22 Ekim 2025 Çarşamba

ASKERLE GÜREŞ

Bir gezisinde, Kolordu binasının kapısında aslan yapılı bir Mehmetçik gördü. Çağırdı ve güler yüzle sordu:

— Sen güreş bilir misin? Yanındakilerden en kuvvetli görünenlerle Mehmetçiği güreştirdi. Genç asker her zaman üstün geliyordu. Çok neşelendi, ayağa fırladı. Ceketini çıkarıp Mehmet'e ense tuttu: 

— Haydi, bir de benimle güreş! Katıksız ve temiz Anadolu çocuğu Ata'sının yüzüne hayranlıkla baktı: 

—“Atam," dedi. "Senin sırtını yedi düvel yere getiremedi. Bir Mehmet mi bu işi başarır?" Gözleri doldu ve ağlamamak için gülmeye çalıştı. 

Tahsin UZER 

Kaynak: Millet Dergisi, 1946


ALÇAK GÖNÜLLÜ

Atatürk'ü, 1938 Gençlik ve Spor Bayramı günü, son defa, 19 Mayıs Stadyumu'nda gördüm. Şeref tribünü kapısında -o zaman küçük bir çocuk olan kızıma o günün anısı olan rozetini taktırmayarak bir şeyler söylüyordu. Zayıf ve yorgundu. 

Kızımdan Atatürk'ün kendisine neler söylediğini sordum: 

- Rozette resmim varmış, nasıl takarım? dedi. 

Zeki ve alçakgönüllü Atatürk rozetteki resmi görmüştü. Bu, O'nun stadyuma ilk ve son gelişi, sanki gençliğe vedası oldu. 

Nasuhi BAYDAR 

Kaynak: Tan Gazetesi, 10.11.1946

17 Ekim 2025 Cuma

Liberal Kemalizm (Liberal Atatürkçülük)

Liberal Kemalizm veya liberal Atatürkçülük, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu ideolojisi olan Kemalizm ile liberal sosyal tutumun bir arada savunulması görüşünü ifade eder. Ahmet Ağaoğlu'nun liberal perspektiften Kemalizm yorumu olarak tanımlanabilir. Liberal Kemalistler laiklik, cumhuriyetçilik, inkılapçılık gibi Altı Ok düşüncelerini benimsemeye devam eder.

Liberal Kemalizm görüşünü ortaya atan Ahmet Ağaoğlu

Ahmet Ağaoğlu'nun ayrışması

Liberal Kemalizm, Türkiye'de Cumhuriyet'in henüz ilk dönemlerinde, Kemalist düşünceyi liberal bir açıdan Ahmet Ağaoğlu tarafından yorumlanması sonucu ortaya çıkmıştır. Ağaoğlu kendisini bir yandan "inkılapçı ve Kemalist" olarak tanımlarken diğer yandan bir "liberal Kemalizm" düşüncesi geliştirmeye çalıştı. 

Cumhuriyet Halk Fırkası'nın içinde bireysel özgürlüklerin savunucusu olan Ağaoğlu, fırkanın bazı politikalarına eleştiriler getirdi. II. ve III. dönemde de Kars milletvekili olarak TBMM’de yer aldı. 

Daha sonra Ağaoğlu, liberal temelli düşünceleri ile CHF'den uzaklaşarak Atatürk'ün isteği üzerine Serbest Cumhuriyet Fırkası'na katıldı ve SCF'nin önemli isimlerinden, hatta partinin ideoloğu olarak tanımlandı. Serbest Cumhuriyet Fırkası kapandıktan sonra CHF'ye tekrar dönmemiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında çokça görülen aydın siyasetçi modelinin önemli temsilcilerinden birisi olan Ahmet Ağaoğlu’nun düşünce ve siyasî hayatında bireycilik anlayışının önemli bir yere sahip olduğu görülmektedir. 

Modernleşme, toplum, demokrasi, özgürlük ve iktisatla ilgili görüşlerini bireycilik düşüncesi çerçevesinde değerlendirmektedir. Gerek ülkedeki gerekse dünyadaki genel siyasî havaya bakıldığında Ağaoğlu’nun bu yaklaşımın oldukça istisnai bir nitelik taşıdığı açıktır. 

