 Kasım 1947'de, eğitmen kursları ise 28 Haziran 1948'de CHP döneminde kapatılmıştır. 

1950 tarihinde Demokrat Parti iktidara geldiğinde Köy Öğretmen Okulları'nın da kapatılması konuşulmaya başlandı. Köy enstitülerinin yerini alan Köy Öğretmen Okulları da Demokrat Parti döneminde 27 Ocak 1954'te kapatılmıştır.

Kapatıldığı 1954 yılına kadar Köy Öğretmen Okullarında 1.308 kadın ve 15.943 erkek toplam 17.251 köy öğretmeni yetişmişti. Fakir Baykurt, Ümit Kaftancıoğlu, Talip Apaydın, Mahmut Makal, Mehmet Başaran, Pakize Türkoğlu, Hatun Birsen Başaran, Ali Dündar, Mehmet Uslu ve Dursun Akçam gibi önde gelen yazarlar ve düşünürler bu okullarda yetişmişlerdir.

Köy Enstitülerinin listesi

Listedeki adlar köy enstitüler kurulduğunda sahip olduğu adlardır.

Akçadağ/Malatya 1940 Şinasi Tamer, Şerif Tekben

Akpınar-Ladik/ Samsun 1940 Nurettin Biriz, Enver Kartekin

Aksu/Antalya 1940 Talat Ersoy, Halil Öztürk

Arifiye/Sakarya 1940 Süleyman Edip Balkır

Beşikdüzü/Trabzon 1940 Hürrem Arman, Osman Ülküman

Cılavuz/Kars 1940 Halit Ağanoğlu

Çifteler/Eskişehir 1939 Remzi Özyürek, M. Rauf İnan, Osman Ülkümen

Dicle/Diyarbakır 1944 Nazif Evren

Düziçi/Adana 1940 Lütfi Dağlar

Erciş/Van 1948 İbrahim Oymak

Gölköy/Kastamonu 1939 Ali Doğan Toran

Gönen/Isparta 1940 Ömer Uzgil

Hasanoğlan/Ankara 1941 Lütfi Engin, Hürrem Arman, M. Rauf İnan

İvriz/Konya 1941 Recep Gürel, İ. Safa Güner

Kepirtepe/Kırklareli 1939 Nejat İdil, İhsan Kalabay

Kızılçullu/İzmir 1939 Emin Soysal, Hamdi Akman, Talat Ersoy

Ortaklar/Aydın 1944 Hayri Çakaloz

Pamukpınar/Sivas 1941 Şinasi Tamer, Hüseyin Civanoğlu

Pazarören/Kayseri 1940 Sabri Kolçak, Şevket Gedikoğlu

Pulur/Erzurum 1942 Ahmet Korkut, Aydın Arıkök

Savaştepe/Balıkesir 1940 Sıtkı Akkay

Öğretmen ve öğrenci sayısı

Yıllara göre enstitülerin, bu enstitülerde görevli öğretmenlerin ve öğrencilerin sayılarındaki artış tabloda görülmektedir.

1937-1938 - 5 - 21 - 26 - 286 - 2

1938-1939 - 7 - 34 - 41 - 796 - 3

1939-1940 - 10 - 50 - 60 - 1567 - 4

1940-1941 - 46 - 189 - 235 - 5665 - 14

1941-1942 - 80 - 214 - 294 - 8052 - 17

1942-1943 - 101 -259 -360 -10161 -18

1943-1944 -128 -298 -426 -14166 -18

1944-1945 -145 -360 -505 -15561 -20

1945-1946 -119 - 403 - 522 - 15529 - 20

1939-1950 yılları arasında Köy enstitülerinde yetişen köy öğretmenlerinin toplam köy öğretmenleri içindeki yeri.

Sene Toplam köy öğretmeni sayısı Köy enstitüsü kökenli köy öğretmeni sayısı

1939 - 6847 - 0

1946 - 11533 - 5225

1950 - 18426 - 13182

Dersler

Okullar tarıma elverişli arazisi olan köylerin yakınlarında kuruldu. Amaçlarından biri de köylülere alternatif tarım tekniklerini öğretmekti. Arıcılık bilinmeyen köylerde arıcılık, bağcılık bilinmeyen köyde bağcılık öğretiliyordu. Enstitüye atanan öğretmen gittiği köyde okul binasını köylülerin yardımıyla yapabilecek kadar inşaat bilgisi de öğreniyordu. 

Köy enstitüsünü bitiren bir öğretmen sadece bir ilkokul öğretmeni olmuyor aynı zamanda ziraatçilik, sağlıkçılık, duvarcılık, demircilik, terzilik, balıkçılık, arıcılık, bağcılık ve marangozluk konularını da uygulamalı olarak öğreniyordu. 

Enstitülerin hepsinin kendisine ait tarım arazileri, atölyeleri vardı. Bu sayede öğretmenler kendi okullarını gittiği köyde köylülerin işbirliği ile inşa ediyor ve devletin okul yapmasına gerek kalmıyordu. 

Hasanoğlan Köy Enstitüsü, diğer köy enstitülerini kuran köy enstitüsü öğrencileri tarafından inşa edilmişti.

Köy enstitülerinden mezun olan öğretmenlere yetiştirildikleri branşa ve gönderilecekleri köye göre 150 parçaya varan alet ve edevat veriliyordu. Öğretmenler bu alet ve edevat ile köylülerin de yardımıyla köy okulunu inşa ediyor ve köylülere hem modern tarım tekniklerini hem de okuma yazmayı ve hatta müzik aletleri çalmayı öğretiyordu.

Hasan Âli Yücel Milli Eğitim Bakanlığı döneminde dünya klasiklerini Türkçeye tercüme ettirmişti. Köy enstitüleri öğrencileri her sene 25 tane klasik romanı okumakla yükümlüydü. Bu sayede zeki köy çocuklarından engin entelektüel birikimleri olan aydınlar oluşuyordu. Bu aydın köy öğretmenleri en az bir tane müzik aletini çalmasını da öğreniyordu. Aşık Veysel köy enstitülerinde müzik derslerinde öğrencilere bağlama çalmasını gösteriyordu.

Sabahın erken saatlerinde uyanan öğrenciler kızlı ve erkekli zeybek ve halk oyunları oynayarak sabah sporlarını da yapmış oluyorlardı. Daha sonra kahvaltı ardından zorunlu okuma saati vardı. Kahvaltıyı kendilerinden önce kalkıp fırında ekmek pişiren öğrenci arkadaşları hazırlıyordu.

Bu bakımlardan köy enstitüleri yaparak öğrenim konusunda dünyada benzeri görülmemiş bir örnek oluşturmuş ve birçok akademik inceleme ve araştırmaya örnek olmuştur.

Aşağıdaki çizelgede Köy Enstitülerinde uygulanan derslerin 5 yıla dağılımı görülmektedir.

Ders - Hafta

Kültür Dersleri - 114

Ziraat Dersleri ve Çalışmaları - 58

Teknik Dersler ve Çalışmalar - 58

Beş Yıllık Sürekli Tatiller - 30

Beş yıllık eğitim süresince kültür derslerinin içeriğinin toplam saatleri aşağıdaki tabloda verilmiştir.

Ders - Saat

Türkçe - 736

Matematik - 598

Fizik - 276

Tarih - 232

Yurttaşlık bilgisi - 92

Sanat

Köylerde büyümüş öğrencilere klasik müzik enstrümanları ve geleneksel sazları çalması öğretiliyordu. Aşık Veysel, enstitüleri gezip öğrencilere saz çalmasını gösteriyordu. Hasanoğlan Köy Enstitüsü bu konuda en zengin enstrüman envanterine sahipti. Daha sonra açılan Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'ndeki derslere Ankara Konservatuvarı öğretmenleri geliyordu. Köy kökenli öğrencilerden kurulu orkestralar müzik eserlerini seslendiriyordu.

Mandolin, taşınması ve öğreniminin kolaylığı nedeniyle yaygınlıkla kullanılan enstrümanlardan biriydi. Müzik grupları, 17 Nisan şenlikleri, sınıf geceleri veya okulu ziyaret eden bir yönetici için kısa hazırlık provaları yaptıktan sonra konserler vermekteydi.

Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nde gerçekleştirilen bir bitirme töreni programı, enstitülerde yapılan sanatsal faaliyetlerin kapsamı konusunda örnek olarak gösterilebilir. 

İstiklal Marşı ile başlayan programda sırasıyla; konuşma korosu (sağlık kolu mezunları), marş ve türküler (Akın Marşı, Halay Başı Türküsü), oyunlar (Arpazlı, Biço), mandolin konseri (Arılar, Semada Yıldızlar - öğretmen kolu mezunları), marş ve türküler (Vatan Marşı, Ördek isen Göle Gel Türküsü - yüksek kısım mezunları), oyunlar (Bengi, Dağlı), keman konseri (Mozart'tan rondolar; Allegro Vivo, Allegretto, Allegro A'la Turca - güzel sanatlar kolu), koro (Asker Dönüşü, Köy Okulu, İndim Dere Beklerim, Çoban - güzel sanatlar kolu), temsil (Anton Çehov'un Teklif adlı oyunu), konuşma ve diploma töreni, İleri Marşı (topluca), zeybek ve oyunlar (dışarıda topluca) yer almıştı. Programda ayrıca şiirler okunmuş ve müzik dersliğinde piyano ve saz konserleri verilmiştir. 