Liberalizmin entelektüel ve siyasi camialarda itibarını hızla kaybettiği bu yıllarda Ağaoğlu, yeni devletin güçlü ve sağlıklı şekilde varlığını sürdürebilmesi ve gelişebilmesi için siyasi, iktisadi ve içtimai manada liberal ilkelerin esas alınması gerektiğini ısrarla savunmaktadır.

Liberal Kemalizm ve demokrasi

Liberal Kemalizm'in kurucusu Ahmet Ağaoğlu’nun, demokratik yönetim anlayışını en uygun sistem olarak görmesinde demokrasi ve liberalizm arasında güçlü bir bağ olduğuna inanmasının önemli bir yeri olduğu aşikârdır. Ağaoğlu'na göre demokrasi, her türlü kabiliyetin gelişimine engelsiz sahalar açan bireysel özgürlük temeli üzerine kurulmuştur.

Ağaoğlu, bireysel özgürlükler kadar serbest piyasa sistemi ve demokrasi arasında da doğrusal bir ilişkinin varlığını belirtmiştir. Bu düşüncesini doğrulaştırmak amacıyla, Sovyet Maarif Komiseri Lunatcharsky’nin Bolşevikler’e hitap ederek söylediği; “Unutmayalım ki siz henüz hiçbir şey yaratmadınız. 

Bugün kullandığımız aletler, faydalandığımız cihazlar ve ilimler burjuva kültürünün mahsulüdür!” sözlerini göstererek, demokrasiye karşı çıkanların demokrasi ve ekonomik gelişim arasındaki olumlu ilişkiyi görmesinin gerektiğini ifade etmiştir. 

Demokratik yönetim şeklini doğrudan demokrasi ile temsili demokrasi şeklinde tasnif eden Ahmet Ağaoğlu'nun demokrasi anlayışı, temsili demokrasi anlayışına dayanmaktadır. Onun bu tercihine ilişkin gerekçesi, doğrudan demokrasinin uygulanmasının teknik imkansızlığı kadar, Türk halkının demokratik yeterliliği konusunda duyduğu şüpheleri de içerir niteliktedir. 

Ağaoğlu, bir milletin veya topluluğun yönetme gücünü doğrudan doğruya eline almasının mümkün olmadığını belirterek, döneminin dünya üzerinde kabul gören demokrasi anlayışının da bu ilkeyi temel aldığını söylemektedir.

18 Temmuz 1922'de Hakimiyeti Milliye gazetesindeki yazısında da toplumun demokratik anlayışının gelişimi için yapılması gerekenlere değinmektedir. 

Ağaoğlu, demokrasinin iyi şekilde gelişebilmesi için öncelikle toplum ile yeterli derecede irtibat kuramayan aydınları eleştirerek, onların üstlenmesi gereken rolü şu sözleriyle ifade etmektedir: “Köylü ne libasımızdan, ne kıyafetimizden, ne dinimizden, ne âdetimizden, ne kitabımızdan, ne yazımızdan anlar, biz ve onlar tamamen başka insanlarız”.

Bu farklılığın giderilememesine aydın kesimi ile halkın arasındaki kapatılamayan derin uçurumun sebep olduğunu ve bunun da suçlusunun yine Türk aydınları olduğunu belirtmektedir. 

Ona göre, eğer Türkiye'de halkın temsiliyetine dayalı demokratik bir sistem var olacaksa aydın kesiminin de düşünce, söz ve davranışında toplumun çoğunluk kesimini teşkil eden köylü ve çiftçiyi esas alan bir yaklaşım göstermesi gerektiğini söylemektedir. Halkın iradesinin tercümanı olmaktan uzaklaşmış bir sistemin ise demokrasi olarak değil, tam tersine baskı, zorbalık ve gasp idaresi olarak görüleceğini ifade etmektedir.

Ağaoğlu bu elitist düşüncesine rağmen demokrasinin belli bazı kıstaslara sahip olmasının önemli olduğunu söylemektedir. Demokrasinin tanımını yaparken bile onun hangi şekli şartlara tabi olduğunu dile getirmektedir. 

Ağaoğlu'nun saydığı şekli şartlar göz önüne alındığında, aydın kesime biçilen role rağmen, yine de bireyi baz alan bir demokrasi anlayışına sahip olduğu görülmektedir. Bu anlayıştan hareketle, demokraside çoğunluğun hâkim olması, bu çoğunluğun taşıdığı zihniyet ve düşünme tarzının itibar görmesi, çoğunluğun ihtiyacının tatmin edilmesi ile çoğunluğun beklentilerinin ve arzularının millet hayatının üzerinde etkili olması şeklinde tanımlamaktadır. 

Bununla birlikte yönetici azınlığın belirlenmesi sürecinde örgütlenme ve yarışma özgürlüğü yani çok partili siyasi yapı öngörmektedir. Ona göre, yaşadığı yıllarda Türk toplumunun geri kalmasının sebeplerinden bir diğeri de rekabet ortamının yokluğudur. Siyasi partiler ne kadar artar ve çeşitlenirse, o kadar görevlere layık olan kişilerin yetişeceğini ve memleketin hayatının gelişeceğini ifade etmektedir.

Liberal Kemalizm ve bireycilik

Ahmet Ağaoğlu'nun yazmış olduğu eserlere bakıldığında benimsediği bu bireycilik modelinin liberal bir içeriğe sahip olduğu görülmektedir. Bireyi diğer kolektif bütünlerden zihnî ve ahlâkî anlamda yukarıda kabul eden liberalizme göre aklın sahibi ve bunu kullanma beceresine sahip olan birey, kendi varlığı ve geleceğiyle ilgili kesin kararı verecek olan özgür bir varlığa karşılık gelmektedir. 

Bireyin sahip olduğu bu hususun insanların kendi hayatlarına olduğu gibi sosyal hayata da olumlu etkileri olmaktadır. Böylelikle birey davranışlarının ahlâkî sorumluluğunu üstlenmesi sonucunda sorumluluk sahibi bir varlık olmakla birlikte kendi iradesi doğrultusunda davranışlarını tatbik etmesi sonucunda sosyal hayatta bedensel ilişkilerin daha sağlıklı bir şekilde oluşmasını ve bu duruma güvenerek sosyal yapının sağlamlığını ve gelişmesini kuvvetlendirmektedir.

Bireyin kişisel ve sosyal alanlardaki gelişimine yapılan bu liberal vurgudan hareketle Ahmet Ağaoğlu da Türk siyasetinin sosyal yapısının yeniden kurulmaya çalışıldığı bir dönemde yeni yönetici kadronun pratik edeceği politika ve metotları liberal bireycilikten istifade etmek suretiyle belirlemesi gerektiğine inanmaktadır.

Ahmet Ağaoğlu, siyasetçi olmasının da etkisiyle, liberal bireyciliğe ait bu kabullerini detaylı teorik tartışmalardan çok sosyal hayatta ve siyasette sorun olarak saydığı pratik meseleler üzerinden ele almaktadır. Kendi yaşadığı dönemden yüz yıl önce tartışılmaya başlanan “Türkiye neden Batı’nın gerisinde kaldı?” ve “Türkiye’nin ilerlemesi için neler yapması gerekiyor?” şeklindeki sorulara yanıtlar aradığı ve çözümler sunduğu görülmektedir. 

Böylelikle yeni bir siyasî ve sosyal düzen kurmayı hedefleyen Türk modernleşmesinin ancak liberal bir anlayışı esas alması durumunda başarıya ulaşacağına inanmaktadır.

Ahmet Ağaoğlu, liberal bireycilik hakkındaki görüşlerini izah etmeden önce Türk ve Batı toplumlarının zihniyetleri ve yaşayış tarzlarını karşılaştırma olarak ele almaktadır. Türkiye'nin siyasî ve ekonomik yapısının dönüştürülmesi gerektiğine inanmasının da etkisiyle, döneminin birçok modernist düşünürü gibi, Osmanlı'nın toplumsal yapısıyla hesaplaşarak kendi fikirlerinin altyapısını oluşturmaktadır. 