Sergilenmiş olan, yönetmenliğini Cüneyt Gökçer'in yaptığı oyunun yanı sıra enstitüde son bir yıl içinde sergilenen diğer tiyatro oyunları Molière'in Zoraki Tabip ve Kibarlık Budalası adlı oyunları, Sofokles'in Kral Oedipus'u, Gogol'ün Müfettiş'i ve Shakespeare'in Bir Yaz Gecesi Rüyası adlı oyunudur.

Enstitülerde hazırlanan programlar, toplumun sanat ve kültür hayatına katkıda bulunulması amacıyla çevre il ve köylere de götürülerek sergilenmiştir.

1945 yılında Hasanoğlan Köy Enstitüsü'ndeki müzik enstrümanları listesi şöyleydi.

Çalgı aleti - Sayısı

Mandolin - 259

Plaklar (Klasik Müzik) - 160

Keman - 55

Bağlama - 37

Akordeon - 8

Radyo - 3

Piyano - 3

Davul - 3

Amplifikatör - 1

Pikap - 1

Metronom - 1

Köy Enstitülerinin kapatılması

CHP dönemi 1946-1947 eğitim yıllarında köy enstitüleri kapatılmaya başlanmıştır. Bu dönem, İsmet İnönü tarafından atanan CHP'li Reşat Şemsettin Sirer'in yeni Milli Eğitim Bakanı olduğu dönemdir. 1946 itibarıyla eğitim kurumlarında büyük bir maiyet değişikliği yaşandı.

Köy enstitülerine öğretmen yetiştiren, Yüksek Köy Enstitüsü bölümü 27 Kasım 1947'de, eğitmen kursları ise 28 Haziran 1948'de kapatılmıştır. Bakan Reşat Şemsettin Sirer döneminde yapılan büyük değişimlerden birisi; Köy Enstitülerinin üretime dayalı eğitim sistemi kaldırılmış, yerine tüketime dayalı köy öğretmen okulları açılmıştır. 

Bakan Sirer, 1947 yılında bazı köy enstitülerini devre dışı bıraktı ve köy enstitülerinde öğrencilerin ikinci sınıftan itibaren başlayan bazı dallarda ustalaşma ve kendini daha da geliştirme uygulamasını yürürlükten de kaldırdı. 

Ayrıca Sirer'in emriyle oluşturulan yeni düzende yeni okulların, 1946 öncesi esas köy enstitüsü mezunlarıyla ilişiği kesildi ve aradaki bağ koparıldı. 

Bakan Sirer en başından beri Köy Enstitülerinin başarılı olacağına inanmıyordu ve bir konuşmasında "Köy Enstitülerinde, hem öğretmen, hem demirci, hem marangoz çıkacak? 

Bu bir hayaldir!" demişti. Reşat Şemsettin Sirer bu görüşlerini de dönemin cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile paylaştı. Kapatılma ve dönüşüm sonrası köy enstitülerinin devamı olan Köy Öğretmen Okulları eğitime devam etmiştir.

1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti sonrası köy öğretmen okulları bir süre daha eğitime devam edebilmiştir. Reşat Şemsettin Sirer, 3 Mart 1951 tarihli Ulus gazetesinde yayınlanmış bir yazısında övünerek "

...bu Enstitüler, dört yıldan (1947'den) beri birer öğretmen okulundan başka bir şey değillerdir" dedi. Köy Enstitülerinin yerini alan Köy Öğretmen Okulları ise 1954 yılında Demokrat Parti iktidarında kapatılmıştır.

CHP içerisinden Köy Enstitülerine yönelik görüşler

Demokrat Parti'nin kurulmasından sonraki süreçte de Köy Enstitülerine yönelik ilk eleştiri CHP içerisinden yapıldı. CHP içerisinde Köy Enstitülerini eleştiren ve savunan iki farklı görüş bulunmaktaydı.

1946 yılının son günlerinde CHP Maraş milletvekili Emin Soysal, Köy Enstitülerini TBMM kürsüsünden eleştirdi. CHP milletvekili emekli general Naci Tınaz, Köy Enstitüleri'nin aksayan yönlerini ele alarak eleştirdi, CHP milletvekili Vehbi Kocagüney de bu eleştiriye katılıyordu. CHP milletvekili İsmail Hakkı Baltacıoğlu ise Köy Enstitülerinin hedefine ulaşamadığını iddia ederek dile getirdiği eleştiride şunları söyledi: "Köy Enstitüleri meselesi... Fikrim yanlış anlaşılmasın... 