Ona göre kuvvetli toplumlar yalnızca kuvvetli bireylerin olduğu sosyal yapılara karşılık gelmektedir. Bu sebeple Batı'nın modern dönemde gösterdiği siyasî ve ekonomik gelişimin temelinde bireyin başlı başına bir değer olarak korunmasının yer aldığını düşünmektedir.

Ağaoğlu'na göre Batı dünyası siyasî, sosyal, estetik ve fikrî gücünü bireyi kuvvetlendirmesi sayesinde sürdürmektedir. Bu gelişmenin oluşmasında ise birey ile bireyin içinde yaşadığı toplum arasında kurulan olumlu irtibat bulunmaktadır. Toplumun genel yapısı bireye belirli bir ilham vermenin karşılığında bireyin üretkenliği neticesinde çok daha fazlasını ondan geri almaktadır.

Bireyin böyle bir siyasî ve hukukî koruma altına alınması sayesinde Batılı ülkeler kendi insanlarının becerilerinden azami ölçüde istifade etmektedir. Bireye yüklenen anlamı ve değeri Batı ve Doğu toplumlarının ayırt edici hususu olarak değerlendiren Ağaoğlu, Batı toplumlarının baş döndürücü bir gelişim yaşarken Doğu toplumlarının güçlerini yitirmesinin esas sebebini de bireye verilen bu değer farklılığına dayandırmaktadır. 

Batı'da bireycilik ve özgürlük düşüncelerine dayalı bir sistem inşa edilirken, Doğu'da ise tam tersine bireyin hem maddî hem de manevî bakımdan gelişmesine müsaade edilmediğini belirtmektedir.

Ağaoğlu, bütün Doğu toplumlarında olduğu gibi, Osmanlı toplumunun geleneksel düşünme ve yaşama şeklini bireyin gelişimi önündeki en büyük engel olarak tanımlamaktadır. Osmanlı'nın bu geleneksel yapısını Batı karşısında geri kalmasının en önemli nedenleri arasında görmektedir. Bu anlayış ve davranış şekli değişmeden Türkiye'nin siyasî, ekonomik ve sosyal yapısının tam manasıyla değişmeyeceğini ifade etmektedir. 

Ahmet Ağaoğlu, bireyciliğin önemini sıklıkla vurgulamasının yanı sıra, Osmanlı toplumunda bireyciliğin ortaya çıkmamasının nedenlerini detaylı şekilde değerlendirmektedir. Ağaoğlu'nun Türkiye'nin gelişmesi ve kalkınması konusunda kilit role verdiği bireyciliğin Türk toplumunda neden ortaya çıkmadığına ilişkin durum tespiti ve değişiklik teklifi bu sözleriyle belli olmaktadır:

Cahil, kendisinin köle olduğunu bilen ve bu köleliğe tevekkül ve rıza ile kendisini teslim eden bir kadının etrafında büyüyen, ailesi içinde maddî kuvvetin timsali olan babasının -haklı olsun olmasın- her hususta üstün, galip ve hakim olduğunu devamlı olarak seyreden, dışarıdan insanların evinin duvarları, pencerelerinin kafesi, perdeleri, annesinin çarşafı ve peçesi, babasının selamlığı ile ayrılmış olan bir çocuğun ruhunda ferdiyet denilen olayın en menfi tarafları ta çocukluğundan ziyadesiyle gelişmeye başlamaz mı? 

Bizdeki ruhî kusurların kaynağını işte şu geçirdiğimiz çocukluk günlerinde ve o devrin aile etkilerinde aramalıdır. Hayatın en önemli kısmı olan bu devrede alınmış olan etkiler, hayatımızın sonuna kadar bizi takip eder.

Ağaoğlu, Türkiye'nin toplumsal yapısının neredeyse bütün ana unsurlarını bu sözleriyle eleştirir durumdadır. Aile içinde kadın ve erkek arasındaki ilişki biçimi, bu ilişkiden çocukların zihnî ve ahlâkî gelişimine etkisi, Türk evinin dış ve iç mimarî özellikleri ve de kadınların giyim ve kuşamları bu sert eleştirilerden nasibini almaktadır. 