Fakat hedefte isabetsizlik vardır zannediyorum ve Milli Eğitim Bakanı'nın (Reşat Şemsettin Sirer) haklı olarak tekrar nazarı dikkati celb etti. Ben de buna iştirâk ediyorum." CHP milletvekili ve partinin eski genel sekreterlerinden Saffet Arıkan Köy Enstitülerini savunan vekillerden biriydi, CHP milletvekili Niyazi Aksu da Köy Enstitülerini savunanlar içerisinde yer aldı.

CHP milletvekili Fahri Kurtuluş yaptığı bir meclis konuşmasında şunları söyledi: "Köy Enstitülerini benim için daima bir mesele olarak kalmıştır. Fakat Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer ile yaptığım temastan sonra bir inşirah (ferahlık) buldum. Alınmış olan tedbirlerin kısa bir zaman sonra hepimizi tatmin edeceğine ve bu enstitülerin bizim hissiyatımıza göre bir mevki alacağına hiç şüphemiz kalmayacaktır..."

CHP milletvekili Mustafa Reşit Tarakçıoğlu ise köy enstitüleri konusunda olumlu hayale kapılanları eleştirdi ve köylülerin enstitülere yönelik yaptığı şikayetleri konuşmasında dile getirdi. 

1946-1947 dönemi Mecliste Milli Eğitim Bakanlığı'nın bütçesi dolayısıyla söz alan bazı CHP'li vekiller Köy Enstitülerinin eksik yanlarını, işlemeyen kısımlarını ve hatalarını eleştirdi. 

CHP milletvekili Eyüp Durukan da, Emin Soysal gibi Köy Enstitülerine yönelik eleştirici konuşmalar yapan sözcülerin başında gelmekteydi. Demokrat Parti henüz yeni kurulduğu 1946-1947 döneminde Köy Enstitüleri konusunda daha sessiz bir tavır takındı.

Kapatılmaya sebep olan süreç

II. Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru 1945 yılında Sovyetler Birliği lideri Stalin'in Türkiye'den Kars, Artvin ve Ardahan'ı ve Boğazlarda askeri üs istemesi üzerine, Millî Şef de ABD'den destek istemişti. Bu desteği vermeye hazır olduğunu belirten ABD, Truman Doktrini ile finansal yardıma başlamıştı ama karşılığında Türkiye'de serbest seçimlere dayanan demokrasi düzeninin yerleştirilmesini ve Millî Şeflik, "5 yıllık kalkınma planları" ve "Köy Enstitüleri" gibi uygulamaların kaldırılmasını talep etti.

1946 yılında hükûmetin yaklaşan seçimleri yitirme kaygısıyla CHP içinden muhalif milletvekillerinin başını çektiği örgütlü muhalefetin kampanyasıyla, müfredatında ve yapılanmasında kuruluş amaçlarından uzaklaşan değişiklikler yapıldı. İlerleyen yıllarda da, daha önceleri sıkı sıkıya bağlı olduğu "iş için iş içinde eğitim" ilkesinden uzaklaştırıldı. Demokrat Parti iktidara gelmeden evvel CHP döneminde birçok köy enstitüsü kapatıldı. Ardından tamamen öğretmen okullarına dönüştürülerek 1954'te tabelaları indirildi.

Cumhuriyet Halk Partisi içinden Köylüyü Topraklandırma Yasasına karşı çıkan bir kesim milletvekili Demokrat Partiyi kurdu. Reşat Şemsettin Sirer döneminde kapatılan enstitüler ve değişimler sonrası 1954 yılına gelene kadar artık hiçbir özelliği ve ayrıcalığı kalmamış geride kalan son köy enstitülerini artık kendi adlarıyla sürdürmenin abes olmasından ötürü, Demokrat Parti'nin bu enstitüleri öğretmen okullarına çevirerek kapattığı iddia edilmiştir. Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nün eski müdürü Rauf İnan ve Hıfzı Veldet Velidedeoğlu Köy Enstitülerinin kapatılmasının Atatürk Devrimleri karşıtlarınca başlatılan bir karşı devrim hareketi olduğunu söylemişlerdi. 

1945 yılında Köy Enstitüleri hakkında komünistlerin, dinsizlerin yetiştiği fuhuş yuvaları olduğu söylenerek saldırı kampanyaları başlatılmıştı. Parlamentoda bütçe görüşmelerinde milletvekili Emin Sazak'ın Köylere giden enstitü mezunları kendilerini birer Atatürk zannediyorlar demesi üzerine Hasan Âli Yücel, Bu çocukların her birinin birer Atatürk olması temenni edilir şeklinde cevap vermişti. 1950 öncesi kapatılmaya başlanan köy enstitüleri, köy öğretmen okullarına dönüşümü sonrası 1954 yılında tamamen kapatılmıştı.

Köy Enstitülerine yöneltilen ve kapatılmaları ile sonuçlanan belli başlı eleştiriler birkaç ana başlık altında toplanabilir. Enstitülerde öğrenciler tek tip üniforma giyiyordu ve enstitü müdürü bile buna uyup aynı üniformayı giyiyordu. Öğrenciler bizzat yönetime katılıyorlardı. Bu ve benzeri sebepler ile enstitülere komünistlik suçlamaları yapılıyor arada bir ihbar mektuplarını dikkate alan polisin baskınlarına uğruyordu. 

Kız öğrencilerin erkek öğrenciler ile karma eğitim görmesi sonu gelmez dedikodulara neden oluyordu. Köylüler okul ve enstitü inşaatlarına yardım ile devlet tarafından mükellef kılınmıştı. Bu zorlamalar köylülere angarya olarak geliyordu. Öğrencilerin boğaz tokluğuna öğrenim görecekleri kendi okullarının inşasında çalıştırılmaları eleştirilmekteydi. 

Köylere atanan öğretmenler yörenin toprak ağalarıyla sorunlar yaşıyorlardı. Bu geçimsizlikler köy öğretmenlerinin toprak ağalarının seçtirdiği milletvekillerine şikayet olarak ulaşıyordu. Bu durum toprak sahiplerinin durmaksızın Ankara'ya baskı yapmalarına neden oluyordu.

Halk arasında yayılan bir kısmı kasıtlı söylentiler de etkili olmuştu. İvriz Köy Enstitüsü'nden M. Ali Eren (1911-2001), "Düşünceler ve Anılar II" adlı eserinde şunları aktarmaktadır:

..bir gün sabaha doğru tan yeri ağarırken, okul bekçisinin “Mehmet Ali Bey, Mehmet Ali Bey” diye bağırdığını duydum. “Kalk, hemşerilerin geldi.” dedi. O sırada okulda daimi elektrik yoktu. Bir motordan sağlanan elektrik gece yarısı kesiliyordu. Kapıyı açtım: Önde aksakallı bir erkek ve arkasında 7 kadın vardı. Hepsi birden ağlıyorlardı. “Hoş geldiniz hemşeriler” dedim. Onlar sızlanmalarını daha da hızlandırıp, hüngür hüngür ağlamaya başladılar. Neden sonra sakinleşen hemşeriler, dün akşam bir haber aldıklarını, enstitüde okuyan 20 Beyağıllı kızın okuldan kaçtıklarını, onunun İvriz Çayı'nda boğulduğu, onunun da kaybolduğu haberini aldıklarını söylediler. 

Onlara, “Çocuklarınız yatakhanelerinde mışıl mışıl uyuyorlar, hiçbir şeyleri yok.” dediysem de, benim sözüme inanmadılar. Mecburen giyindim. Kurallara göre kız yatakhanelerine erkek öğretmenler giremez, yalnızca bayan öğretmenler girerdi. Bu nedenle onları yanıma alarak, bayan kimya öğretmeninin yanına gittim. Öğretmeni uyandırdım. Bu velileri kız yatakhanesinin önüne kadar götürmesini ve çocuklarını uyandırarak, bu velilere gösterdikten sonra, tekrar yatırmasını istedim.

Söylediklerim yapıldı. Veliler rahat bir nefes aldılar. Ama zamanla veliler, çocuklarını birer ikişer okuldan kaçırdılar...

Kuruluşunda emeği geçenler

John Dewey

ABD'li Eğitim Profesörü, 1924 yılında Mustafa Kemal tarafından Türkiye'ye davet edildi. Kendisinden Türkiye de Eğitim Nasıl olmalıdır niteliğinde bir rapor hazırlanması istendi. Hazırladığı Rapor zamanın yöneticileri tarafından incelendi. Profesör John Dewey'nin Raporları", Maarif Vekaleti Mecmuası, Mart 1925, No. 1. Yayınlandı. Türkçe çevirisi birkaç kez 1939'da, Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel zamanında yayınlandı.

Mustafa Kemal Atatürk

Kurtuluş Savaşı sonrasında vatandaşların sadece %3-4'ünün okuma yazması vardı. Halkın %80'i köylerde yaşıyordu. Atatürk ilk defa Köy Enstitülerinin kuruluş yasalarını çıkardı. İlk önce askerliğini çavuş olarak yapmış erlerden köy öğretmeni yetiştirilip köylerine öğretmen olarak gönderilme projesini önerdi ve bu proje uygulandı.