Elbette bu eleştiriler sadece aile hayatıyla sınırlı kalmamaktadır. Ona göre mevcut eğitim anlayışı, eski hükûmet sistemi, dinî anlayış ve edebî ürünler de Türk toplumundaki bireysel erdemlerin yok olmasının ana sorumluları olarak sayılmaktadır.

Ahmet Ağaoğlu, Türkiye'nin gelişmesi ve kalkınmasının bireyi koruyan ve ona özgür hareket alanı sağlayan siyasî ve sosyal bir yapının kurulmasıyla mümkün olacağını ifade etmektedir. Bu yapının kurulması ise bireye ait özgürlüklerin kabul edilmesiyle mümkün olacaktır. 

Ağaoğlu, birçok yazısında, bir siyasi sistemin hayat hakkı, fikir ve eylem özgürlüğü ile bireylerin kişiliklerini geliştirme hakkı başta olmak üzere bireysel özgürlükleri garanti alan bir yapıda oluşması gerektiğine işaret etmektedir.

13 Ekim 2025 Pazartesi

BUNLAR YAZILMAZSA BEN ANLAŞILAMAM

BUNLAR YAZILMAZSA BEN ANLAŞILAMAM 

Yazar ve Gazeteci Falih Rıfkı Atay Atatürk'le ilgili bir anısını anlatıyor:

"Coşkun ve cümbüşlü bir geceden sonra, Çankaya'daki evine gitmiştim. Kendisine dedim ki:

— Şimdiye kadar sizin için ecnebi dillerde yalnız Frenkler yazdılar. Biz yanınızdayız. Sizi onlardan daha iyi tanıyoruz. Müsaade eder misiniz, Yakup Kadri ile ben hayatınız ve eserleriniz hakkında bir kitap hazırlasak?

Bilardo istekasını bırakarak yüzüme baktı:

— Dün geceyi yazacak mısınız?

— Canım efendim, bu kadar hususiyetlere girmeye ne lüzum var?

— Ama bunlar yazılmazsa ben anlaşılamam ki..."

Yorgunluk

YORGUNLUK 

İzmir Zaferi'nden sonra trenle Ankara'ya dönmüştü. Vali daha önceki istasyonlardan birinde kendisini karşılamaya gitti. 

— Nerededir? diye sordu.

— Daha giyinmedi... dediler.

Vali Atatürk'ün ahbabı idi. Biraz teklifsizliğe vurarak kompartıman kapısına kadar gitti. 

— Büsbütün çıplak değilsiniz ya efendim... dedi.

— Hayır ceketsizim. İçeri girdi, 

Atatürk,

— Uyuyamadım, dedi, battaniye yastık koymamışlar. Koluma dayandım, ağrıdı. Ceketimi yastık yapayım dedim, üşüdüm. Uyuyamadım, kalktım.

— Peki, ama efendim niçin haber vermediniz? 

Gülümseyerek cevap verdi. 

— Hepsi de benim kadar uykusuzdurlar. Rahatsız etmek istemedim.

Falih Rıfkı Atay

7 Ekim 2025 Salı

Mecdi Boysan (Mustafa Mecdi Nizami Baysan)

Mustafa Mecdi Nizami Baysan (1886, Gümülcine - 25 Aralık 1956, Ankara), Türk iş insanı, CHP Edirne eski milletvekili.

Tarım, ticaret, taahhüt ve sanayi ile uğraştı. V. dönem TBMM'de Edirne milletvekili olarak görev yaptı. Mustafa Kemal Atatürk'ün kızkardeşi Makbule Hanım ile evli idi.

Yaşamıü

1886 yılında Gümülcine'de doğdu. Babası Ömer Hamdi Bey, annesi Nazmiye Cemile Hanım'dır.

I. Dünya Savaşı'ndan sonra Türkiye'de Millî Mücadele'nin başladığı dönemde İstanbul'da, Mustafa Kemal Paşa'nın kızkardeşi Makbule Hanım ile evlendi. Milli Mücadele yıllarında İstanbul ile Ankara arasında gidip gelerek haberleşme sağladı; ordunun gereksinimi olan tayyare bezi, telefon teli, sırt çantası, kaputluk bez, fişek gibi maddelerin temini konusunda çalıştı; akaryakıt ticareti yaptı.

1924'te Kemerburgaz'a bağlı Alibeyköy'de bir çiftlik kurarak arıcılık, sütçülük, tavşancılık, fidancılık, sebzecilik ve meyvecilik ile uğraştı. 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile Türkiye İş Bankası, Türk cam sanayiini kurmakla görevlendirilmişti. Mecdi bey, Şişe ve Cam Fabrikası Şirketi'nin İdare Meclisinde yer aldı. Soyadı Kanunu çıktığına "Boysan" soyadını aldı.

1935 genel seçimlerinde 360 oy alarak Cumhuriyet Halk Partisi Edirne milletvekili seçildi. Mecliste iktisat encümeni üyesi oldu. Yurtdışından getirilecek radyolarla yedek parçaların vergi ve resimden muafiyetleri hakkında bir kanun teklifi vardır. 1939 yılında milletvekilliği sona erdi.

1946 yılında Makbule Atadan'dan ayrılan Mecdi Boysan, 25 Aralık 1956 tarihinde 70 yaşında iken öldü. Fransızca, Almanca, Rumca ve Arapça bilirdi.


3 Ekim 2025 Cuma

Çankaya Köşkü (1935)

Çankaya Köşkü (1935)

Çankaya Köşkü, Türkiye'nin başkenti Ankara'da 1923-2014 yılları arasında cumhurbaşkanlarının ikamet ettiği komplekstir. 

2014 yılından itibaren cumhurbaşkanlığı resmî konutunun Cumhurbaşkanlığı Sarayı olmasıyla, başbakanlar tarafından kullanılmaya başlandı. 

2017 Anayasa değişikliği referandumunun ardından yapılan 2018 genel seçimleri ile birlikte köşk, başbakanlık makamının kaldırılmasıyla kurulan cumhurbaşkanı yardımcısı makamı tarafından kullanılmaya başlandı.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı forsu

Köşk, Ankara'nın merkezi olan Kızılay Meydanı'nın yaklaşık 5 kilometre güneyindedir ve rakımı 1.071 metredir. Çankaya Köşkü, 1,77 km² büyüklüğünde bol ağaçlı ve halka kapalı bir arazi içinde kuruludur.

Yapılar

Müze Köşk

Atatürk Müze Köşkü olarak adlandırılan bina, Cumhurbaşkanlığı kompleksi içindeki ilk yapıdır.

Mustafa Kemal Atatürk'ün köşkün kütüphanesinde çalışırken çekilmiş bir fotoğrafı, 16 Temmuz 1929

Ankaralı bir Ermeni tüccar tarafından 1800'lü yılların son çeyreğinde yaptırılan ve sonrasında kentin zengin ailelerinden Bulgurzadeler'in eline geçen Kasapyan Köşkü olarak bilinen bağ evi, Ankara Müftüsü Rifat Efendi'nin gayretleriyle halk arasında toplanan 4500 lira bağış sayesinde Bulgurzade Tevfik Efendi'den alınır ve Mustafa Kemal'e hediye edilir. Mustafa Kemal, Ziraat Mektebi ve Direksiyon binasından sonra, Ankara'daki yıllarını 1921 yılında yerleştiği bu bağ evinde sürdürür.

Atatürk, bugün müze olan Köşkte, 1921 ile 1932 yılları arasında kaldı. Annesi Zübeyde Hanım ve eşi Latife Hanım da bir süre burada oturdular. Kasapyan Köşkü, 1924 yılında Mimar Vedat ve Mimar Arif Hikmet Beylerin yaptığı ilavelerle bugünkü durumuna getirildi.

Müze Köşk'ün methal taşlık olarak anılan girişinden hole geçilir. Ortasında bilardo masası, tam karşı köşede piyano bulunan hole açılan üç kapıdan sağdaki ile yeşil salona, karşıdaki ile yemek salonuna, soldaki ile ise elçi kabul salonuna geçilir. Yine solda, üst kata çıkan merdivenler bulunur. Üst katta ise geniş bir sofa, çalışma odası, kütüphane, yatak odası, oturma odası ve banyo vardır.