Hasan Âli Yücel

İsmail Hakkı Tonguç

İsmet İnönü

İsmet İnönü 1966 yılında geride bıraktığı hayatı boyunca hatırlanacak en önemli eserlerinin Köy Enstitüleri ve çok partili hayata geçiş olacağını söyledi. 1941 yılında Köy Enstitüleri hakkında şu ifadeleri dile getirmişti: "Köy enstitülerini cumhuriyetin eserleri içinde en kıymetlisi, en sevgilisi sayıyorum. Köy enstitülerinden yetişen evlatlarımızın muvaffakiyetlerini ömrüm boyunca yakından ve candan takip edeceğim.

Halil Fikret Kanad

Yoğun muhalefet ortaya çıkmadan önce Köy Enstitülerinin arkasında durdu ve her türlü desteği verdi. Toprak reformunu desteklediğini açıklamıştı. 1946 seçimlerinde CHP'ye oy kaybettireceği endişesi ile Köy Enstitüleri'nin kapatılmasına karar verdi.

Ayrıca bakınız

  • Anadolu Öğretmen Lisesi



İsmet İnönü dönemi: 1938-1950

İsmet İnönü dönemi: 1938-1950


İsmet İnönü, Atatürk'ün ölümü üzerine 11 Kasım 1938'de cumhurbaşkanlığına seçildi. Etkin siyasal yaşamdan çekildikten bir yıl sonra cumhurbaşkanı seçilebilmesi, büyük ölçüde cumhuriyetle özdeşleşmiş olmasıyla ilgiliydi. 

Cumhurbaşkanlığının yanı sıra CHP genel başkanlığına  getirildiğinden yönetim üzerinde geniş otorite sahibi oldu. CHP'nin 26 Aralık 1938'de toplanan I. Olağanüstü Kurultay'ında partinin "değişmez genel başkan"ı seçildi. Ayrıca kendisine "Millî Şef" sıfatı verildi.

Cumhurbaşkanı seçilmesinden hemen sonra başlayan II. Dünya Savaşı (1939-1945) döneminde İnönü ülkeyi savaştan uzak tutmaya çalıştı. Savaş yıllarındaki ekonomik ve toplumsal sıkıntılar ise, dönemin unutulmayan mirası olarak kaldı. Gene bu dönemde Hasan Âli Yücel'in öncülüğündeki Köy Enstitüleri kuruldu ve geliştirildi.

II. Dünya Savaşı'nın hemen ardından, gerek uluslararası siyasetteki gelişmeler, gerekse ülke içindeki yeni oluşumlar rejimin genel niteliğinde önemli değişiklikleri gündeme getirdi.

II. Dünya Savaşı

Ana madde: II. Dünya Savaşı'nda Türkiye

Ayrıca bakınız: Yirmi Kur'a Nafıa Askerleri

II. Dünya Savaşı süresince Türkiye'nin savaşa girmeme eğilimi sebebiyle türlü politika değişikliklerine gidilmiş ve ülke içinde savaşın sosyoekonomik etkileri görülmüştür. Mihver ve Müttefik devletlerin isteklerine rağmen Türkiye, fiilen savaşa katılmaksızın 23 Şubat 1945'te resmen savaş ilanı ile yetinmiştir. 

Savaşta Yunanistan'a yardım, Türkiye'ye sığınan mültecilerin bakımı, ordunun silah altında tutulması, dış ticaretin ciddi zarar görmesi sebebiyle yokluk ve pahalılık görüldü. Bu da Varlık Vergisi, ekmeğin karneyle dağıtılması gibi uygulamalara yol açtı. 

Savaşın etkisiyle 1938'den 1945'e ithalat yaklaşık 1.000.000 ton; ihracat ise 1.800.000 ton azaldı. Ülkedeki nüfus artışına rağmen tarım üretiminin 1938'den 1945'e 3.000.000 ton azalması, daha fazla ekonomik tedbire yol açtı; kısmi olarak vatandaşların elindeki tarım, hayvan ve orman ürünlerine el konuldu. 

Dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu, 11 Kasım 1942'de yaptığı konuşmada gerekçenin orduyu ve ülkeyi emniyet altına almak olduğunu belirtti. Ülkedeki yokluğa paralel olarak karaborsacılık faaliyetleri arttı; hükûmetin tepkisi ise idama varacak kadar ağır cezalar vermek oldu. Yetersiz beslenmeye bağlı salgın hastalıklar görüldü.

Bu dönemde Türk basınında savaşın gidişatına göre ideolojik benimsemeler görüldü, örneğin 1942'de Saraçoğlu'nun varlık vergisiyle ilgili basından destek istemesi üzerinde gazetelerde ve dergilerde gayrimüslimleri hırsızlıkla, dolandırıcılıkla itham eden haberler yapıldı; karikatürler çizildi. 