Mustafa Kemal Atatürk, ziyaretçilerini, büyükelçileri, yerli yabancı misafirlerini, gazetecileri bu küçük Köşk'te kabul eder ve ağırlardı. Dünya'da tarihi değeri olan pek çok bina, ünlerini büyüklüklerine ve mimarlarına borçludurlar. İlk Çankaya Köşkü'nün ise maddi bir büyüklüğü olmadığı gibi, mimarı da belli değildir. Atatürk'ü izleyen Cumhurbaşkanları da Çankaya'daki yeni Pembe Köşk'te günün ihtiyaçlarından doğan küçük değişikliklerle, Atatürk'ten gelen yaşayışı sürdürmüşlerdir.

Pembe Köşk

Bakınız : Pembe Köşk (Çankaya Köşkü)
Çankaya Köşkü, Müze Köşk'ün hemen sağ tarafında ve onun bittiği yerde başlayan sütunlu, pembe tarihi bir yapıdır.

Yapımına 1931 yılında başlanılan ve ilk yıllarda Yeni Köşk olarak da adlandırılan Çankaya Köşkü 1932 yılı ekim ayında tamamlandı.

Pembe Köşk'ün üç cephesi de Ankara taşı ile çevrilidir. Alt katı bodrum ve genişçe bir teras üzerine iki kat olarak inşa edilen Çankaya Köşkü'nün birinci katı, çalışma ve misafirlerin kabulleri, üst katı ise ikametgâh için düzenlenmiştir. Çankaya Köşkü'nün çalışma ve kabul salonlarının bulunduğu birinci katına, binanın her dört cephesindeki kapılarla da giriş yapılabilmektedir.

Türk Bayrağı'nın dalgalandığı büyük gönder, Köşk'ün sağ ön tarafında ve Gül Bahçesinin duvarlarının başladığı köşededir. Çankaya Köşkü'nün günlük kullanım kapısı, 19 taş basamaklıdır. Terasında köşeli küçük havuz ile bir çiçek bölümü vardır. Yabancı Devlet Başkanları'nın Köşk'ü ziyaretlerinde ise, ön cephedeki geniş merdivenler ile aynalı salonun terasa açılan kapısı kullanılmaktadır.

Camlı Köşk


Çankaya yerleşkesi içinde Atatürk'ün anısını yaşatan üçüncü bina olan Camlı Köşk, 1935 yılında Atatürk tarafından kız kardeşi Makbule Atadan'ın ikameti için yaptırılmıştır.

Mimar Seyfi Arkan tarafından yapılmış, 1936 yılında tamamlanarak hizmete açılmıştır. Tek katlı bir yapı olan Camlı Köşk, 1951-1954 yılları arasında Türkiye'yi ziyaret eden yabancı Devlet Başkanlarına ikametgâh olarak tahsis edilmiştir. 1954-1970 yılları arasında Başbakanlık ve Senato Başkanlığı ikametgâh olarak kullanılmıştır.

1985 yılında yeniden düzenlenmiş, 1994'te restorasyonuna başlanmış olan Camlı Köşk, restorasyon çalışmaları tamamlandıktan sonra, 1996 yılı başında tekrar yabancı Devlet Başkanlarını konuk etmek üzere kullanılmaya başlanmıştır.

Başyaverlik Binası

Başyaverlik binasının yapım tarihine ilişkin kesin bir bilgi yoktur. Kimi kayıtlarda 1922'de yapıldığının belirtilmesine karşın 1924 yılına ilişkin bir anı kitabında "Yaveran Binası" olarak belirtilen fotoğraftaki bina ile bugünkü bina arasında bir ilişki bulunmamaktadır.

Tek katlı kâgir bir bina olan Başyaverlik binasının pek çok restorasyon ve onarım geçirdiği, kimi bölümlerin sonradan eklendiği anlaşılmaktadır. Yine binanın arkasındaki bir taşlıkta 1928 tarihinin yazılı olduğu, ancak bunun, binanın yapımı sırasında mı yoksa bir restorasyonda mı yazıldığı bilinmemektedir.