Varlık vergisinin gündemde olduğu günlerde dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü "Üç beş yüzü geçmeyen bu insanların vatana karşı aşikâr olan zararlarını gidermenin yolu elbette vardır. 

Ticaretin ve ekonomik çalışmaların serbestliğini bahane ederek milleti soymak hakkını hiç kimseye hiçbir topluluğa tanımamalıyız." dedi. Aynı dönemde kapatılan gazeteler de görüldü; 1942 yılı içinde beş farklı gazete 1 ilâ 60 gün arasında değişen süre zarfında kapatıldı. 

1945 yılında ise Sovyet Rusya'nın Türk-Sovyet Saldırmazlık Paktı'nı tek taraflı olarak feshetmesi ülke gündeminde yer edindi ve Sovyet Rusya ile dostluğu savunan Tan gazetesi tepki çekti; sonuç olarak 4 Aralık 1945'te üniversite öğrencileri tarafından birkaç kitabeviyle birlikte Tan gazetesi baskına uğradı.

Atatürk dönemi: 1923-1938

Atatürk dönemi: 1923-1938

Atatürk Devrimleri

Atatürk İlkeleri olarak bilinen ilkeler doğrultusunda, 1922 ve 1938 yılları arasında hayata geçirilen bir dizi yasal değişiklik yapılmıştır. Bu devrimlerin amacı, Atatürk tarafından; "Türkiye'yi gelişmiş devletler seviyesine çıkartmak" olarak beyan edilmiştir.

Tarihçi Toktamış Ateş, Türk Devrim Tarihi adlı eserinde şunları yazıyor:

"Kemalist Devrim'in özü, felsefe olarak Tanrı egemenliğine dayanan bir monarşiden, halk egemenliğine dayanan bir cumhuriyete geçilmesi; iç siyaset amacı olarak monarşik iktidarın 'kaderci kulları' yerine çağdaş bir cumhuriyetin 'onurlu vatandaşlarını' oluşturmak; dış siyaset amacı olarak da 'tam bağımsızlıktan kesinlikle ödün vermeden', karşılıklı çıkar temeline dayanan eşitlikçi ilişkiler kurmaktı. Tüm Kemalist devrimler aslında bu amaçlara yöneliktir."

Atatürk Devrimlerinin karakteristik özellikleri şöyle sıralanabilir:

  • Devrimler; bir bağımsızlık egemenlik mücadelesidir.
  • Türk milletinin çağdaşlaşmasını sağlayan kökten, sosyal bir değişimdir.
  • İlerleme ve gelişmeyi hedefleyen dinamik bir harekettir.
  • Millî birlik ve beraberliğe önem verir.

Ayrıca bu devrimler demokratik rejime yönelmiş ve onun savunucusu olmuştur.

İç siyaset

Türkiye'deki tek parti yönetiminin, bugünkü anlayış ve tanım çerçevesinde bir demokrasi olmadığı çok açıktır, tek partili cumhuriyet insan haklarına saygı ve özgürlük kriterleri açısından çok eleştiriye maruz kalmıştır.

Kurtuluş Savaşı döneminden Cumhuriyetin İlanına kadar TBMM aynı zamanda hükûmet görevi de yapmıştır. Cumhuriyet Halk Fırkası kurulana değin Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti Meclisteki tek parti olarak bulunmuştur. Mustafa Kemal Türk Devleti'nin aynı zamanda ilk başbakanıdır. 

Cumhuriyetin ilanına kadar Mustafa Fevzi Çakmak, Hüseyin Rauf Orbay ve Ali Fethi Okyar da Başbakan olarak görev yapmışlardır. Ali Fethi Okyar hem Meclis Hükûmeti hem de Cumhuriyet Hükûmeti Başbakanlığı yapan tek isimdir.

Ali Fethi Okyar, 15 Ağustos 1921'de İstanbul Milletvekilliğine seçilerek TBMM 1. Dönem'e katıldı. 10 Ekim 1921 - 4 Ekim 1922 arasında Dahiliye Vekilliği yaptı. TBMM 2. Dönemde yeniden İstanbul Milletvekili seçildi. 14 Ağustos 1923'ten cumhuriyetin ilanına kadar İcra Vekilleri Heyeti Reisliği ve Dahiliye Vekilliği yaptı. Cumhuriyetin ilk Meclisinin 1 Kasım 1923'teki toplantısında TBMM Başkanı oldu.

İsmet İnönü, cumhuriyetin ilanı ile sonuçlanan süreçte, Mustafa Kemal'le yakın siyasal işbirliği içindeydi. İlk Cumhuriyet hükûmetini kurdu (30 Ekim); aynı zamanda Halk Fırkası (sonradan Cumhuriyet Halk Partisi-CHP) genel başkan vekilliğini üstlendi. Böylece hükûmet ve parti üzerinde otorite kurma olanağı elde etti. Muhalefet partisi olarak kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TCF) karşısında istediği yetkileri elde edemediği için 8 Kasım 1924'te başvekillikten istifa etti

Atatürk döneminde çok partili hayata geçiş çalışmaları olmuşsa da pek başarı sağlanamamış ve kurulan siyasi partilerin ömrü kısa olmuştur.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Ali Fuat Cebesoy, Kâzım Karabekir, Refet Bele, Rauf Orbay ve Adnan Adıvar'ın öncülüğünde 17 Kasım 1924'te kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin 2. siyasi partisidir. 5 Haziran 1925'te kapatılmıştır. Haziran 1926'da İzmir Suikastı sonrasında bazı paşalar tutuklanır ve idam hükmüyle yargılanır. Fakat Kazım Karabekir'in de içinde bulunduğu bu paşalar İsmet İnönü'nün müdahalesi ile idamdan kurtulmuştur.

Serbest Cumhuriyet Fırkası Atatürk'ün istek ve onayıyla, dönemin Paris Büyükelçisi Fethi Okyar'ın başkanlığında Cumhuriyet Halk Fırkası'na karşı biriken hoşnutsuzluk ve tepkileri dağıtmak, hükûmeti sarsmayacak bir muhalefet partisi oluşturmak amacıyla kuruldu.

Ayrıca bakınız: Şark Islahat Raporu, Vatandaş Türkçe konuş!, 1934 İskân Kanunu, 1934 Trakya Olayları, Türkiye'de yerleşim isimlerinin değiştirilmesi Türkiye Cumhuriyeti ve Türkçedeki yabancı kökenli sözcüklerin Türkçe karşılıkları

Dış siyaset

Yeni Türk Devleti'nin uluslararası alanda meşruiyet kazanması Lozan Konferansı ile gerçekleşmiştir. Devlet bağımsızlığına sınırlama getirecek milletlerarası bağlardan uzak kalmayı, barışçı bir politika ile komşularıyla dostluk ilişkilerini geliştirmeyi tercih etmiştir. Kendi içinde kalkınma hareketleri gerçekleştiren Türkiye Cumhuriyeti hem iç hem de dış ilişkilerinde barış ve huzura ihtiyaç duymuştur.

1923-1932 yılları arasında Türk Dış Politikası Lozan Konferansı'nda sonuçlandırılamamış konuların ulusal çıkarlar doğrultusunda çözümlenmesine çalışılmıştır. Bu konular İngiltere ile Musul Sorunu, Fransa ile Kapitülasyonlar ve diğer sorunlar, Yunanistan ile Mübadele olarak sıralanabilir.

İngiltere ile ilişkiler

İngiltere ile ilişkiler Musul Sorunu'na rağmen 1932 yılında Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne katılması, 1934 yılında İtalya'nın Balkan politikalarına karşı oluşturulan Balkan Antantı ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi görüşmeleri esnasında İngiltere'nin Türkiye'nin yanında yer alması ile daha ılımlı bir hale gelmiştir.

Yunanistan ile ilişkiler

  • Etabli Anlaşmazlığı Meselesi

SSCB ile ilişkiler

  • Moskova Antlaşması
  • Türkiye-SSCB Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması

Fransa ile ilişkiler

  • Ankara Antlaşması (1921)
  • Suriye-Türkiye sınırı
  • Fransa-Türkiye Dostluk ve İyi Komşuluk Sözleşmesi
  • Bozkurt-Lotus davası

İtalya ile ilişkiler

  • İtalya-Türkiye Tarafsızlık, Uzlaşma ve Adli Çözüm Antlaşması

İslam ülkeleri ile ilişkiler

  • Türkiye-Afganistan İttifak Antlaşması
  • Türkiye-Afganistan Dostluk Antlaşması
  • İran-Türkiye Dostluk Antlaşması

İSMET İNÖNÜ, ALMAN TELEVİZYONU’NUN ATATÜRK’E VE TÜRK DEVRİMİ’NE İLİŞKİN SORULARINI CEVAPLIYOR

İSMET İNÖNÜ, ALMAN TELEVİZYONU’NUN ATATÜRK’E VE TÜRK DEVRİMİ’NE İLİŞKİN SORULARINI CEVAPLIYOR (BASINIMIZDA BİLİNMEYEN BİR SÖYLEŞİ) Prof. Dr....