Hizmet Binası

Cumhurbaşkanlığında mevcut binaların ihtiyacı karşılamaması üzerine yapılmıştır. 4 Nisan 1986 günü temeli atılan bina 1993 yılında hizmete açılmıştır. Projesi mimarlar Mustafa Aytöre ve Orhan Genç tarafından hazırlanan binada; toplantı, kabul ve resepsiyon salonları bulunmaktadır.

Sığınak

Çankaya'da bir atom sığınağı da yer alıyor. 1940'lı yıllarda İsmet İnönü'nün cumhurbaşkanlığı döneminde inşa edilen sığınak, köşk binasının 50 metre arkasında yer alıyor.

Çelik bir kapıdan girilen sığınak, Ankara'ya muhtemel bir nükleer saldırı durumunda Cumhurbaşkanının çalışacağı mekân olarak planlandı. Her türlü ayrıntının düşünüldüğü bölmede mütevazı bir banyo, masalara yerleştirilmiş küçük kuru çiçekler, banyo terlikleri ve 1940'lı yıllardan kalma bir barometre var.

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel sığınağa hiç girmemesini geçmişte istismar edilmesine bağlarken, onun bahsettiği dönem İsmet İnönü'nün cumhurbaşkanlığı döneminde yaşanan II. Dünya Savaşı günleriydi. Demirel, halkın tepesine bomba atılacağı bir ülkede "Cumhurbaşkanı Çankaya'da sığınak buldu." diye laf çıkmasının kendisini o güne kadar sığınağa girmemeye yönelttiğini belirtti.

Piramit Salon

Çankaya Köşkü'nün en yeni salonu 22 Kasım 1999'da açılan ve tam bir teknoloji harikası olarak tanımlanan Piramit Salon'dur. ABD Başkanı Bill Clinton'ın Ankara ziyaretine teknik aksaklıklardan dolayı yetişmeyen Piramit Salon'un ilk misafiri Finlandiya Cumhurbaşkanı Martti Ahtisaari oldu.

Salonda simultane tercüme için gereken araçlar, ses cihazları ve kameralar bulunuyor. Duvarları ses yalıtımı için özel olarak kaplandı. Kırmızı rengin hâkim olduğu salonda kameraların rahatça çekim yapabilmeleri için ayrı bir de bölüm oluşturuldu.

Günümüzdeki durumu

Bakınız : Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Türkiye)

10 Ağustos 2014 tarihinde 12. Cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan, Başbakanlık binası olarak tasarlanan ve 1150'den fazla oda bulunan Atatürk Orman Çiftliği'nde yapılan binanın "Cumhurbaşkanlığı Sarayı" olduğunu açıkladı.

Çankaya Köşkü'nün ise Başbakanın yeni makamı olacağını açıkladı. Başbakan, Çankaya Köşkü'nü sadece makam ve özel davetlerde kullanmaktaydı. Başbakanlık yardımcıları Başbakanlık Merkez Binası'nda kalmaya devam etmekteydi.

Günümüzde yapı, 10 Temmuz 2018 tarihinden itibaren Cumhurbaşkanı Yardımcısı tarafından resmî ikametgâh olarak kullanılmaktadır. Güncel olarak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından resmi olmasa da halen kullanılmaktadır.

Ayrıca bakınız

  • Cumhurbaşkanlığı Sarayı
  • Huber Köşkü
  • Vahdettin Köşkü
  • Dolmabahçe Sarayı Çalışma Ofisi
  • Yıldız Sarayı
  • Cumhurbaşkanlığı Ahlat Köşkü
  • Cumhurbaşkanlığı Marmaris Devlet Konukevi

İSMET İNÖNÜ, ALMAN TELEVİZYONU’NUN ATATÜRK’E VE TÜRK DEVRİMİ’NE İLİŞKİN SORULARINI CEVAPLIYOR

İSMET İNÖNÜ, ALMAN TELEVİZYONU’NUN ATATÜRK’E VE TÜRK DEVRİMİ’NE İLİŞKİN SORULARINI CEVAPLIYOR (BASINIMIZDA BİLİNMEYEN BİR SÖYLEŞİ) Prof. Dr....